Showing posts with label Havadis. Show all posts
Showing posts with label Havadis. Show all posts

Monday, 21 March 2016

Schulz: Tarihi Şans (11 Mart 2016)

TARİHİ ŞANS: Schulz: “Şu anda Kıbrıslıların elinde adalarını birleştirmek için eşsiz bir şans var. Ve bu sayede, sonunda Avrupa gerçek anlamda bir birlik olacak. Eğer şimdi çözüme ulaşamazsak tarihi bir şansı kaybetmiş oluruz. Bu gerçek bir yenilgi olur.”

MALİ DESTEK MÜMKÜN: Schulz: “Mart sonunda Kıbrıs’ı ziyaret edeceğim ve yardım etme, katkıda bulunma şansımızın olup olmadığını iki toplumdan dinleyeceğim. Eğer mali destek çözüme yardımcı olacaksa, bunu her zaman konuşmaya hazırız.”

ANKARA’DAN GÜÇLÜ DESTEK: Schulz: “Ankara çok uzun süredir ilk defa Kıbrıs’taki bir çözüm için bu denli güçlü bir kararlılık ortaya koyuyor. Geçmişte olduğumdan çok daha iyimser olmamı sağlayan bazı gelişmeler yaşanıyor. Muazzam gelişmelere yol açabilecek görüşmeler gerçekleşiyor.”

Esra AYGIN

Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz, şu anda Kıbrıslıların elinde adalarını birleştirmek için eşsiz, tarihi bir şans bulunduğunu belirterek, Kıbrıs’ın birleşmesi ile, Avrupa Birliği’nin de sonunda gerçek anlamda bir birlik olacağını söyledi. Schulz, “Eğer şimdi çözüme ulaşamazsak tarihi bir şansı kaybetmiş oluruz. Bu gerçek bir yenilgi olur” dedi.

Önümüzdeki haftalarda Kıbrıs’a yapacağı ziyaret öncesinde Havadis gazetesine Kıbrıs’taki çözüm süreci ile ilgili görüşlerini aktaran Avrupa Parlamentosu Başkanı, çözüme destek vermek istediklerini, eğer mali destek çözüme yardımcı olacaksa bunu her zaman konuşmaya hazır olduklarını açıkladı.

Ankara’nın çok uzun süreden beridir ilk defa Kıbrıs’ta çözüm için bu denli güçlü bir kararlılık ortaya koyduğunu vurgulayan Schulz, “Geçmişte olduğumdan çok daha iyimser olmamı sağlayan bazı gelişmeler yaşanıyor. Muazzam gelişmelere yol açabilecek görüşmeler gerçekleşiyor” dedi.  

İşte Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’un Havadis gazetesinin sorularına verdiği yanıtlar...

Bu yıl içerisinde Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşmak olası mı sizce?
Schulz: Uzun zamandır sürmekte olan bu anlaşmazlık, Avrupa Birliği’nin genişleme sürecindeki çözümlenememiş problemlerden biridir. Bizler 2004 yılında Avrupa Birliği’ni genişletirken, Annan Planı’nın kabul edileceğini ve adanın bir bütün olarak birliğe katılacağını umut etmiştik. Ancak olaylar farklı şekilde gelişti. Şu anda, benim gözümde, adanın yeniden birleştirilebilmesi için eşsiz bir şans var, ve bu sayede sonunda Avrupa gerçek anlamda bir birlik olacak.

Avrupa Parlamentosu ve genel olarak AB kurumları Kıbrıs’taki çözüme nasıl yardımcı olabilir?
Schulz: Önümüzdeki birkaç hafta içerisinde – Mart sonunda- Kıbrıs’ı ziyaret etme nedenlerimden biri de bu. Hükümet ve her iki toplumla görüşeceğim ve yardım etme, katkıda bulunma şansımızın olup olmadığını kendilerinden dinleyeceğim.

Kıbrıs’tayken Sayın Akıncı’yı da ziyaret edecek misiniz?
Schulz: Tabii!

AB kurumları Kıbrıs’taki çözüme mali katkı yapabilir mi?
Schulz: Eğer mali destek çözüme yardımcı olacaksa, bunu her zaman konuşmaya hazırız.

Kıbrıs’taki bir anlaşmanın, belli hükümler AB birincil hukuku haline getirilmedikçe, yasal olarak bozulabileceği endişeleri var. Bu endişeler meşru mu?
Schulz: İlke olarak, burada adanın self determinasyonu söz konusu. Eğer her iki taraf, her iki toplum, adanın yeniden birleştirilmesi üzerinde anlaşır ve bu da referandumlarda kabul görürse, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Kıbrıslıların bu kararını bozması söz konusu olmaz. Burada sorulması gereken soru, anlaşmada AB’nin temel kuralları ile uyumsuz detayların olup olmayacağıdır. Ancak AB üyesi bir devletin temel Avrupa kurallarına uyumsuz bir anlaşma yapacağını düşünmüyorum.

Tarafların anlaşmaya dahil etmek isteyeceği belli derogasyonlar olabilir...
Schulz: Derogasyonlarla ilgili spekülasyon yapmak istemiyorum çünkü bunlar Kıbrıs’taki iki tarafın konuşması gereken konular.

Eğer iki taraf belli derogasyonlar üzerinde anlaşmaya varırsa, AB bu derogasyonları akomode edecek mi – bunlara imkan verecek mi?
Schulz: Bu, söz konusu derogasyonların AB’nin temel kuralları ile uyumlu olup olmadığına bağlı. Bu çok açık.

Birçok kişi bu sürecin Kıbrıs’ta bir çözüm, en azından federal bir çözüm için son şans olduğuna inanıyor. Bu sefer de çözüm olmazsa ne olur?
Schulz: O zaman tarihi bir şansı kaybetmiş oluruz. Tarihi bir an yaşıyoruz. Eğer şu anda bir çözüme ulaşamazsak, bu gerçek bir yenilgi olur. Her iki liderin de bu işi başarıyla sonuçlandırabilecek kişiler olduklarını düşünüyorum. Unutmamalıyız ki Sayın Anastasiadis 12 yıl önce Annan Planı’nı desteklemiş bir kişidir. Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi mücadelesi ile itibar kazanmış biridir. Sayın Akıncı da kendisini çözüme adamış biridir. Her ikisi ile de sık sık görüşüyorum. Ve eğer şimdi bir çözüme ulaşamazsak tarihi bir fırsatı kaybetmiş olacağımızı düşünüyorum.

Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerinde 23 ve 24. başlıkların açılması çabaları var. Çözüm öncesinde veya çözümsüzlük durumunda bu başlıklar üzerindeki Kıbrıs vetosunun üstesinden nasıl geleceksiniz?
Schulz: Bu engeli aşmanın tek yolu [Kıbrıs ve Türkiye’nin] aralarındaki diyaloğu karşılıklı anlayış ve kararlılıkla derinleştirmeleridir. Burada şunu da eklemek isterim ki, Ankara çok uzun süreden beridir ilk defa Kıbrıs’taki bir çözüm için bu denli güçlü bir kararlılık ortaya koyuyor.

Şu anda Ankara’da Kıbrıs’ta çözüme yönelik güçlü bir kararlılık mı görüyorsunuz?
Schulz: Daha dün [Pazartesi] Türkiye Başbakanı ve Dışişleri Bakanı ile görüştüm. Hissiyatım, Ankara’da bazı şeylerin değiştiği, hareketlendiği yönündedir. Belki henüz ulaşmak istediğimiz noktada değiliz ama – ve bunun nedenlerini açıklayacak detaylara giremem – Ankara’da kesinlikle bir değişim ve hareketlenme var.

Kıbrıs’ta bir çözüm ile ilgili mi?
Schulz: Türkiye belli şeyleri konuşuyor. Hükümetin ve meclisin, Türkiye için kolay olmayan bazı somut adımları konuştuğunu biliyorum. Tabii bunlar Kıbrıs için de kolay değildir. [Türkiye ve Kıbrıs arasında] hiçbir diyaloğun olmadığı uzun bir dönem yaşandı. Ancak şu anda taraflar birbirleri ile konuşuyorlar ve birçok temasın gerçekleştirildiğini biliyorum. Belki bunlar kamuoyunun gözleri önünde olmuyor, ama oluyor. Geçmişte olduğumdan çok daha iyimser olmamı sağlayan bazı gelişmeler yaşanıyor.

Bu temaslar Rum tarafı ve Türkiye arasında mı?
Schulz: Resmi olarak değil, ama kişisel olarak.

Bu temaslar garantilerle mi ilgilidir?
Schulz: İyimser olmamı sağlayan nedenleri kamuoyuna şu anda açıklayamam. Bu nedenle çok genel konuşmak istiyorum: Muazzam gelişmelere yol açabilecek görüşmeler gerçekleşiyor.

Kıbrıslılara göndermek istediğiniz son bir mesaj var mı?

Schulz: Ben bölünmüş bir ülkede doğdum. Almanya 41 yıl sonra yeniden birleşti. Şu anda Kıbrıslıların elinde, Almanya’nın yaptığı gibi, adalarını yeniden birleştirme şansı var. Bu eşsiz bir şans. Birçok ülkenin parçalandığı, ayrılıkların her gün  daha da arttığı bir dönemde, bu kadar uzun zamandır bölünmüş kalan bir ülkenin yeniden birleşmesi bizlere her şeyin mümkün olduğunu gösterecektir. Umutlarımız Kıbrıslılar iledir.

Kati Piri: Avrupa Çözümü Destekleyecek (9 Mart 2016)

AVRUPA ÇÖZÜMÜ DESTEKLEYECEK: Piri: “Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu ve aslında uluslararası toplum bir bütün olarak Kıbrıs’ta bir çözüme varıldığında bu çözümü desteklemek için mümkün olan her şeyi yapmalıdır. Müzakerelerden olumlu bir sonuç çıktığı taktirde, bu sonucu desteklemek için ne yapabiliyorsak yapacağız. Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu’ndan bunun için yeterli finansmanı sağlaması talebinde bulunacak.”

AB TÜRKİYEYE ADİL DAVRANMADI: Piri: “Samimi olmak gerekirse, son 10 yıldır Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin hızlı ve etkin şekilde yürümemesinin hiçbir şekilde Türkiye’deki gelişmelerle ile bir ilgisi yok. Bu tamamen farklı AB üyesi devletlerin kendi iç siyasi gelişmelerine bağlı. Özellikle Fransa’da ve Almanya’daki...”

Esra Aygın

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu’nun Kıbrıs’ta varılacak çözümü desteklemek için mümkün olan her şeyi yapması gerektiğini belirtti.

Türkiye yıllık ilerleme taslak raporunda Kıbrıs’a da geniş yer vermiş olan Piri, Havadis gazetesi ve Kıbrıs Haber Ajansı CNA’ya verdiği ortak röportajda, Avrupa Parlamentosu’nun, Avrupa Komisyonu’ndan, Kıbrıs’taki bir çözümü desteklemek için yeterli finansmanı sağlaması talebinde bulunacağından emin olduğunu söyleyerek, “Kıbrıs’ta iki toplumun ve liderlerin bir anlaşmaya varması sadece sizin adanız açısından değil, tüm Avrupa için çok önemli bir gelişme olur,” dedi.

Geçtiğimiz ay Türkiye’nin güneydoğusunu ziyaretinden sonra bölgede ağır insan hakları ihlalleri ve orantısız güç kullanımı yaşandığı yönündeki yorumları nedeniyle Türk hükümet yetkililerince ağır şekilde eleştirilen Piri’nin kaleme aldığı Türkiye ilerleme raporu Avrupa Parlamentosu’nda Nisan ayının ikinci haftasında görüşülecek.

İşte Piri’nin Kıbrıs ve Türkiye-AB ilişkileri ile ilgili sorulara verdiği yanıtlar...

Raporunuzda Kıbrıs müzakerelerinde yaşanan ilerlemeden bahsediyorsunuz ve çözüm sürecine geniş yer veriyorsunuz. Kıbrıs’ta bu yıl içerisinde bir çözüm olabileceğini düşünüyor musunuz?
Piri: Raporumda Kıbrıs’a bu kadar geniş yer vermemin nedeni şu: Tüm bölgede çok umutsuz bir tablo ile arşı karşıyayız. Tüm Orta Doğu ve hatta Avrupa büyük bir istikrarsızlık içerisinde, ve hatta ülkelerin parçalandığına şahit oluyoruz. Diğer taraftan, Kıbrıs’ta çok umut verici bir süreç devam ediyor. Dolayısıyla Kıbrıs’ta iki toplumun ve liderlerinin bir anlaşmaya varması sadece sizin adanız açısından değil, tüm Avrupa açısından çok önemli bir gelişme olur. Bunun tüm bölgeye olumlu bir etkisi olacağını düşünüyorum.

Avrupa Parlamentosu ve genel olarak Avrupa Birliği kurumları Kıbrıs’ta çözüme yardımcı olmak için ne yapabilir?
Piri: Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu ve aslında uluslararası toplum bir bütün olarak Kıbrıs’ta bir çözüme varıldığında bu çözümü desteklemek için mümkün olan her şeyi yapmalıdır. Verilmesi gereken ana mesaj budur. Müzakereler Kıbrıs’taki toplumlar ve liderleri arasındadır. Avrupa Parlamentosu müzakerelere müdahil olmak istemez. Ama müzakerelerden olumlu bir sonuç çıktığı taktirde, bu sonucu desteklemek için ne yapabiliyorsak yapacağız. Ve eminim Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu’ndan bunun için yeterli finansmanı sağlaması talebinde bulunacaktır.

Kıbrıslı Rum Lider Anastasiadis, Türkçe’nin Avrupa Birliği’nin resmi dili olması için başvuruda bulundu. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Piri: Sayın Anastasiadis’in bu jestini memnuniyetle karşıladığıma raporumda da yer verdim. Bu adım aslında Kıbrıs Rum liderliğinin bu süreci sonuna kadar götürme arzusunda olduğunu gösteriyor. Eminim bu Sayın Anastasiadis açısından kolay bir karar değildi ve eminim bazı muhalefet partileri bundan hiç hoşlanmadı. Ama şundan da eminim ki, bu, Kıbrıs Türk tarafı açısından, karşı tarafın bu süreci ilerletmek konusunda samimi olduğu ve bu yönde çaba gösterdiği anlamına gelmiştir. Kıbrıs’ta nihai bir çözüme varıldığında – ki bunun olmasını umut ediyorum – tabii ki Türkçeyi AB’nin resmi dili olarak kabul edeceğiz.

Raporunuzda, Türkiye ile üyelik müzakerelerinde yargı ve temel haklarla ilgili olan 23. ve adalet, özgürlük ve güvenlik ile ilgili olan 24. Başlıkların açılmasını öneriyorsunuz. Bu başlıklarda Kıbrıs’ın vetosunu nasıl aşacaksınız? 
Piri: Farklı siyasi grupların buna karşı çıkacağını biliyorum. Ancak hepimizin mutabık olduğu bir şey var ki, o da herhangi bir başlık açılmadan önce Türkiye’nin belli kıstasları yerine getirmesi gerekiyor. Türkiye’deki reform sürecinden memnun olalım veya olmayalım bu iki başlıkta, yani temel haklar ile ilgili olarak Türkiye ile bir yoğun diyalog geliştirmemiz çok önemli. Kötüye gittiğinden endişe duyduğumuz konularda Türkiye ile diyaloğumuzu yoğunlaştırmamız gerekiyor. Bu başlıkları açmak Türkiye’yi ödüllendirmek anlamına gelmez. Türkiye’nin üyeliğe artık daha yakın olduğu anlamına da gelmez. Bu sadece, bizim yalnızca mülteciler konusunda değil, insan hakları konusunda da Türkiye ile daha yoğun bir diyalog içerisinde olmak istediğimiz anlamına gelir.

Mülteci krizi nedeniyle Avrupa Birliği, tam da  insan hakları ve ifade özgürlüğü ihlallerinin hızla arttığı bir dönemde Türkiye ile yakın ilişkiler kuruyor. Bu AB adına bir çelişki değil mi?
Piri: AB liderlerinin Türkiye hükümeti ile sadece mülteci krizini konuşmaları ve Türkiye’de olan olaylarla ilgili suskun kalmaları bir çelişki, evet. Ben Türkiye ile daha yoğun bir diyaloğu destekliyorum, ama bu diyalog tek boyutlu olmamalı. Birçok konuyu kapsamalı. Sadece Yunan adalarına kaç kişinin geldiğini konuşuyor olmamalıyız. Türkiye ile çok daha geniş bir diyalog yürütmeliyiz.

Türkiye’de basın özgürlüğü alanında ve güneydoğuda yaşananlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Piri: Basın özgürlüğü konusunda geçtiğimiz gün Parlamento Başkanı Schulz’un yaptığı açıklamaları memnuniyetle karşılıyorum. Benim Avrupalı liderlerden beklediğim budur. İşler iyi gitmediğinde de Türkiye ile doğrudan diyalog kurup verilmek istenen mesajı yetkililere ulaştırmaları. Zamanlamaya baktığınız zaman ilginç bir tesadüf ortaya çıkıyor. Can Dündar ve Erdem Gül, Kasım ayındaki AB-Türkiye zirvesinden iki gün önce tutuklanmışlardı. Şimdi yine AB-Türkiye zirvesinden birkaç gün önce Türkiye’nin en büyük gazetelerinden Zaman’a karşı bir operasyon söz konusu. Tabii bunun AK Parti ve Gülen arasındaki çekişme ile de ilgisi var ama bunun genel olarak basın özgürlüğü kısıtlama trendinin bir parçası olduğu aşikar ve bunu konuşmamız gerekiyor. Bu nedenle sadece AP Başkanı Schulz’dan değil, tüm Avrupalı liderlerden Türkiye ile diyaloglarında bu konuda açık olmalarını bekliyorum.
Güneydoğu’da yaşananlara baktığınızda ise, 355,000 Kürt kökenli Türk vatandaşı kişi – ki bu resmi olarak Türkiye hükümetinin verdiği rakamdır – evlerini terketmek zorunda kaldı. Tabii ki bunda çatışmaları kırsal alandan şehirlere taşıyan PKK’nın da sorumluluğu var. Ancak sorumluluk kimde olursa olsun, durum budur ve AP bu konuda suskun kalıyor. Avrupa Birliği’nden resmi bir delegasyonun bölgeyi ziyaret etmesi gerekiyor. Ağustos ayında bu çatışmalar başladığından beridir Parlamento resmi olarak orada hiç bulunmadı.

Türkiye’nin Batı’dan ve Avrupa değerlerinden uzaklaşmasında AB’nin de bir sorumluluğu olduğunu düşünüyor musunuz?
Piri: Evet, Türkiye’deki insanlar söz konusu olduğunda AB’nin sorumlu olduğunu düşünüyorum. Türkiye’deki insanlarla biraraya geldiğimde birçok insanın AB ile üyelik müzakerelerinin gidişatından dolayı hayal kırıklığı yaşamış olduğunu görüyorum. Çünkü samimi olmak gerekirse, son 10 yıldır Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin hızlı ve etkin şekilde yürümemesinin hiçbir şekilde Türkiye’deki gelişmelerle ile bir ilgisi yok. Bu tamamen farklı AB üyesi devletlerin kendi iç siyasi gelişmelerine bağlı. Özellikle Fransa’da Cumhurbaşkanı Sarkozy döneminde belli başlıklar bloke edildi... ve tabii ki Alman Şansölyesi Merkel… Dolayısıyla insanlar bunun liyakata dayalı bir süreç değil, siyasi bir süreç olduğunu söylediklerinde, bunu anlayabiliyorum. Bu nedenle de şu anda Türkiye ile çok daha yoğun bir diyaloğun başlamış olmasını memnuniyetle karşılıyorum. Ancak bu diyaloğun mülteci krizinden ayrı ve bağımsız tutulması gerekiyor. Türkiye’nin AB’ye katılımı ve mülteci krizi ayrı konulardır ve biz bunları birbiri ile bağlantılandırarak aslında ‘sizin standartlara uyup uymamanız önemli değil, bizimle işbirliği yaptığınız ve mülteciler konusunda yardımcı olduğunu sürece üyelik süreciniz de ilerleyecek’ mesajı veriyoruz. Benim ne Avrupa ne de Türk vatandaşlarına vermek istediğim mesaj bu değil. Çünkü bu üyelik sürecine güveni temelinden sarsan bir mesaj.



Akıncı umutlu (Havadis, 6 Mart 2016)

DÖNÜŞÜMLÜ BAŞKANLIK: Akıncı: “Dönüşümlü başkanlık bir ilke meselesidir ve Kıbrıslı Türkler için son derece önemlidir. Bunu siyasi eşitliğin bir parçası olarak görüyoruz ve bu konuda Rum toplumundan anlayış bekliyoruz çünkü Kıbrıslı Türkler bunu içermeyen bir anlaşmaya onay vermeyecekler.”

İKİ BÖLGELİLİK: Akıncı: “Bu 1990lardan beri BM parametresidir. Bir kesimde tabii ki bir toplum çoğunlukta olacak, bu çok doğaldır. Ama diğer topluma da kendi bölgesinde çoğunluk olma hakkını çok görmemek lazımdır. İnsanlar istediği yere gidip yerleşme hakkını kullanacaklar ama daimi ikamet ve iç vatandaşlık diğer tarafta olacak.”

GÜVENLİK: Akıncı: “Türkiye’nin garantisinin devam etmesi Kıbrıslı Türkler için önemli am bizim Kıbrıslı Türkler olarak güvencemiz Rumların tehdit algısı olmamalı. Bunun için de ‘garantiler noktasına virgülüne kadar değişmeyecek’ demiyorum çünkü ben güvendeyken ortağımın kendisini güvensiz hissedeceği bir garanti sistemi istemiyorum.”


Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Havadis, Filelefteros ve Cyprus Weekly’e verdiği ortak röportajda, müzakere sürecindeki kilit konularla ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı ve her iki topluma verdiği mesajda, iki liderin birbirlerini geleceğin ortağı olarak gördüklerini ve Kıbrıs’ın daha güzel bir geleceğe ulaşmasını sağlamaya çalıştıklarını söyledi.

Kıbrıs medya tarihinde ilk kez üç resmi dilde yapılan röportajda dönüşümlü başkanlık, iki kesimlilik ve garantiler konusunda yaptığı açıklamaların yanı sıra, Maraş’a da değinerek, müzakere sürecinin sonuna gelindiğinde çözümü beklemeksizin Maraş için bir teknik komitenin kurulacağını belirtti.

Çözümün finansmanı ile ilgili çok detaylı çalışmaların yapıldığını hatırlatan Akıncı, çözümün elbette maliyetli olacağını, ancak çözümsüzlüğün maliyetinin çok daha büyük olacağını hatırlattı.

Dönüşümlü başkanlık konusunda neden bu kadar ısrarlısınız?
Akıncı: Dönüşümlü başkanlık konusu Kıbrıslı Türkler için son derece önemlidir. Bunu siyasi eşitliğin bir parçası olarak görüyoruz. Aslında dönüşümlü başkanlık Rum tarafı açısından kabul edilmesi zor olmaması gereken bir konudur. Bu binada, 56 yıl önce, 1960’ta bir cumhurbaşkanı muavini vardı. Kıbrıslı Türklerin tam 53 yıldır ortak devlette değil cumhurbaşkanı muavini, hiçbir şeyleri yoktur statü olarak. Bazı Rum partiler diyor ki- ki en çok da bu partiler karşı çıkıyorlar dönüşümlü başkanlığa – ‘Kıbrıs Cumhuriyeti devam etsin.’ Ama orada Kıbrıslı Türk bir başkan yardımcısı olduğunu unutuyorlar - veto hakkına sahip bir cumhurbaşkanı yardımcısı. Şimdi biz vetodan bahsetmiyoruz, çünkü biz artık yeni dönemde rakipler olarak değil ortaklar olarak bulunmayı istiyoruz. Ama makul sürelerle bir Kıbrıslı Türkün de federal cumhuriyetin başına gelebilmesini makul karşılanması gereken bir talep olarak görüyoruz.  Dönüşümlü başkanlığı kabul ettikleri taktirde ağırlıklı oy yöntemiyle de seçilmesine razıyız. Yani bir Kıbrıslı Rum cumhurbaşkanı olacağında Kıbrıslı Türkler de oy versin, bir Kıbrıslı Türk cumhurbaşkanı olacağında da Kıbrıslı Türklerin oy ağırlığına eşit derecede Kıbrıslı Rumların da oyu olsun. Sayın Anastasiadis Annan Planında buna ‘evet’ dedi. Annan Planı’nda söz konusu başkanlık konseyiydi, ama biz daha sistem üzerinde anlaşmadık - başkanlı sistemi, mi parlamenter sistem mi, veya başkanlık konseyi mi. Eğer Kıbrıslı Rumlar dönüşümlü başkanlığı başkanlık konseyi ile birlikte kabul etmeye hazırsa, tamam. Şimdi buna onay veriyorum. Dönüşümlü başkanlık bir ilke meselesidir. Sürelerini konuşacağız. Makuliyet içinde olacak herşey. Yani hakkımızdan fazlasını arayan ve çözümü zorlaştıran bir tavır içinde değiliz. Ama bu konuda Rum toplumundan anlayış bekliyoruz çünkü Kıbrıslı Türkler bunu içermeyen bir anlaşmaya onay vermeyecekler.

Kurucu devletlerde nüfus ve mülkiyet çoğunluğu pozisyonunuzun nedenini açıklar mısınız?
Akıncı: Bu benim pozisyonum değil. Bu 1990lardan beri Birleşmiş Milletler’in pozisyonu. Bu, Güvenlik Konseyi tarafından da teyit edilen bir BM parametresi. İki kesimli bir federasyondan bahsediyoruz. Bir kesimde tabii ki bir toplum çoğunlukta olacak, bu çok doğaldır. Ama diğer topluma da kendi bölgesinde çoğunluk olma hakkını çok görmemek lazımdır. Bugünü bırakalım, çünkü deniyor ki ‘nüfus çoğunluğu olması gerekmez, politik çoğunluk olacaksınız, siz yöneteceksiniz.’ Eğer yıllar içerisinde her iki bölgede de tek bir toplum çoğunluğa geçerse ve adanın her tarafında çoğunluk o toplumdan olursa, orayı da o çoğunluk yönetmek isteyecektir. Doğal gelişim bu olacaktır. Biz uzun vadeli kalıcı bir çözüm istiyoruz. Tabii ki, insanlar istediği yere gidip yerleşme hakkını kullanacaklar. Yani gelip buraya bir yazlık ev yapmak istiyorsa, ikametgahı diğer tarafta olmak üzere, veya bir apartman dairesi satın alacaksa, bir Almanın, bir İngilizin buna hakkı olduğu gibi Kıbrıslı Rumun da hakkı olacak, Kıbrıslı Türkün de hakkı olacak, Ermeninin de hakkı olacak, Maronitin de hakkı olacak. Bu bizim için önemli değildir çünkü bunların yasal/daimi ikametgahı ve iç vatandaşlığı diğer tarafta olacak. Ama neticede bir yapılaşmış bir bölgeden bahsediyoruz. Dolayısıyla buraya gelip yerleşmek isteyecek olanların çok büyük sayıda olamayacağı zaten fiziki koşullardan belli. İnsanlar gelip yerleşme istiyorsa, yasal gereklerini yerine getirip iş kuracaksa bu hakları olacak, ama daimi ikamet ve iç vatandaşlık konusu farklıdır ve bunlar diğer tarafta olacak.

Bu bir derogasyon değil mi?
Akıncı: Hayır, biz bunları AB yetkilileri ile de konuşuyoruz ve mümkün olduğu kadar AB hukukunu ve ilkelerini dikkate almaya çalışıyoruz. Mesela yasal ikametgah kavramı AB hukukundan gelen bir terminolojidir. Mülkiyeti düzenleme hakkının kurucu devletlerde olması gibi kavramlar AB hukukuna aykırı değildir.

Orijinal sahipler ile şu anki kullanıcıların eşit haklara sahip olmaları gerektiğini söylüyorsunuz?
Akıncı: Yine bu benim değil Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin görüşü. Daha bu konu herşeyiyle sonuçlanmadı ama Kıbrıs Türk tarafının pozisyonu şudur: 1974’te kuzeyde yaşayıp da sonra güneye geçmiş ve şimdi hayatta olup da yeniden o evde ikamet etmek isteyen insanların, yaşamış olduğu o eve duygusal bir bağı olabileceği argümanı vardır. Eğer yeniden gelip de Türk idaresi altında yaşamak isteyeceklerse, bu olabilir. Yalnız şöyle de bir gerçeklik var; diyelim ki, kuzeyde bir evde 1974’ten önce bir evde iki yıl yaşadı bir aile, sonra hadiseler oldu, güneye gitti. Güneyden de bir aile geldi, Baf’tan, Leymosun’dan veya başka bir yerden, ve 42 yıldır o evde yaşıyor. Şimdi duygusal bağ hangisinde daha çoktur? Bunu düşünmemiz lazım. Biz de diyoruz ki, bu noktada Demopoulos davası giriyor devreye, çünkü AİHM orada açık açık söylüyor, içinde oturanları yeniden göçmen yapmak mıdır doğru olan, yoksa daha önceki sahiplerini bir şekilde tatmin etmek midir doğru karar? Biz tabii ki herkesin mülkiyet hakkını tanıyoruz. Önemli olan bu hakkın nasıl sağlanacağıdır. Bunun içerisinde iade de olabilir, kısmi iade de olabilir, tazminat da olabilir, alternatif mülk de olabilir. Dolayısıyla bu seçenekler sunulacaktır kişilere. Şimdi bu safhadayız – kriterler konusunda berraklaşmayı bekleyen bu hususlarda anlaşmaya varmak.

Omorfo ile ilgili farklı açıklamalar yapılıyor. Sizin tutumunuz nedir?
Akıncı: Bugün toprakla ilgili konuşmamı beklemeyin çünkü toprak konusu günü geldiğinde masada konuşulacak. Harita, yer ismi, yüzdelik hiç konuşulmadı bugüne kadar. Tabii ki bazı ilkeler üzerinde konuştuk, konuşabiliriz de. Ama harita, yer adı, yüzdelik en son safhada konuşulacak. İki taraf bu konuda anlaştı. Dolayısıyla ben herhangi bir yer konusunu telaffuz etmedim, etmem de.

İnşaatlar konusunda eleştiriler var...
Akıncı: İnşaat heryerde oluyor, güneyde de kuzeyde de. Hayatı donduramazsınız. ‘Bekleyin çözüm oluyor’ deyip hayatı dondurma şansımız maalesef yoktur. Bundan dolayıdır ki zaten 2004 referandumundan sonra kaybedilen 12 yıl çözümü kolaylaştırmadı. Daha da zorlaştırdı. Ama bir gerçek var, hayat devam ediyor... Ben bütün hissiyatları anlıyorum, Türklerin de Rumların da. Kıbrıs sorununu çözeceksek, ki çözme kararlılığındayız, iki taraf da birbirinin hissiyatlarını anlayacak. Benin Rumların hissiyatlarını anladığım kadar Anastasiades de Kıbrıslı Türklerin hissiyatlarını anlayacak. Toplumlar da birbirinin hissiyatını anlayacak ve çözümü böyle bulacağız. Bu söylediğim tamamen genel birşeydir ve her konuyu kapsar sadece toprağı değil.

Türkiye’nin rolü süreçteki rolü nedir?
Akıncı: Türkiye’nin Kıbrıs’taki rolünü küçümsemek doğru olmaz. Ama güneyde çok geçerli bir tavır var ki, Kıbrıslı Türklerin rollerini çok küçümsüyorlar. Bunun daha vahim bir hata olduğu kanaatindeyim. Şu ana kadar çok açık yüreklilikle söylüyorum, Türkiye kanadından müzakere süreciyle ilgili olumsuz bir şey görmedik. Bu sonuna kadar böyle gider mi göreceğiz. Ama şu anda elimde olumsuz olacağını düşünmeme neden olacak bir delil yok. Aksine olumlu olacağını düşünmemi gerektiren veriler var. Bugüne kadar yaptığım bütün temaslarda ben bunu gözlemledim. Öyle inanıyorum ki Türkiye de bir çözümden sonra bölgesel işbirliği olanaklarının getireceklerden, barış içinde bir adanın daha doğru bir gelişme olacağından emindir. O eski yaklaşımlar artık terkedilmiştir. Eskiden bilirsiniz, çözümsüzlük çözümdür yaklaşımları vardır. Onlar tarihe maloldu diye düşünüyorum. Şimdi Türkiye’nin bir yandan İsrail ile yakınlaşması, diğer yandan AB ile ilişkileri, Yunanistan ile ilişkileri, federal bir Kıbrısla ilişkileri çok daha iyi bir noktaya gelecek ve bundan herkes kazançlı çıkacak. Türkiye de bunun farkındadır.

Garantilerle ilgili son durum nedir?
Akıncı: Garantiler konusunda  tabii ki Türkiye’nin bir ağırlığı olacaktır, çünkü bu anlaşmanın üç tarafından biridir. Fakat şöyle de bir gerçeklik var, Türkiye’nin garantisinin devam etmesi Kıbrıslı Türkler için önemli. ‘Merak etmeyin, hepimiz AB’de olacağız, hiçbir tehlike yoktur’ demek yeterli değil. Toplumlar bunu yaşayıp görmek ister. Bunu deneyimlemek ister. Ben Rum toplumunu bir bütün olarak hiçbir zaman suçlamam. Ama örneğin Elamcıların bazen ortalığı nasıl karıştırdığını görüyorsunuz. Bir küçücük caminin yakılmak istenmesi... Bu tür fanatizm olabilir gelecekte de. Daha ciddi şeyler de yaşanabilir. O yüzden iki açıdan biz bir şekilde Türkiye’nin güvencesini devam ettirmek istiyoruz. Bir, kendimizi güvende hissedelim yeni oluşumda, ve yaşayarak görelim. Bir de, bu statünün de garanti edilmesi lazım. Yani 1963’te 60 cumhuriyetinin yıkıldığı gibi bir durumla karşılaşmayalım, gene statüsüz kalmayalım. Dediğim gibi, 53 yıldır Kıbrıs Türkleri statüsüz kaldılar. Dünyanın kabul ettiği bir statüden mahrum kaldılar. Bunları ben acıları kaşımak için söylemiyorum, bunların tekrarlanmayacağı bir yeni geleceği inşa etmek için söylüyorum. Bir gerçek daha var, bizim Kıbrıslı Türkler olarak güvencemiz Rumların tehdit algısı olmamalı. Bunun için de ‘garantiler noktasına virgülüne kadar değişmeyecek’ demiyorum. Diğer bütün konuları bitirince ve ortaya yeni bir durum çıkınca, garantörlerle birlikte oturup bu yeni durumu değerlendireceğiz. İki tarafın da kabul edebileceği bir formülasyonun yaratılabileceğine ben inanıyorum.

2016 yılında AB üyesi modern bir ülkede garantörlere ihtiyaç olmamalı argümanı var...
Akıncı: Modern bir ülke sadece ‘modern’ demekle olmuyor. Davranışlarla modern oluyor, eğitimle oluyor, dayanışmayla oluyor, ve süreç içinde oluyor. Bir çırpıda olmuyor. Yani ‘AB’ye üye olduk, modern olduk’ - yoktur öyle birşey. Bu bir süreçtir. Ve biz de o güne geleceğiz.

Parçalı veya süreli bir garanti sisteminden mi bahsediyorsunuz o zaman?
Akıncı: Bunlar konunun ayrıntılarıdır bu ve buna benzer her türlü konu değerlendirilecektir. Şimdiden bu konuda bir yorum yapmak istemem.
Ben sadece ilkeleri ortaya koyuyorum. Burada bir anlaşma yapacaksak, bu anlaşmanın parametrelerinden biri de güvenliktir. Biz ne istiyoruz? İki kesimlilik istiyoruz, siyasi eşitlik istiyoruz, özgürlük istiyoruz, birinin ötekine tahakküm etmeyeceği bir yapı istiyoruz. Bütün bunları her iki toplum için de istiyoruz. Güvenlik, eşitlik, özgürlük. Güvenlik derken, sadece Kıbrıslı Türkler kendilerini güvende hisseder ve diğer toplum tehdit altında hissederse, bu olmaz. Bu bir çözüm değil, kalıcı olmaz ve böyle bir çözüme de onay verilmez. Ama yeni yapı iki kesimli olacak. Ekonomik anlamda karşılıklı bağımlılık ilişkilerinin gelişeceği bir ortamı da düşünün,  ben bu yeni oluşacak yapının diğer konuyu kolaylaştıracağına inanıyorum. Ayrıntılı olarak bu konular ele alınmadığı için sadece genel yaklaşımımı size izah ediyorum, çünkü Türkiye ile bile daha bu konuyu enine boyuna konuşmadık. Ama ben Türkiye ile konuşmadan da bu ilkeleri çoktan beridir seslendiriyorum, çünkü ben güvendeyken ortağımın kendisini güvensiz hissedeceği bir garanti sistemi istemiyorum.

Siz uzun yıllar Maraş’ın gerçek sahiplerine verilmesini savundunuz...
Akıncı: Ben daha önce söylediğimin arkasındayım. Kapalı Maraş’ın ve hiçbir yerin yılanların farelerin yuvası olmasını istemem. İnsanların olmasını isterim. Göreve geldiğimde bu ve benzeri konuları birinci toplantıda Anastasiadis ile ele aldığımda gördüm ki, yalnız Sayın Anastasiadis değil, Türkiye de, Yunanistan da, BM de, ABD de, kiminle temas ettiysem, herkes kapsamlı çözümün bir an önce olmasını destekliyor. Yani ‘yoğunlaşalım ve Kıbrıs sorununu bitirelim çünkü parçalarla uğraşırsak daha çok zaman kaybedeceğiz’ anlayışı hele mobil telefonlarda yaşadıklarımızı da gördükten sonra daha da haklı bir gerekçe oldu. Unutmayın, ben seçim kampanyamda da Maraşla ilgili konuştum. Ama onun yanında Mağusa limanının ve Ercan havalimanının da açılması gerektiğini söyledim paralel olarak. Ercan havalimanı ile ilgili Rum toplumunda bir tereddüt olduğunu, o konuda hazır olmadıklarını gözlemledim. Ben de Ercan’ın gündemde olmayacağı bir durumda sadece kapalı Maraş konusunun gündeme getirilmesine hazır değildim doğrusu. Ancak kapalı Maraş’ın hemen dibinden geçen Derinya yolunu yakında inşallah açacağız. Ve daha ileri aşamaya geldiğimizde çözüm yönünde artık ‘yakınız bitiyor’ noktasına geldiğimizde beklemeksizin Maraş için bir teknik komitenin kurulması gündeme gelecektir.  

Çözümün finansmanı konusundaki gelişmeler nedir?
Akıncı: Çözüm çalışmaları gözönünde bulundurulduğunda ilk defa finansman konusu bu kadar gündemdedir. Mesela ilk defa iki lider Davos’a gittik ve bu konuda mesaj verdik. İlk defa çözüm müzakereleri devam ederken Dünya Bankası’ndan İMF’den uzmanlar buradadır. Ciddi çalışmalar yapılıyor bu konuda. Bu maliyetin tabii ki toprak boyutu var, tazminat boyutu var, gerekli olacak yeni yerleşim yerlerinin yapılması boyutu var. Ve bir de sistemin yürümesi, yaşayabilir olması konusu var. Herşeyin uluslararası toplumdan gelmesini bekleyemeyiz. Geçen defa Annan Planı’ndaki bağışçılar toplantısı maalesef başarısız olmuştu. Bu kez AB destek olacağını söylüyor, başka ülkeler destek olacaklarını söylüyorlar. Ancak mucizevi katkılar beklemeyelim. Belki düşük faizlerle uzun vadeli krediler sözkonusu olacak. Ortak zenginliğimiz olan denizaltındaki doğalgaz belki önemli bir unsur olacak. Ama şu da gerçektir ki Kıbrıslılar bütün yükü omuzlayamaz. Bu masraflı bir çözüm olacak. Tabii masraftan bahsederken, çözümsüzlüğün daha büyük maliyeti olacağını da söylemek isterim.   

Son olarak toplumlara vermek istediğiniz mesaj nedir?
Akıncı: Bu kez her defakinden farklı bir durum var. İki lider de birbirini suçlamaktan kaçınarak birlikte bir yol yürümeye çalışıyor. Eski suçlama oyununu oynamıyoruz. Birbirimize geleceğin ortakları olarak bakıyoruz. Pek çok insanı kapsayan çok ciddi bir çaba var ve bütün bunların olabilmesinin temel nedeni çözüm olabileceğine dair inançtır. Ben bu inancın kaybolmaması için ve sonuca gitmesi için elimden geleni yapmaya devam edeceğim. Burada bulunuşumun temel amacının bu olduğunu toplumlara iletmek isterim. Bir Kıbrıslı Türk lider olarak elbette Kıbrıs Türk toplumunun haklarını gözetmek benim ödevimdir ama Kıbrıslı Rumların kaygılarını da anlayan ve iki tarafın da kabul edeceği bir anlaşma olmasının ne kadar hayati olduğunun bilincinde olan bir insanım. Hep birlikte Kıbrıs’ın daha güzel bir geleceğe ulaşmasını sağlayabiliriz, buna inanıyorum. Ve bu fırsatın heba olmaması için tüm kapasitemle çalışacağımın bilinmesini isterim.