Showing posts with label Kıbrıs Rum. Show all posts
Showing posts with label Kıbrıs Rum. Show all posts

Tuesday, 4 July 2017

BM Rum tarafından yeni bi öneri paketi istedi

Esra Aygın 

Birleşmiş Milletler, Kıbrıs Rum tarafının, yönetim ve güç paylaşımı, mülkiyet, toprak, güvenlik ve garantiler, ve Türk ve Yunan vatandaşlarına eşit muamele konularındaki önerilerinden oluşan paketi kabul etmeyerek kendilerinden yani bir öneri paketi hazırlamalarını istedi.

Crans Montana’da devam etmekte olan Kıbrıs Konferansı’nda, dün Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları, BM’ye, açıkta kalmış olan temel konulardaki – yani  yönetim ve güç paylaşımı başlığı altında etkin katılım ve dönüşümlü başkanlık, mülkiyet başlığı altında kimlerin mülklerine dönme önceliği olacağı, toprak başlığı altında toprak düzenlemelerine tabi olacak bölgeler, Türk ve Yunan vatandaşlarına eşdeğer muamele ve güvenlik ve garantiler – önerilerini bir paket şeklinde sundular. Garantör devletler Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık ise sadece güvenlik ve garantiler başlığında öneri sundu.

Diplomatik kaynaklardan alınan bilgiye göre, BM, Kıbrıs Rum tarafının önerilerinin Genel Sekreter Antonio Guterres’in geçtiğimiz gün müzakerelerin devamı için çizdiği çerçevenin dışında olduğunu belirtti. Özellikle yönetim ve güç paylaşımı başlığı altındaki önerilerin sorunlu olduğu öğrenildi.

Bu talep üzerine, Rum tarafı önerilerini yeniden şekillendirerek BM’ye sundular.

BM’nin Kıbrıs Türk tarafı, Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık’ın önerilerini çerçeveye uygun bulunduğu belirtiliyor.

BM, tarafların önerilerinin Genel Sekreter Guterres'in çizdiği çerçeveye uygun olup olmadığını ölçmek için bir puanlama sistemi kullanıyor.

Cuma günü Crans-Montana’ya gelen BM Genel Sekreter Guterres, müzakerelerin, temel konuları içeren bir paket üzerinden devam etmesi konusunda taraflar arasında bir mutabakat sağlamış, bu paketin, süreci kapsamlı bir çözüme taşıyabileceğini belirtmişti. Söz konusu paket anlayışı çerçevesinde, tarafların yönetim ve güç paylaşımı, mülkiyet, toprak, Türk ve Yunan vatandaşlarına eşdeğer muamele ve güvenlik ve garantiler konularını birbiri ile bağlantılı şekilde ele alarak karşılıklı, eş zamanlı adımlar atabilecekleri öngörülmüştü.


Ancak kaynaklar, paket anlayışına rağmen dün, tarafların, ellerindeki müzakere kartlarını açmak için hala karşı tarafın elini görme eğilimi içinde olduklarını vurguladı.

Sunday, 1 February 2015

İngiliz Yüksek Komiseri Ric Todd ile Röportaj (30 Ocak 2015)



Britanya Yüksek Komiseri Ric Todd uyardı:

Kimse Statükonun Devam Edeceğini Varsayamaz


STATÜKO DEVAM ETMEZ: BRİTANYA YÜKSEK KOMİSERİ TODD DÜNYADA YAŞANAN GELİŞMELERE, KIBRIS’IN KONUMUNA, VE ÖZELLİKLE DE DOĞU’DAKİ KOMŞULARINA BAKILDIĞINDA, ARTIK HİÇ KİMSENİN STATÜKONUN DEVAM EDEBİLECEĞİ VARSAYIMINDA BULUNAMAYACAĞINI BELİRTTİ.

ÇÖZÜM RİSKİ Mİ ÇÖZÜMSÜZLÜK RİSKİ Mİ: TODD, KIBRISLILARIN CEVAPLAMASI GEREKEN SORUNUN ARTIK, ‘STATÜKONUN DEVAM ETMESİNİ Mİ, YOKSA ÇÖZÜM RİSKİNİ ALMAYI MI TERCİH EDİYORSUNUZ?’ DEĞİL, ‘ÇÖZÜM RİSKİNİ Mİ, YOKSA ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN RİSKİNİ Mİ ALMAYI TERCİH EDİYORSUNUZ?’ OLDUĞUNU SÖYLEDİ.

ANLAŞMAZLIKLARIN TEMELİNDE GÜVENSİZLİK VAR: BRİTANYA YÜKSEK KOMİSERİ, KIBRIS TÜRK VE KIBRIS RUM TARAFLARI ARASINDA GÜVENSİZLİK OLDUĞUNU, YAŞANAN ANLAŞMAZLIKLARIN TEMELİNDE DE BU GÜVENSİZLİĞİN YATTIĞINI VURGULADI.


Esra Aygın

Britanya Yüksek Komiseri Ric Todd, dünyada yaşanan gelişmelere, Kıbrıs’ın konumuna, ve özellikle de Doğu’daki komşularına bakıldığında, artık hiç kimsenin statükonun devam edebileceği varsayımında bulunamayacağını belirtti.

Todd, “Artık Kıbrıslıların cevaplaması gereken soru ‘statükonun devam etmesini mi, yoksa çözüm riskini almayı mı tercih ediyorsunuz?’ değil. Kıbrıslıların cevaplaması gereken soru, ‘çözüm riskini mi, yoksa çözümsüzlüğün riskini mi almayı tercih ediyorsunuz?’dur. Bu konuya bu açıdan bakmak çok önemli” dedi.

Britanya Yüksek Komiseri, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin müzakerelerin yeniden başlatılması çabalarını desteklediklerini belirterek, her iki tarafı da yapılandırılmış müzakerelere dönmeye teşvik ettiklerini vurguladı.

Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları arasında güvensizlik sorunu bulunduğunun altını çizen Todd, masadaki konular üzerinde yaşanan anlaşmazlıkların temelinde de bu güvensizliğin yattığını vurguladı.


Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları arasındaki müzakerelerin yeniden başlayabilmesi için yoğun bir çaba içerisinde. Siz de bu çabaları destekliyorsunuz. Tarafları müzakere masasına döndürmek için ne yapılıyor?
Todd: Yılbaşı döneminde Sayın Eide müzakerelerin olumlu bir ortamda yeniden başlamasına olanak sağlayacak bir gelişme için her iki tarafla da çok yoğun bir şekilde çalıştı. O da, biz de hep şunu söylüyoruz: Olay sadece müzakerelerin yeniden başlaması değil, olumlu bir ortamda yeniden başlamasıdır. Sayın Eide söz konusu çabalarının - bir başarıya çok yaklaşılmasına rağmen - sonuç vermediğini düşünüyor. Müzakerelerin başlayamamasında her iki tarafın da sorumluluğu olduğuna inanıyor ve tarafları masaya getirmek için çabalarına devam edecek. Tabii ki biz de bu amaçla çabalarımıza devam edeceğiz. Biz Sayın Eide’nin çok iyi bir iş çıkardığını düşünüyoruz ve BM Güvenlik Konseyi’nin tümü gibi biz de onun çabalarını destekliyoruz. Bu bağlamda, Kıbrıs sorununun çözümü için şu anda çok güçlü bir uluslararası destek var.

Bu çabaların ne olduğunu sorabilir miyim?
Todd: Çözüm müzakerelerinin dinamiği çok ilginçtir. Müzakereler tüm Kıbrıslılar için elbette çok önemlidir ve kapalı kapılar ardından ne konuşulduğunu insanlar bilmek isterler. Öte yandan, tecrübeli bir arabulucu olan Sayın Eide, taraflar arasında güvenin oluşması için gizliliğin temin edilmesi gerektiğini savunacaktır. Tabii ki bu gizlilik, şeffaflık ve dürüstlüğe halel getirmez. Geçmişte müzakere edilen konuların veya tartışmaların henüz olgunlaşmadan yanlışlıkla veya isteyerek basına sızmış olması pek de olumlu sonuçlar doğurmadı. Bu nedenle, Sayın Eide’nin her zaman ne yapmaya çalıştığını açıklayamayacağı gerçeğini anlamamız, buna anlayış göstermemiz gerekiyor.

Türk tarafı yeni bir NAVTEX yayınlanmasına rağmen, bir iyi niyet göstergesi olarak Barbaros’u Mağusa açıklarında tutuyor. Anastasiadis ise hidrokarbon konusunu müzakere masasında görüşmeyi kabul etti. Ancak uzlaşma yönünde atılan bu adımlara rağmen tıkanıklık aşılamadı. Müzakerelerin yeniden başlaması için ne yapılması gerekiyor?
Todd: Sayın Eide hem Rum tarafından hem de Türk tarafından bazı iyi niyetli adımların atıldığını kabul ediyor. Ancak bu adımlar müzakerelerin yeniden başlaması için yeterli olmadı. Dolayısıyla, Sayın Eide, müzakerelerin yeniden başlayabilmesi için daha nelerin yapılabileceği arayışını sürdürecek. Hem siyasette, hem diplomaside, hem gazetecilikte günlük sorunlarla karşılaştığınızda, asıl elde etmeye çalıştığınızın ne olduğunu hatırlamak çok önemlidir. Gözünüzü hedefte tutmalı ve raydan çıktığınızda, yola çıkarken varmayı amaçladığınız yerin neresi olduğunu hatırlamalısınız. Söz konusu sürecin ne olduğunu kendi kendimize sürekli olarak hatırlatmamız çok önemli. Bu süreç, Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesini amaçlayan bir süreçtir.

Sizce taraflar çözümsüzlüğün bizlere ne kaybettirdiğinin farkında mı?  Todd: Burada bulunduğum beş ay içerisinde gördüğüm şey şu: Her iki tarafta da bir çözüme varmak konusunda samimi bir istek var... Ve şunu da net şekilde görebiliyorum ki, geçmişte ‘eğer hiçbir şey olmazsa, statüko devam eder,’ varsayımı hakimdi. Yani, başka bir deyişle, insanlar statükoyu beğenmiyordu belki, ama buna alışmışlardı ve dayanılabilir olduğunu düşünüyorlardı. Ancak, şu anda dünyada yaşanan gelişmelere, Kıbrıs’ın konumuna, özellikle de Doğu’daki komşularına, Suriye’ye, Irak’a baktığımızda, artık hiç kimsenin statükonun devam edeceği varsayımında bulunabileceğini düşünmüyorum. Bu, insanların her zaman akıllarında tutmaları gereken bir gerçek. Yeniden birleşmenin her iki tarafa da sağlayacağı faydalar açık. Yani bir çözüme doğru ilerlemek için çok güçlü olumlu nedenlerin yanında, aynı zamanda olumsuzlukları engellemeye dair nedenler de var.


Kıbrıs’ın çözümsüzlük durumunda Doğu’daki komşuları gibi bir kaos ortamına sürüklenebileceğini mi söylüyorsunuz?
Todd: Şiddet tehdidinde bulunuyormuş gibi görünmek istemem... Ancak hiç de uzağınızda olmayan olayların Kıbrıs’a sıçramayacağından emin olamazsınız. Terörizm tüm Avrupa’yı tehdit ediyor ve hiçbir ülke bundan muaf değil.

Birleşmiş bir Kıbrıs terörizm tehdidine karşı daha güçlü bir pozisyonda mı olur?
Todd: Birleşmiş bir Kıbrıs, Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların karşılaşacağı her türlü zorluk ve tehdit için daha güçlü bir pozisyonda olur, evet.

Kıbrıs’ta bir çözüm bölgedeki sorunlar göz önünde bulundurulduğunda, şimdi daha büyük bir önem mi kazandı?
Todd: Bölgedeki sorunlar, dünyadaki gidişat, sadece şu anki tehditler değil ama 21. yüzyılın getirdiği ve getireceği tüm zorluklar, Kıbrıs’ta bir çözümü, eskiye göre çok daha önemli kılıyor. Artık Kıbrıslıların cevaplaması gereken soru ‘statükonun devam etmesini mi, yoksa çözüm riskini almayı mı tercih ediyorsunuz?’ değil. Kıbrıslıların cevaplaması gereken soru, ‘çözüm riskini mi yoksa çözümsüzlüğün riskini mi almayı tercih ediyorsunuz?’dur. Bu konuya bu açıdan bakmak çok önemli. Her iki tarafı da yapılandırılmış müzakerelere dönmeye teşvik ediyoruz çünkü bu herkesin faydasına olacaktır. Kıbrıslılar veya diğer ilgili taraflar beğensinler veya beğenmesinler, Britanya’nın Kıbrıs’ta bir ajandası var ve bu ajanda gizli değil. Tamamıyla açık. Biz Kıbrıs sorununun çözülmesini istiyoruz ve bunun için çaba sarf ediyoruz. Çözüm elbette uzlaşmayı ve bazı ödünleri gerektiriyor... Liderler üzerinde farklı baskıların olması da anlaşılabilirdir. Ancak burada önemli olan şu ki, uluslararası toplum burada bir çözümü destekliyor ve bunun için yapabileceği her şeyi yapmaya hazırdır. Ancak aynı zamanda Güvenlik Konseyi kararlarında belirtilen bir noktayı hatırlatmak istiyorum: “Bir çözüme varmak ilk önce ve en başta Kıbrıslılara düşmektedir.”

Gelişmeleri yakından takip eden biri olarak müzakerelerin yakında yeniden başlayabileceğine şans veriyor musunuz, yoksa işler Nisan sonrasına mı kalır?
Todd: Bu konuda alternatif senaryolar var. Bu senaryolardan biri de Nisan’a kadar hiçbir şeyin olmaması. Ancak ben seçimlerin müzakere sürecini engellemesini asla kabul etmem ve dürüst olmak gerekirse Sayın Eide’nin de bunu kabul ettiğini düşünmüyorum. Dolayısıyla, yakın gelecekte hiçbir şeyin yapılamayacağı düşüncesini kabul etmemeliyiz. Bir çözüme ulaşma ihtiyacı ortadadır.

Anladığım kadarıyla Eide, tarafları masaya getirme çabalarının yanı sıra, başladıktan sonra müzakerelerin daha etkin ve hızlı ilerlemesi için de çalışmalar yapıyor? Bu doğru mu?
Todd: Sayın Eide ve ekibi, bu görevi aldıkları andan itibaren çok yoğun bir şekilde masadaki konuların en iyi şekilde nasıl ele alınabileceği konusunda çalışıyorlar. Dolayısıyla BM, müzakereleri, taraflarla birlikte ileriye götürmeye hazırdır. Bu nedenle müzakerelerin yeniden başlaması çok önemli. Dediğim gibi, her iki tarafta da çözüm için güçlü bir istek olduğunu hissediyorum. Ortak açıklama yol göstericidir. Öyleyse iş, al-ver sürecine geçmeye kalmıştır. Her iki tarafın da çözüm için belli ödünler vermesi, uzlaşmaya varması gerekmektedir. Ancak bu ödünlerin dengeli olması gerekiyor. Ortaya çıkan sonuçla ilgili tarafların rahat olması gerekiyor. Dolayısıyla, müzakerelere yeniden başlayıp en zorlu konularda belli uzlaşmalar yakalarsanız, tüm diğer konular yerine oturacaktır.

Sizce taraflar samimi olarak çözüm istiyor mu?
Todd: Eğer liderliklerden ve müzakereleri yürütmekten sorumlu kişilerden bahsediyorsak – ki bu konuda dürüst olmamız gerekiyor – aralarında güvensizlik var. Güvensizlik duruma yardımcı olmuyor tabii ki. Ve ben çoğu zaman, masadaki konuların, yani güvenlik, mülkiyet, toprak, garantiler, hidrokarbonlar – ki bu konu masada olsun veya masanın oralarda bir yerlerde olsun, fark etmez – aslında temel sorun olan güvensizliğin yerine geçtiğini düşünüyorum.    

Bu güvensizlik sorununu nasıl aşabiliriz peki? Birbirine en basit konularda bile güvenemeyen taraflar, nasıl ortak bir şekilde bir federasyonu yönetecekler?
Todd: Çok haklısınız. İki liderin vardığı çözüm her iki tarafta referanduma sunulacak. Eğer referandumda iki taraftan da evet çıkarsa, bu Kıbrıs sorununun sonu olmayacak. Sadece o faslın sonu olacak. Ve bir sonraki fasıla geçilecek. Andreas Mavroyannis’in deyimiyle o noktadan sonra, Kıbrıslılar el-ele bir geleceğe yürüyecekler. İşte bu nedenle BM, sürekli olarak taraflara ve liderlere olumlu söylemler geliştirmeleri ve çözümün faydalarını halka anlatmaları çağrısında bulunuyor. BM liderlerin sorumluluğunun sadece bir çözüm için çalışmak değil, insanları hem referanduma hem de ortak bir geleceğe hazırlamak olduğunu söylüyor. Bu çok önemli... Kıbrıs’a uzun yıllar AB ile ilgili çalışmalar yaptıktan sonra geldim. AB’de temel anlayışlardan biri, ‘dayanışma’ kavramının alınan bir kavram olmadığıdır. Eğer dayanışma gösterirseniz, size dayanışma gösterilir. İnsanlar çok yanlış bir şekilde dayanışmanın alınan bir şey olduğunu düşünüyorlar. Hayır öyle değil. Dayanışma karşılıklıdır.






Tuesday, 12 August 2014

Rum Başkanlık Sözcüsü Nikos Hristodulidis ile Röportaj (Havadis Gazetesi, 26 Temmuz 2014)


Hristodulidis: Anastasiades toplantıyı terk etmedi

Rum Başkanlık Sözcüsü Nikos Hristodulidis Perşembe günü gerçekleşen liderler görüşmesini Havadis’e anlattı…

Hristodulidis, Kıbrıslı Türk Lider Derviş Eroğlu ve Kıbrıslı Rum Lider Nikos Anastasiades’in ne süreçte bundan sonra izlenecek yöntem ne de güven artırıcı önlemeler konusunda herhangi bir anlaşmaya varamadığı toplantının tutanaklarını Havadis Yazı İşleri Müdürü Hüseyin Ekmekçi ve Esra Aygın’a aktardı.


Ben kül tablası atarım, gözlük atmam
Röportajımızın başında Hristodulidis’i ofisinden telefonla arayan Kıbrıslı Rum Lider Anastasiades, “Söyle onlara ben kül tablası atmakla bilinirim, gözlük atmam,” dedi.

Perşembe günkü görüşmede Sayın Anastasiades ve Sayın Eroğlu arasındaki toplantının çok gergin geçtiği, Sayın Anastasiades’in sigara içtiği, gözlüklerini fırlattığı ve toplantıyı terk ettiği iddia ediliyor. Siz de görüşmedeydiniz. Bize yaşananları anlatır mısınız?
Hristodulidis: Öncelikle şunu söylemeliyim, Sayın Anastasiades her görüşmede mutlaka sigara içer. Sürecin başında Sayın Eroğlu ile Chateau Status’te yaptıkları ilk toplantıda, Anastasideas, Eroğlu’na “Sigara içebilir miyim?” diye sormuştu. Eroğlu da: “Bir doktor olarak içmemeni tavsiye ederim tabii, ama istersen içebilirsin,” diye cevap vermişti.

Ordulardan bilgi talebine ret

Perşembe günkü toplantıda iki lider bildiğiniz gibi önce antropoloji laboratuvarını ziyaret ettiler. Bu konuda, Anastasiades, Eroğlu’na ortak bir açıklama yayınlayarak, 1964 ve 1974 yıllarında yaşanan olaylara müdahil olan tüm ordulardan – Britanya, BM, Türkiye, Yunanistan - ellerindeki bilgileri paylaşmaları ve arşivlerini açmaları çağrısında bulunmayı teklif etti. Sayın Eroğlu askerle ilgili endişelerinden dolayı bu teklifi reddetti.

Daha sonra toplantıya geçildi. Toplantılarda ilk sözü her seferinde liderlerden biri alıyor. Bu kez başlama sırası Sayın Eroğlu’ndaydı. Eroğlu, “Bugün bizim için ikinci aşama tamamlandı. Üçüncü aşama olan al-ver aşamasına geçmemiz gerekiyor” dedi. Aynı zamanda belli güven artırıcı önlemler konusunda görüş birliği olduğuna inandığını ve bunların da halka açıklanması gerektiğini söyledi. Son olarak ise, 29 Ağustos’ta al-ver aşamasına geçilmesini ve Genel Sekreter’in ziyaret edilmesini önerdi.

Sonrasında söz alan Sayın Anastasiades ise, her iki tarafın da tüm özlü konularda masaya öneri koymuş olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Belli önerileri içerik olarak memnun edici bulmasak da tüm konuların masaya konmuş olması bizim için çok önemli. Bu bizim baştan beri istediğimiz bir şeydi. Eroğlu başta bunu yapmak istemiyordu ama daha sonra bu konuda ikna oldu.

Eroğlu: Downer belgesini kabul etmiyorum

Anastasiades sözlerine devamla, “Üçüncü aşamaya geçmek istiyorsunuz ama bunu yapmak için yöntem üzerinde mutabakata varmamız lazım ki, bir müzakere, bir tartışma zeminimiz olsun,” dedi. Eroğlu’nun “zemin yakınlaşmalardır” demesi üzerine, Anastasiades kendisine, hangi yakınlaşmalardan bahsettiğini sorarak, “Downer belgesinden bahsediyorsanız, sizin önerileriniz ve Downer belgesi arasında, 29 farklılık var. Ki bu rakama henüz incelemediğimiz AB, ekonomi ve toprak önerileriniz dahil değil,” dedi.
Eroğlu buna karşılık: “Hayır, Downer belgesini kabul etmiyorum. Hiçbir zaman Downer belgesindeki yakınlaşmaları kabul ettiğimi söylemedim. Benim yakınlaşma olarak kabul ettiğim şeyler, Hristofyas ile Talat ve daha sonra da benimle vardığı mutabakatları içere 31 adet belgedir. Bahsettiğim yakınlaşmalar bunlardır,” dedi. Anastasiades ise, “Bahsettiğiniz 31 belge, Downer’in belgesini hazırlamak için kullandığı belgelerdir” diyerek BM’den bu bilgiyi teyit etmesini talep etti.

BM, Downer belgesinin bu 31 belgeye dayandığını teyit etti mi?
Hristodulidis: Evet etti. BM, “Downer belgesini hazırlamak için bu bahsi geçen 31 belgeyi kullandık,” dedi.

Her halükarda, Eroğlu’nun bahsettiği 31 belge ile Kıbrıs Türk tarafının önerileri arasında da – en başta egemenlik konusu olmak üzere - farklılıklar var. Dolayısıyla, Anastasiades, “Hangi yakınlaşmalardan bahsettiğinizi anlamıyorum” diyerek daha önce önermiş olduğu yöntemle Anastasiades-Eroğlu yakınlaşmalarının oluşturulması teklifini yineledi. Ama Sayın Eroğlu bunu kabul etmedi.

Biliyorsunuz, Sayın Anastasiades, her iki tarafın da, anlaşılan konular, anlaşılmaya yakın konular ve anlaşılamayan konulardan oluşan üç sütunlu bir liste çıkarması, ve üçüncü aşamada anlaşılamayan konulara yoğunlaşarak al-ver’e gitmesini önermişti. Ancak Eroğlu bu öneriyi reddetti.

Böyle bir çalışma yapmak çok uzun bir zaman almayacak mı?
Hristodulidis: Hayır. Anastasiades, Eylül başına kadar iki tarafın bu üç sütunlu listeyi hazırlamasını, Eylül başında müzakerecilerin bu listeleri alarak Eylül sonuna kadar ortak bir belge oraya çıkarmasını ve bu ortak belgenin Ekim başı başlayacak üçüncü aşama için zemin oluşturmasını önermişti.

Peki görüşmede bu noktadan sonra neler yaşandı?
Hristodulidis: Eroğlu’nun bu öneriyi reddetmesi üzerine Anastasiades yeni bir öneride bulundu ve, “ Öyleyse, 11 Şubat ortak açıklamasından başlayalım ve o günden itibaren birbirimize sunduğumuz önerilerdeki yakınlaşmaları not edelim. İkinci sütuna da farklılıklarımızı yazalım, ve üçüncü aşamaya bu farklılıkları ele alarak  başlayalım,” dedi. Ancak Sayın Eroğlu bunu da reddetti.

Sayın Eroğlu bu iki öneriyi reddetme gerekçelerini ortaya koydu mu?
Hristodulidis: Hayır.
İki lider, herhangi bir konuda uzlaşmaya varamayınca Sayın Buttenheim toplantıya 15 dakikalık bir ara verdi.

Kıbrıs Türk tarafı en büyük sorunlardan birinin Rum tarafının Downer belgesini kabul etmemesi olduğunu söylüyor. Anlattıklarınız bunu doğrulamıyor.
Hristodulidis: Kıbrıs Türk tarafı da Downer belgesini kabul etmiyor. Kıbrıs Türk önerileri ve Downer belgesi arasında en az 29 farklılık var. Sayın Eroğlu’nun kendisi de Downer belgesini kabul etmediğini dile getirdi. Dolayısıyla, birlikte oturup ortak açıklamadan başlayarak bugüne kadar varılan yakınlaşmaları kaleme almamızdaki beis ne? Tekerleği yeniden keşfetmiyoruz. Kıbrıs konusunda ortaya konmuş farklı planları kıyaslarsanız birçok ortak noktaları olduğunu zaten görürsünüz. Tek ihtiyacımız olan siyasi irade ve kararlılık.

Toplantıda sinirler çok gerildi mi?
Hristodulidis: Bazen sesler yükseldi. Ama genel olarak medeni bir toplantıydı. Sonuç olarak, Anastasiades, “Herhangi bir anlaşmaya varamadığımıza göre, bırakalım müzakereciler Perşembeye kadar görüşmeye devam etsin ve bir anlaşmaya varmaya çalışsın. Biz de gelecek Perşembe, yani 31 Temmuz’da saat 10’da bir araya gelelim ve yöntem konusundaki kararımızı açıklayalım” teklifinde bulundu. Sayın Eroğlu, bu teklifi Ramazan bayramı olduğu gerekçesiyle reddetti. Bunun üzerine, Anastasiades 1 Ağustos’ta görüşme teklifinde bulundu. Eroğlu bunu da resmi tatil olması dolayısıyla kabul etmedi ve toplantı bu şekilde sona erdi.

Yani Anastasiades toplantıyı terk etmedi mi?
Hristodulidis: Hayır. “Herhangi bir mutabakata varamadığımıza göre tartışmaya devam etmenin bir manası yok,” dedi ve hep birlikte ayrıldık. Önce bizim aracımız geldi, sonra da Kıbrıs Türk tarafının araçları geldi.

Peki yakınlaşmaların ne olduğu ve bu konuda nasıl bir yöntem izleneceği konusundaki anlaşmazlığı nasıl aşacaksınız?
Hristodulidis: Çaba göstermeye devam edeceğiz. Müzakereler başladığında, tüm konulardaki pozisyonlarımızı ortaya koymamız gerektiğini söylüyorduk ve Kıbrıs Türk tarafı bunu reddediyordu. Ama sonunda bunu başardık. Tüm konulardaki pozisyonlar ve öneriler her iki tarafça masaya kondu. Şimdi, tüm bu önerileri ve ortak açıklamayı alalım ve anlaştığımız konuların hangileri olduğunu ortaya çıkaralım diyoruz - ki birçok konuda bir anlaşmaya çok yakın olduğumuza inanıyorum. Sonra da anlaşmadığımız konuları tartışmaya başlayalım ve bunlar üzerinde de bir mutabakat yakalamaya çalışalım.

Kiracıköy-Akıncılar kapısının açılmasına ret

Peki güven artırıcı önlemler konusunda neler yaşandı?
Hristodulidis: Anastasiades, “Önerdiğiniz bazı güven artırıcı önlemler konusunda adım atmaya hazırız. Örneğin, Lefke kapısını açmaya hazırız ama bununla birlikte Kiracıköy-Akıncılar kapısının da açılmasını istiyoruz,” dedi. Eroğlu ise bu kapının açılmasının çok karmaşık bir konu olduğunu ve dolayısıyla bu kapıyı açamayacağını söyledi.

Kıbrıs Rum tarafı güven artırıcı önlemler çerçevesinde hangi kapıların açılmasını önermişti?
Hristodulidis: Başiyammo, Dillirga, Kiracıköy-Akıncılar, Lefke, Baf kapısı

Türk tarafında, “Annan Planı’na ‘evet’ dedik ve sonrasında da hep yapıcı önerilerle masaya gidiyoruz, Rum tarafına elimizi uzatıyoruz ama Rum tarafı sürekli çözümsüzlüğe oynuyor” algısı var. Çözümsüzlüğe mi oynuyorsunuz?
Hristodulidis: Hatırlatmak isterim ki Sayın Anastasiades Annan Planı’nı kabul etti. Sayın Eroğlu ise reddetti. Anastasiades’in çözüm yanlısı bir lider olduğundan hiç kimse şüphe duyamaz sanırım. Çözüm yanlısı olduğunu göstermek için de mümkün olan her şeyi yapıyor.
Perşembe günkü toplantıda geçenleri size aktardım. Cumhurbaşkanı ve ben, bu röportaj vasıtasıyla şu mesajı da vermek istiyoruz: Çözüme ulaşabiliriz. Bir çözüme ulaşabileceğimize inanıyoruz. Kıbrıs’ta şu anda yaşadığımız durum bir anomalidir. 40 yıllık bölünmüşlük çok uzun bir süredir. Yurttaşlarıma bu mesajı göndermek istiyorum: Biz Kıbrıs sorununu çözebiliriz. Çok çaba göstermemiz gerekiyor ve Kıbrıs sorununu çözmemiz gerekiyor. Çözüm de ödün demektir. Eğer gerçekten çözüm istiyorsak, her iki tarafın da çözüm için ödün vermesi gerekiyor. Ve Kıbrıslıların – yani Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların çözüm istediklerine inanıyorum.

Kıbrıs Türk tarafında ve Türkiye’de çözüm için siyasi irade ve kararlılık olduğuna inanıyor musunuz?
Hristodulidis: Kıbrıs Türk liderliği adına konuşamam, konuşmam da doğru olmaz. Ama Kıbrıslı Türklerde çözüm için siyasi irade ve kararlılık olduğuna inanıyorum.
Bakın 2014 yılındayız. İçinde bulunduğumuz uluslararası sistemde, Türkiye, Kıbrıs sorununu, burada bir anomali olduğunu düşündüğünden veya insan hakları ihlalleri olduğundan dolayı çözmeyecek. Türkiye, Kıbrıs sorununu, buradaki durumun bir bedeli olduğunu hissettiği için veya çözümün kendisine fayda sağlayacağını düşündüğü için çözecek. İnanıyoruz ki, bugün Türkiye’nin buradaki sorunu çözmeyi istemesi için ciddi birtakım faktörler var. Bunlardan biri, enerji. Eğer Kıbrıs sorunu çözülürse, enerji konusunda büyük bir işbirliği fırsatı yakalanır. İkinci olarak, Türkiye’nin AB yolunda ilerlemek dışında bir seçeneği yok. Yüzünü AB’ye dönük tutması gerekiyor. Ve inanın, biz Türkiye’nin AB’ye girmesini herkesten çok daha fazla istiyoruz. Coğrafyayı değiştiremezsiniz. Türkiye her zaman orada olacak. Her zaman komşumuz olacak. Ben, AB üyesi olan, demokratik değerlere saygı duyan, hukukun üstünlüğüne saygı duyan, iyi ilişkiler kurabileceğim bir komşumun olmasını isterim. Bizler, bu nedenle Türkiye’nin AB’nin bir parçası olmasını istiyoruz. Ancak gerçek şu ki, Kıbrıslı Rumların temel endişesi Türkiye’dir. Birçok Kıbrıslı Rum’un Annan Planı’nı reddetmesinin nedeni de Türkiye karşısındaki endişeleridir. Tarih bize Türkiye’ye güvenmemeyi öğretiyor. Türkiye’ye güvenebilmek için Türkiye’nin bir adım atmasına ihtiyacımız var. İşte Kıbrıslı Rumların Türkiye’ye güven duyabilmesi için güven artırıcı önlemlerin uygulanması çok önemli.

Hala umudunuzu yitirmediniz mi?
Hristodulidis: Tabii ki hayır. Bu yüzden buradayız ve ısrarcı olacağız. Kıbrıs sorununu çözmek için bize başka bir ülkenin baskı yapmasına ihtiyacımız yok. Bölünmüş olan bizim ülkemiz. Ve çözümü herkesten çok biz istiyoruz. Bu bizim ülkemiz. Ve çözüme ulaşmak için elimizden geleni yapacağız. Yapılabilecek en kolay şey “Süreç çıkmaza girdik” demek. Bir çözüme ulaşabileceğimize inanıyorum.

Sayın Eroğlu hiçbir zaman federal çözüme inanmamış biri. Bu işleri zorlaştırmıyor mu?
Hristodulidis: Şu anda benim için en kolayı Sayın Eroğlu’nu suçlamak olurdu. Ben Eroğlu’na saygı duyuyorum çünkü kendisi Kıbrıslı Türklerin seçilmiş lideridir. Kıbrıslı Türkler Eroğlu’nu seçtiler ve ben bunu kabul ederek buna saygı duyuyorum.

Eroğu’nun 5 maddelik planını neden reddediyorsunuz? Neden takvim istemiyorsunuz örneğin?
Hristodulidis: Sayın Eroğlu ne zaman referandum yapacağımıza henüz daha elimizde herhangi bir plan yokken karar vermemizi istiyor. Bu mümkün mü? Anastasiades, kabul edilmeyeceğini bildiği bir planı asla referanduma sunmayacaktır. Çünkü bu sonumuz olur, ve biz böyle bir son istemiyoruz. Biz Kıbrıs’ı birleştirmek istiyoruz. Diyelim ki bir takvim oluşturduk ve süreç başarısızlığa uğradı. Ne olacak? B planına mı geçilecek? Eroğlu’nun B planı var mı bilmiyorum. Bizim bir B planımız yok.

Bundan mı çekiniyorsunuz? Bir takvim oluşturulur ve buna uyulmazsa, bu sürecin çöktüğünün ilan edilmesine başka planların gündeme gelmesine mi fırsat verecek?
Hristodulidis: Eğer bir ay boyunca bir sonraki süreçte nasıl bir yöntem izleneceği konusunda bile anlaşamıyorsak, 5 ay içerisinde ne olacağı konusunda nasıl anlaşabiliriz? Bu mümkün mü? Elinde bir plan olmadan, planın nasıl olacağını bilmeden referandum tarihine karar vermek Cumhurbaşkanı açısından büyük bir sorumsuzluk olmaz mı? 2004’ün yanlışını tekrarlamamamız çok önemli. İnsanlara, her iki liderin de gerçekten desteklediği bir plan sunmamız gerekiyor. İnsanlara, liderlerin, hür iradelerinin sonucunda ortaya çıkmış bir plan sunmamız gerekiyor. Bu çok önemli. Liderlerin çıkıp bu planı savunabilmeleri gerekiyor ki insanlar da bu plana onay versin.  

Çözümden sonraki Kıbrıs’ın askersiz bir Kıbrıs olacağında genel bir anlayış var sanıyordum. Bu konuda neden geri adım attınız?
Hristodulidis: Geri adım atmadı. Eğer çözüm sonrası Kıbrıs AB üyesi olacaksa AB’ye karşı belli yükümlülükleri söz konusu olabilir. Bu çerçevede askeri bir birime ihtiyaç duyulabilir. Önerimiz bununla ilgilidir.

Son olarak Kıbrıslı Türklere vermek istediğiniz mesaj nedir?
Hristodulidis: Eğer birarada olursak çok daha müreffeh bir geleceğe sahip oluruz. Ve birarada olmamız mümkündür.