Showing posts with label Kati Piri. Show all posts
Showing posts with label Kati Piri. Show all posts

Wednesday, 4 September 2019

Piri: "Türkiye'nin AB üyeliğini artık tartışmıyoruz"


 Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri Türkiye ile ilişkileri yorumladı: "Türkiye AB üyeliğine hiç bir zaman şu anda olduğu kadar uzak olmadı"

Esra Aygın & Rally Papageorgeou 
29 Mart 2019


Avrupa Parlamentosu bir süre önce Türkiye ile üyelik müzakerelerini durdurma kararı aldı? Bu noktaya nasıl gelindi? 

Piri:Ben Türkiye’nin AB sürecini destekleyen bir kişiyim. Ama demokratik bir Türkiye’nin... 2014 yılında raportörlük görevini üstlendiğimde işler 10 yıl önce AKP’nin yeni iktidara geldiği zamanki kadar olumlu değildi. Ancak 2014’te Avrupa Parlamentosu, son 10 yılda yaptığı gibi, belli başlıkların açılması çağrısı yaptı. Çünkü Türkiye üzerinde pozitif baskı kurmak için tüm enstrümanların kullanılması gerektiğini düşünüyorduk. Ancak dürüst olmak gerekirse, bu enstrümanlar hiç kullanılmadı. Müzakere başlıkları hiç açılmadı. Bu sırada da Türkiye’de durum kötüleşmeye devam etti. 2016 yılında üyelik müzakerelerinin dondurulması çağrısı yaptık. 
Daha sonra, Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi, bunun pek çok açıdan demokratik bir anayasa olmadığını açıkça ifade etmesine rağmen, anayasa referandumuna gidildi. 
Bizler Avrupa Parlamentosu olarak geçen yıl, insan hakları konusunda da herhangi bir iyileştirmenin olmadığı bir durumda,  bu anayasanın hiçbir değişiklik yapılmaksızın uygulanmasının bizim için bir kırmızı çizgi olacağını ortaya koyduk. Ancak bu anayasa uygulandı. Anayasa bir ülkedeki en temel yasadır. Temelin bu denli antidemokratik olduğu bir durumda bu ülke ile oturup üyelik konuşmanın hiç bir kredibilitesi olmaz. Bu nedenle bu yıl üyelik müzakerelerinin resmi olarak askıya alınması çağrısında bulunduk. Bu, Türkiye’nin artık aday ülke olmadığı anlamına gelmiyor. Türkiye hala adaydır, ancak ilerleme görmediğimiz taktirde artık AB üyeliğini tartışmıyoruz. 
Türkiye’deki durumda – ki hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı, insan hakları ve özgürlükleri, sivil toplum gibi şeylerden bahsediyorum -  
olumlu bir değişiklik olmaması durumunda seçimlerden sonra oluşacak parlamentonun da yeni şeyler söyleyebileceğini düşünmüyorum. 

Bu, Türkiye’nin tam üyelik yerine AB ile özel bir ilişki içerisinde olması anlamına mı geliyor? 
Piri:2004’te üyelik müzakereleri başladığından beri Türkiye-AB arasında diğer ülkelere göre farklı bir süreç yaşandı. Türkiye, ‘üyelik müzakeresi yapıyoruz’ deyip müzakerelerin sonucunu açık veya belirsiz bıraktığımız tek ülke. Bunun nedeni, Türkiye’nin üyeliğinin bazı ülkeler açısından çok tartışmalı olmasıydı. ‘Türkiye AB’nin tam üyesi olacak mı?’ Şu an bu soruyu sormak için en kötü zaman herhalde, çünkü Türkiye, AB üyeliğine hiçbir zaman şu anda olduğu kadar uzak olmadı. Ancak bu olasılığı dışlamıyorum. Bu olasılığı dışlamak istemiyorum. Bu olasılığı dışlamanın Türkiye vatandaşlarına da haksızlık olduğunu düşünüyorum… Ancak bu Türkiye değil. 

Türkiye AB yolunda ciddi reformlar yaparken AB’nin üyelik müzakerelerinin sonucunu açık bırakması bir hata mıydı? AB’den farklı bir yaklaşım bugün Türkiye’nin başka bir yerde olmasına yardımcı olur muydu?
Piri: Evet. Bir çok şekilde Türkiye’yi çok daha fazla teşvik edebilirdik. Ve işler kötüleşmeye başladığında Türkiye’yi yeniden AB sürecine çekmek için başka enstrümanlar kullanmalıydık. Bunları hiç kullanamadık çünkü yeni müzakere başlıklarını hiç açmadık. Bu beni çok öfkelendiriyor.  Bildiğiniz gibi Türkiye ile üyelik müzakereleri 2004’te başladı ve açıkçası, 2005’te sona erdi. Dürüst olalım: Hiç bir zaman Türkiye ile gerçek bir üyelik müzakeresi yürütmedik. Şimdi ise, sanki süreci durdurmuş gibi yapıyoruz. Hiç bir zaman bir süreç söz konusu olmadı ki! Neden tüm müzakere başlıklarını açıp Türkiye’yi teşvik etmedik? Neden yılda 700 milyon euro üyelik-öncesi finansman sağlarken siyasi olarak etkili olabileceğimiz müzakere başlıklarını açmadık? Bu, süreçte yaptığımız büyük bir hataydı. 

Doğu Akdeniz’de hidrokarbon araştırmaları nedeniyle gerginlikler yaşanabileceğine dair endişeler var. AB bölgedeki gerginliği düşürmek için ne yapabilir?
Piri:AB liderleri bu konuda kafa yoruyor ama bir şey yapmıyorlar. İstikrarsız bir ekonomiye sahip otoriter bir Türkiye, orta ve uzun vadede Kıbrıs için de, komşu ülkeler için de, tüm bölge için de çok daha tehlikelidir. Ekonomik olarak istikrarlı, demokratik bir Türkiye tüm AB vatandaşlarının çıkarınadır. AB liderleri bundan hareketle bir strateji oluşturmalıdır. Türkiye’nin AB’den giderek daha fazla uzaklaşmasını ve tehdit haline gelmesini nasıl engelleyebiliriz? Elimizdeki hangi araçları Türkiye’yi AB’ye yaklaştırmak için kullanabiliriz? Bunu yapmıyoruz. Ben, bu konuda uzun-vadeli bir strateji görmüyorum. Çok kısa-vadeli düşünüyoruz. Bir stratejimiz yok ve sadece açıklama yapıyoruz. Bu, ne Kıbrıslıların, ne de diğer AB vatandaşlarının güvende hissetmesine yardımcı oluyor. Bu Türkiye’deki demokratlara da yardımcı olmuyor. Beni öfkelendiren bu. Ve biz eğer Türkiye ile ilgili bile bir strateji geliştiremiyorsak Çin ile Rusya ile nasıl mücadele edeceğiz? 

Türkiye – AB ilişkilerinde gelecekte bir iyileşme umudu var mı?
Piri:Türkiye petrol ve doğalgazı olmayan açık bir ekonomi. Ve en büyük yatırımcısı da Avrupa Birliği. Türkiye’nin ekonomik gelişmeye, dolayısıyla da AB’ye ihtiyacı var. Bunu neden hiç kullanmıyoruz? Türkiye NATO üyesidir, AGİT üyesidir ve Avrupa Konseyi üyesidir. 70 yıldır Türkiye’nin yönelimi hep batıya taraf olmuştur. Türkiye’deki birçok insanın yönelimi batıya taraftır. Türkiye’deki sivil toplum, çoğu doğu Avrupa ülkesinden çok daha güçlüdür. Önümüzdeki yerel seçimlerden sonra Türkiye’de 4 yıl boyunca seçim olmayacak. Hükümetin bu süreyi normalleşmek için kullanacağını düşünüyorum. Eğer petrolünüz yoksa, gazınız yoksa, açık bir ekonomi iseniz, insanlarınızın yarısını karşınıza alamazsınız. Normalleşmeniz gerekir. 

AB üyesi ülkelerde aşırı sağ ve popülizm yükselişte. AB’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Piri:Herkes AB’nin şimdiki gibi devam edemeyeceğini görüyor. Bugün karşı karşıya olduğumuz birçok risk var. Mülteci krizinden iklim değişikliğine, Brexit’ten Trump’a... İnsanlar AB’den çözümler bekliyorlar. Bunun sorumluluğunu hissediyorum. Ancak AB’nin değişmesinin ve çözüm üretmesinin ne kadar zor olduğunu da görüyorum. Dolayısıyla, bu Avrupa Parlamentosu seçimleri kritik bir seçim olacak. Sorunların çözümüne katkıda bulunamayacağını bildiğimiz bir parlamentoya mı oy vereceğiz? Şu anda yapılan kamuoyu yoklamalarına bakarsanız, %35’i AB karşıtlarından oluşacak bir parlamento neyi çözecek? Bu kadar sorunla karşı karşıya olduğumuz bir ortamda cesur politikalara ihtiyacımız var. Cesur adımlara ihtiyacımız var. AB bugüne kadar yaptığı gibi günü kurtaracak politikalara devam edemez. Çünkü hiç bir soruna çözüm üretemiyoruz. Avrupalı siyasetçilerin bu aciliyeti hissettiğini düşünüyorum ama adım atmaları için AB yurttaşlarından açık ve cesur bir baskı gelmeli. 



Monday, 21 March 2016

Kati Piri: Avrupa Çözümü Destekleyecek (9 Mart 2016)

AVRUPA ÇÖZÜMÜ DESTEKLEYECEK: Piri: “Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu ve aslında uluslararası toplum bir bütün olarak Kıbrıs’ta bir çözüme varıldığında bu çözümü desteklemek için mümkün olan her şeyi yapmalıdır. Müzakerelerden olumlu bir sonuç çıktığı taktirde, bu sonucu desteklemek için ne yapabiliyorsak yapacağız. Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu’ndan bunun için yeterli finansmanı sağlaması talebinde bulunacak.”

AB TÜRKİYEYE ADİL DAVRANMADI: Piri: “Samimi olmak gerekirse, son 10 yıldır Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin hızlı ve etkin şekilde yürümemesinin hiçbir şekilde Türkiye’deki gelişmelerle ile bir ilgisi yok. Bu tamamen farklı AB üyesi devletlerin kendi iç siyasi gelişmelerine bağlı. Özellikle Fransa’da ve Almanya’daki...”

Esra Aygın

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu’nun Kıbrıs’ta varılacak çözümü desteklemek için mümkün olan her şeyi yapması gerektiğini belirtti.

Türkiye yıllık ilerleme taslak raporunda Kıbrıs’a da geniş yer vermiş olan Piri, Havadis gazetesi ve Kıbrıs Haber Ajansı CNA’ya verdiği ortak röportajda, Avrupa Parlamentosu’nun, Avrupa Komisyonu’ndan, Kıbrıs’taki bir çözümü desteklemek için yeterli finansmanı sağlaması talebinde bulunacağından emin olduğunu söyleyerek, “Kıbrıs’ta iki toplumun ve liderlerin bir anlaşmaya varması sadece sizin adanız açısından değil, tüm Avrupa için çok önemli bir gelişme olur,” dedi.

Geçtiğimiz ay Türkiye’nin güneydoğusunu ziyaretinden sonra bölgede ağır insan hakları ihlalleri ve orantısız güç kullanımı yaşandığı yönündeki yorumları nedeniyle Türk hükümet yetkililerince ağır şekilde eleştirilen Piri’nin kaleme aldığı Türkiye ilerleme raporu Avrupa Parlamentosu’nda Nisan ayının ikinci haftasında görüşülecek.

İşte Piri’nin Kıbrıs ve Türkiye-AB ilişkileri ile ilgili sorulara verdiği yanıtlar...

Raporunuzda Kıbrıs müzakerelerinde yaşanan ilerlemeden bahsediyorsunuz ve çözüm sürecine geniş yer veriyorsunuz. Kıbrıs’ta bu yıl içerisinde bir çözüm olabileceğini düşünüyor musunuz?
Piri: Raporumda Kıbrıs’a bu kadar geniş yer vermemin nedeni şu: Tüm bölgede çok umutsuz bir tablo ile arşı karşıyayız. Tüm Orta Doğu ve hatta Avrupa büyük bir istikrarsızlık içerisinde, ve hatta ülkelerin parçalandığına şahit oluyoruz. Diğer taraftan, Kıbrıs’ta çok umut verici bir süreç devam ediyor. Dolayısıyla Kıbrıs’ta iki toplumun ve liderlerinin bir anlaşmaya varması sadece sizin adanız açısından değil, tüm Avrupa açısından çok önemli bir gelişme olur. Bunun tüm bölgeye olumlu bir etkisi olacağını düşünüyorum.

Avrupa Parlamentosu ve genel olarak Avrupa Birliği kurumları Kıbrıs’ta çözüme yardımcı olmak için ne yapabilir?
Piri: Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu ve aslında uluslararası toplum bir bütün olarak Kıbrıs’ta bir çözüme varıldığında bu çözümü desteklemek için mümkün olan her şeyi yapmalıdır. Verilmesi gereken ana mesaj budur. Müzakereler Kıbrıs’taki toplumlar ve liderleri arasındadır. Avrupa Parlamentosu müzakerelere müdahil olmak istemez. Ama müzakerelerden olumlu bir sonuç çıktığı taktirde, bu sonucu desteklemek için ne yapabiliyorsak yapacağız. Ve eminim Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu’ndan bunun için yeterli finansmanı sağlaması talebinde bulunacaktır.

Kıbrıslı Rum Lider Anastasiadis, Türkçe’nin Avrupa Birliği’nin resmi dili olması için başvuruda bulundu. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Piri: Sayın Anastasiadis’in bu jestini memnuniyetle karşıladığıma raporumda da yer verdim. Bu adım aslında Kıbrıs Rum liderliğinin bu süreci sonuna kadar götürme arzusunda olduğunu gösteriyor. Eminim bu Sayın Anastasiadis açısından kolay bir karar değildi ve eminim bazı muhalefet partileri bundan hiç hoşlanmadı. Ama şundan da eminim ki, bu, Kıbrıs Türk tarafı açısından, karşı tarafın bu süreci ilerletmek konusunda samimi olduğu ve bu yönde çaba gösterdiği anlamına gelmiştir. Kıbrıs’ta nihai bir çözüme varıldığında – ki bunun olmasını umut ediyorum – tabii ki Türkçeyi AB’nin resmi dili olarak kabul edeceğiz.

Raporunuzda, Türkiye ile üyelik müzakerelerinde yargı ve temel haklarla ilgili olan 23. ve adalet, özgürlük ve güvenlik ile ilgili olan 24. Başlıkların açılmasını öneriyorsunuz. Bu başlıklarda Kıbrıs’ın vetosunu nasıl aşacaksınız? 
Piri: Farklı siyasi grupların buna karşı çıkacağını biliyorum. Ancak hepimizin mutabık olduğu bir şey var ki, o da herhangi bir başlık açılmadan önce Türkiye’nin belli kıstasları yerine getirmesi gerekiyor. Türkiye’deki reform sürecinden memnun olalım veya olmayalım bu iki başlıkta, yani temel haklar ile ilgili olarak Türkiye ile bir yoğun diyalog geliştirmemiz çok önemli. Kötüye gittiğinden endişe duyduğumuz konularda Türkiye ile diyaloğumuzu yoğunlaştırmamız gerekiyor. Bu başlıkları açmak Türkiye’yi ödüllendirmek anlamına gelmez. Türkiye’nin üyeliğe artık daha yakın olduğu anlamına da gelmez. Bu sadece, bizim yalnızca mülteciler konusunda değil, insan hakları konusunda da Türkiye ile daha yoğun bir diyalog içerisinde olmak istediğimiz anlamına gelir.

Mülteci krizi nedeniyle Avrupa Birliği, tam da  insan hakları ve ifade özgürlüğü ihlallerinin hızla arttığı bir dönemde Türkiye ile yakın ilişkiler kuruyor. Bu AB adına bir çelişki değil mi?
Piri: AB liderlerinin Türkiye hükümeti ile sadece mülteci krizini konuşmaları ve Türkiye’de olan olaylarla ilgili suskun kalmaları bir çelişki, evet. Ben Türkiye ile daha yoğun bir diyaloğu destekliyorum, ama bu diyalog tek boyutlu olmamalı. Birçok konuyu kapsamalı. Sadece Yunan adalarına kaç kişinin geldiğini konuşuyor olmamalıyız. Türkiye ile çok daha geniş bir diyalog yürütmeliyiz.

Türkiye’de basın özgürlüğü alanında ve güneydoğuda yaşananlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Piri: Basın özgürlüğü konusunda geçtiğimiz gün Parlamento Başkanı Schulz’un yaptığı açıklamaları memnuniyetle karşılıyorum. Benim Avrupalı liderlerden beklediğim budur. İşler iyi gitmediğinde de Türkiye ile doğrudan diyalog kurup verilmek istenen mesajı yetkililere ulaştırmaları. Zamanlamaya baktığınız zaman ilginç bir tesadüf ortaya çıkıyor. Can Dündar ve Erdem Gül, Kasım ayındaki AB-Türkiye zirvesinden iki gün önce tutuklanmışlardı. Şimdi yine AB-Türkiye zirvesinden birkaç gün önce Türkiye’nin en büyük gazetelerinden Zaman’a karşı bir operasyon söz konusu. Tabii bunun AK Parti ve Gülen arasındaki çekişme ile de ilgisi var ama bunun genel olarak basın özgürlüğü kısıtlama trendinin bir parçası olduğu aşikar ve bunu konuşmamız gerekiyor. Bu nedenle sadece AP Başkanı Schulz’dan değil, tüm Avrupalı liderlerden Türkiye ile diyaloglarında bu konuda açık olmalarını bekliyorum.
Güneydoğu’da yaşananlara baktığınızda ise, 355,000 Kürt kökenli Türk vatandaşı kişi – ki bu resmi olarak Türkiye hükümetinin verdiği rakamdır – evlerini terketmek zorunda kaldı. Tabii ki bunda çatışmaları kırsal alandan şehirlere taşıyan PKK’nın da sorumluluğu var. Ancak sorumluluk kimde olursa olsun, durum budur ve AP bu konuda suskun kalıyor. Avrupa Birliği’nden resmi bir delegasyonun bölgeyi ziyaret etmesi gerekiyor. Ağustos ayında bu çatışmalar başladığından beridir Parlamento resmi olarak orada hiç bulunmadı.

Türkiye’nin Batı’dan ve Avrupa değerlerinden uzaklaşmasında AB’nin de bir sorumluluğu olduğunu düşünüyor musunuz?
Piri: Evet, Türkiye’deki insanlar söz konusu olduğunda AB’nin sorumlu olduğunu düşünüyorum. Türkiye’deki insanlarla biraraya geldiğimde birçok insanın AB ile üyelik müzakerelerinin gidişatından dolayı hayal kırıklığı yaşamış olduğunu görüyorum. Çünkü samimi olmak gerekirse, son 10 yıldır Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin hızlı ve etkin şekilde yürümemesinin hiçbir şekilde Türkiye’deki gelişmelerle ile bir ilgisi yok. Bu tamamen farklı AB üyesi devletlerin kendi iç siyasi gelişmelerine bağlı. Özellikle Fransa’da Cumhurbaşkanı Sarkozy döneminde belli başlıklar bloke edildi... ve tabii ki Alman Şansölyesi Merkel… Dolayısıyla insanlar bunun liyakata dayalı bir süreç değil, siyasi bir süreç olduğunu söylediklerinde, bunu anlayabiliyorum. Bu nedenle de şu anda Türkiye ile çok daha yoğun bir diyaloğun başlamış olmasını memnuniyetle karşılıyorum. Ancak bu diyaloğun mülteci krizinden ayrı ve bağımsız tutulması gerekiyor. Türkiye’nin AB’ye katılımı ve mülteci krizi ayrı konulardır ve biz bunları birbiri ile bağlantılandırarak aslında ‘sizin standartlara uyup uymamanız önemli değil, bizimle işbirliği yaptığınız ve mülteciler konusunda yardımcı olduğunu sürece üyelik süreciniz de ilerleyecek’ mesajı veriyoruz. Benim ne Avrupa ne de Türk vatandaşlarına vermek istediğim mesaj bu değil. Çünkü bu üyelik sürecine güveni temelinden sarsan bir mesaj.