Showing posts with label çözüm. Show all posts
Showing posts with label çözüm. Show all posts

Sunday, 1 September 2019

BM ada genelinde iki toplumun nabzını tuttu: ÇÖZÜMÜN ŞİFRELERİ


 Esra Aygın

18 Nisan 2019


Birleşmiş Milletler tarafından adanın her iki tarafında yaptırılan araştırmaya göre, Kıbrıslı Rumların büyük çoğunluğu çözüm müzakerelerinin yeniden başlamasını istiyor ve çözümün aciliyetine inanıyor.


Müzakereler yeniden başlasın

Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumlarının yaklaşımlarını, beklentilerini, ve endişelerini incelemek amacıyla 2018 yılı sonunda yaptırılan, ve adanın her iki tarafında 500 Kıbrıslı Türk ve 500 Kıbrıslı Rum’u kapsayan araştırmaya göre, Kıbrıslı Rumların %70’i müzakerelerin yeniden başlamasına yönelik istek ortaya koyarken, %62’si de çözümün acil bir ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Müzakerelerin yeniden başlamasını isteyen Kıbrıslı Türklerin oranı ise %51. Ankete katılan Kıbrıslı Türklerin %46’sı çözümün acil bir ihtiyaç olduğunu düşünürken, %43’ü çözümün bir aciliyeti olmadığına inanıyor.


İstek var inanç yok

Kıbrıs Rum toplumunun büyük bir çoğunluğunun müzakerelerin yeniden başlamasını istemesi ve çözümün aciliyetine inanmasına rağmen, Kıbrıslı Rumlar arasında, çözümün olabileceğine dair inanç %21 seviyesinde kalıyor. Ankete katılan Kıbrıslı Türklerin ise %44’ü çözümün olabileceğine inanıyor. Çözümün olabileceğine dair inanç duyanların oranı, her iki toplumda da diğer toplumla teması olanlar arasında çok daha yüksek. Diğer toplumla teması olmayan Kıbrıslı Rumların sadece %14’ü çözümün olabileceğine dair inanç duyarken, teması olanlarda bu oran %29’a yükseliyor.  Diğer toplumla teması olmayan Kıbrıslı Türklerin ise %16’sı  çözümün olabileceğine dair inanç duyarken, teması olanlarda bu oran %58’e çıkıyor.

Kıbrıslı Tükler için çözümün en büyük getirisi ekonomik

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı’nın Ofisi tarafından yaptırılan ve toplumların Kıbrıs sorununa, çözüme ve toplumlararası ilişkilere bakış açısına dair önemli ipuçları içeren araştırmada katılımcılara, Kıbrıs sorununun çözümün potansiyel getirileri ile ilgili fikirleri de soruldu. Kıbrıslı Türkler açısından çözümün en büyük olası getirisi ‘ekonomik büyüme.’ Bunu ‘belirsizliğin bitmesi’, ‘hidrokarbonlardan faydalanılabilmesi’, ‘toprak düzenlemeleri’, ‘kültürümüzün korunması’ ve ‘göçmenlere mülklerinin iade edilmesi’ takip ediyor.

Kıbrıslı Rumlar için çözümün en büyük getirisi mülkiyet ve toprak

Araştırmaya göre, Kıbrıslı Rumlar açısından ise, çözümün en büyük potansiyel getirisi ‘göçmenlere mülklerinin iade edilmesi’ ve ‘toprak düzenlemeleri’. Bunları ‘hidrokarbonlardan faydalanılabilmesi’ ‘yabancı askerlerin adadan çekilmesi’, ‘ekonomik büyüme’ ve ‘güvenlik’ izliyor.


Bilgi yok

Kıbrıs’ın kuzeyinde Prologue ve güneyinde CyMar araştırma şirketleri tarafından yapılan ve yüz yüze mülakatlar ve odak gruplarını içeren detaylı araştırmada, her iki toplumun büyük çoğunluğu süreç ile ilgili bilgi sahibi olmadıklarını belirtiyor. ‘Süreçle ilgili bilgi sahibi olduğunuza inanıyor musunuz?’ sorusuna ‘çok az’ ve ‘hiç’ yanıtı veren Kıbrıslı Türklerin oranı %79 olurken, Kıbrıslı Rumlar arasında bu oran %77.


Kıbrıslı Türkler etkin katılım, Kıbrıslı Rumlar asker ile ilgili bilgi istiyor

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve BM Güvenlik Kurulu raporlarına da yansıyan söz konusu araştırmaya katılanlara, müzakerelerde ele alınan konulardan hangileri ile ilgili daha fazla bilgi sahibi olmak istedikleri sorulduğunda, Kıbrıslı Türkler açısından ‘etkin katılımı garanti altına almak için merkezi hükümetteki gücün nasıl paylaşılacağı’ ve ‘Türk ve Yunan vatandaşlarına eşdeğer muamelenin nasıl sağlanacağı’ konuları öne çıkıyor. Bunları, ‘adadaki Türk ve Yunan orduları ile ilgili kararın ne olacağı,’ ‘Garanti Antlaşması’nın akıbeti,’ ve ‘mülkiyet ve toprak konularının nasıl çözüleceği’ konuları izliyor.

Araştırmaya katılan Kıbrıslı Rumların en fazla bilgi sahibi olmak istedikleri konu ise ‘adadaki Türk ve Yunan orduları ile ilgili ne karar verileceği.’ Bunu sırasıyla, ‘Garanti Antlaşması’nın akıbeti,’ ‘etkin katılımı garanti altına almak için merkezi hükümetteki gücün nasıl paylaşılacağı,’ ‘Türk ve Yunan vatandaşlarına eşdeğer muamelenin nasıl sağlanacağı’ ve ‘mülkiyet ve toprak konularının nasıl çözüleceği izliyor.


Toplumlar kendi kurucu devletlerinde yaşamak istiyor

Araştırma kapsamında katılımcılara, çözüm durumunda hangi kurucu devlette/yönetimde yaşamak isteyecekleri de soruldu. Buna göre, Kıbrıslı Türklerin %75’i, Kıbrıslı Rumların ise %82’si kendi toplumları tarafından yönetilecek bölgede yaşamak istiyor.

‘Çözüm durumunda, birçok Kıbrıslı Rum, Kıbrıs Türk yönetimi altındaki kuzeye taşınacak’ ifadesine Kıbrıslı Rumların %77’si katılmıyor. ‘Çözüm durumunda birçok Kıbrıslı Türk, Kıbrıs Rum yönetimi altındaki güneye taşınacak’ ifadesine de Kıbrıslı Türklerin %68i katılmıyor. Ancak, Kıbrıslı Rumların %65’i çözüm durumunda Kıbrıslı Türklerin güneye taşınacağını düşünüyor.


Her iki toplum da çözüm durumunda anlaşmazlık/çatışmadan endişe ediyor

Araştırma, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların hem çözüm hem de çözümsüzlük durumunda korkularını da ortaya koyuyor.

Bir çözüm olması durumunda araştırmaya katılan Kıbrıslı Türklerin de Kıbrıslı Rumların da en büyük korkusu ‘iki toplum arasında anlaşmazlık/çatışma çıkması.’ Kıbrıslı Türkler açısından bu korkuyu, ‘azınlık haline gelmek’, ‘karar alma özerkliğini yitirmek’ ve ‘siyasi ve sosyal istikrarsızlık’ takip ediyor.

Kıbrıslı Rumlar açısından ise, çözüm olması durumunda ‘anlaşmazlık/çatışma çıkması’ korkusunu, ‘Türkiye’nin Kıbrıs’taki etkisinin artması’, ‘azınlık haline gelmek’ ve ‘siyasi ve sosyal istikrarsızlık’ takip ediyor.


Çözümsüzlük durumunda Kıbrıslı Türkler ekonomik durumlarının kötüleşmesinden, Kıbrıslı Rumlar ise Kıbrıs Türk toplumunun tanınmasından korkuyor

İki toplumun çözümsüzlükten duydukları korkuları da ortaya koyan araştırmaya göre, çözümsüzlük durumunda Kıbrıslı Türkler en fazla ‘ekonomik durumun kötüleşmesi’nden korkuyor. Bunu, ‘Kıbrıs Türk toplumunun Türkiye tarafından absorbe edilmesi’, ‘işsiz kalmak’ ve ‘siyasi tecrit’ korkuları takip ediyor. Kıbrıslı Rumlar ise, çözümsüzlük durumunda en çok ‘Kıbrıs Türk toplumunun de fakto olarak tanınması’ndan korkuyor. Bunu ‘Kıbrıs Türk toplumunun Türkiye tarafından absorbe edilmesi’, ‘statükonun devamı’ ve ‘savaş/çatışma’ korkuları takip ediyor.

Halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımının sağlanması gerekiyor

Araştırmaya katılan Kıbrıslı Türklerin %93’ü, Kıbrıslı Rumların ise %87’si toplumların barış süreci ve süreçte alınan önemli kararlar ile ilgili halka danışılması gerektiğini düşünüyor. Kıbrıslı Türklerin %58’i, liderliklerin halkı müzakere süreci ile ilgili bilgilendirmek ve halkın görüşlerini dikkate almak için bir mekanizma kurulması, %64’ü ise, sivil toplumun barış sürecinde anlamlı bir rol oynaması gerektiğini belirtiyor. Kıbrıslı Rumların ise %79’u liderliklerin halkı müzakere süreci ile ilgili bilgilendirmek ve halkın görüşlerini dikkate almak için bir mekanizma kurulması, %78’i ise, sivil toplumun barış sürecinde anlamlı bir rol oynaması gerektiğini belirtiyor.



İKİ TOPLUM ARASINDAKİ İLİŞKİLER

‘Bir arada barış içerisinde yaşamak mümkün’

İki toplum arasındaki ilişkileri de inceleyen ve son 10 yıllık verilerin karşılaştırmalı analizini içeren araştırmaya göre, 2009 yılından beri ilk defa her iki toplumun da çoğunluğu Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların bir arada barış içerisinde yaşayabileceğine inanıyor. İki toplumun bir arada barış içerisinde yaşayabileceklerine inanan Kıbrıslı Türklerin oranı %51 olurken, Kıbrıslı Rumlar için bu oran %61.

Yine geçmiş yıllarda elde edilen verilerle karşılaştırıldığında, araştırmaya göre, hem Kıbrıslı Türkler hem de Kıbrıslı Rumlar arasında ‘diğer toplumdan biri ile komşu olmak’ ve ‘diğer toplumdan biri ile arkadaş olmak’ artan şekilde kabul görüyor.

Araştırmaya katılan Kıbrıslı Türklerin %65’i ve Kıbrıslı Rumların %70’i, çocuklarının veya kardeşlerinin karma okullara gitmesini kabul ederken, ortak bir üniversiteyi ise Kıbrıslı Türklerin %75’i Kıbrıslı Rumların ise %77’si kabul ediyor.

Diğer dilin zorunlu olarak öğretilmesine Kıbrıslı Türklerin %61’i, Kıbrıslı Rumların %57’si evet diyor.



Geçişler artıyor olsa da temas yeterli değil
Araştırmaya göre, karşılıklı geçişler artmış olsa bile, bu, illa ki temas anlamına gelmiyor.  Geçtiğimiz yıl içerisinde kuzeye geçmiş Kıbrıslı Rumların %56’sının, güneye geçmiş olan Kıbrıslı Türklerin ise %35’inin diğer toplumdan biri ile teması olmadı.

Toplumlar birbirini tanımıyor, önyargılar var

Araştırma çerçevesinde Kıbrıslı Türklere ve Kıbrıslı Rumlara, diğer toplum ile daha yakın temas ve iletişimin önündeki engelin ne olduğu da soruldu. Toplumların birbirlerini ne kadar az tanıdığını ortaya koyan sonuçlara göre, Kıbrıslı Türkler, sırasıyla, ‘Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklere güvenmemesi’ni, ‘yasal engeller’i, ve ‘Kıbrıslı Rumların ayrı yaşama isteği’ni daha yakın temas ve iletişim önündeki engeller olarak görürken, Kıbrıslı Rumlar da ‘Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlara güvenmemesi’ni, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlardan korkması’nı, ve ‘Kıbrıslı Türklerin ayrı yaşama isteği’ni daha yakın temas ve iletişim önündeki engeller olarak görüyor.

Korku algısını daha detaylı incelemek için katılımcılardan ‘Diğer toplumun bizden korkması için bir neden yok’, ‘Bizim diğer toplumdan korkmamız için bir neden yok’ ve ‘Diğer toplumun bizden neden korkabileceğini anlıyorum’ ifadelerine katılıp katılmadıkları da soruldu.

Kıbrıslı Türklerin %62’si ‘Diğer toplumun bizden korkması için bir neden yok’ ifadesine katılırken, ‘Bizim diğer toplumdan korkmamız için bir neden yok’ ifadesine katılan Kıbrıslı Türklerin oranı %69 ve ‘Diğer toplumun bizden neden korkabileceğini anlıyorum’ ifadesine katılan Kıbrıslı Türklerin oranı %56 oldu.

Kıbrıslı Rumlara aynı soru sorulduğunda, ‘Diğer toplumun bizden korkması için bir neden yok’ ifadesine katılan Kıbrıslı Rumların oranı %73, ‘Bizim diğer toplumdan korkmamız için bir neden yok’ ifadesine katılan Kıbrıslı Rumların oranı %38 ve ‘Diğer toplumun bizden neden korkabileceğini anlıyorum’ ifadesine katılan Kıbrıslı Rumların oranı da %49 oldu.


Güven artıyor

Son 12 yılda elde edilen verilerle kıyas yapılarak analiz edilen araştırma sonuçlarına göre, toplumlar arası güven giderek artsa da, hala toplumların yarısından fazlası diğer topluma güvenmiyor. Araştırmaya katılan Kıbrıslı Türklerin %46’sı, Kıbrıslı Rumların ise %49’u diğer topluma güvendiğini belirtiyor.


Kıbrıslı Türkler cep telefonlarının çalışmasını, Kıbrıslı Rumlar ortak geziler istiyor

Araştırma, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların güven yaratıcı önlemlere bakış açılarına da ayna tutuyor. Kıbrıslı Türkler sırasıyla, ‘cep telefonlarındaki kısıtlamanın kalkması’, ‘Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların birlikte adanın farklı yerlerine ortak geziler gerçekleştirmesi’, ‘iki taraftaki işletmelerin işbirliği yapması’, ‘Kıbrıslı Türkler ve Rumlar tarafından ortak hazırlanan eğitim materyallerinin tüm okullarda okutulması’, ‘yeni geçiş kapılarının açılması’ ve ‘öğrenci değişim programları’na destek verirken; Kıbrıslı Rumlar ‘Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların birlikte adanın farklı yerlerine ortak geziler gerçekleştirmesi’, ‘iki taraftaki işletmelerin işbirliği yapması’, ‘cep telefonlarındaki kısıtlamanın kalkması’, ‘Kıbrıslı Türkler ve Rumlar tarafından ortak hazırlanan eğitim materyallerinin tüm okullarda okutulması’ ve ‘öğrenci değişim programları’na destek verdi. Yeni geçiş kapılarının açılmasına ise Kıbrıslı Rum katılımcılardan sadece %37 oranında destek çıktı.


İşbirliğine destek var, tek istisna doğal kaynaklar

Her iki toplumda da çoğunluk genel olarak ekoloji, çevre, kültür, spor, doğal afetler, su yönetimi, elektrik yönetimi ve eğitim alanlarında işbirliğine sıcak bakarken, Kıbrıslı Rumların çoğunluğu, doğal kaynakların yönetiminde işbirliğine sıcak bakmıyor. ‘Doğalgaz ve petrol da dahil doğal kaynaklarının yönetiminde daha yakın işbirliği’ne Kıbrıslı Türkler %69 oranında destek verirken, Kıbrıslı Rumlarda bu destek %36’da kalıyor.


Araştırma sonuçları BMGS ve BMGK raporlarına yansıdı

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı’nın Ofisi tarafından yaptırılan araştırma, BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarına ve BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in raporlarına da yansımış durumda.

BM Güvenlik Konseyi, 30 Ocak 2019 tarihli ve 2453 sayılı kararında, taraflara ada çapındaki okullarda barış eğitiminin verilmesi, toplumların varılan yakınlaşmalar ile ilgili bilgilendirilerek çözüme hazırlanması, sivil toplumun sürece katılımının artırılması, ve iki-toplumlu işbirliği, iletişim ve diyaloğa ağırlık verilmesi konularında çağrı yapmıştı.

BM Genel Sekreteri Guterres ise, 14 Nisan 2019 tarihinde yayınlanan son raporunda, liderlere toplumlarını çözüme hazırlama çağrısı yapmış ve söz konusu araştırmada, her iki toplumdaki büyük çoğunluğun bir çözüm planının neleri içereceği konusunda bilgi sahibi olmadıklarına inandıklarının ortaya çıktığını vurgulamıştı. Guterres, toplumların sürece daha fazla dahil olma isteğinin de altını çizmişti. Yine araştırmada ortaya çıkan ve iki toplumun da birçok konuda işbirliği yapılmasına açık olduğunu ortaya koyan verilere dayanarak, Genel Sekreter, iki toplumlu işbirliği için liderlere çağrı yapmış, özellikle cep telefonlarına vurgu yapmıştı.

Genel Sekreter aynı zamanda, araştırmanın, her iki toplumun da çözümsüzlüğün siyasi, ekonomik ve sosyal sonuçlarından korktuğunu ortaya koyduğunu belirtmişti.


Friday, 27 January 2017

SÜREÇ DÖRT ÖZGÜRLÜKLERE TAKILDI

DÖRT ÖZGÜRLÜK YOKSA TARİH YOK: Kıbrıs Konferansı’nda bir sonraki siyasi toplantının tarihi, iki liderin, Türk vatandaşlarına AB vatandaşları ile eşit muamele yapılması konusunda uzlaşmasına bağlı.

GARANTİLERDE ESNEME SİNYALİ: Türkiye’nin, AB’nin dört özgürlüklerinin Türk vatandaşları için de geçerli olmasının ve Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğinin sağlanması durumunda garantiler konusunda daha esnek davranabileceği sinyalini verdiği anlaşılıyor.

SINIRSIZ ÖZGÜRLÜK OLMAZ: Siyasi gözlemcilere göre, dört özgürlüklerin Türk vatandaşlarına sınırsız uygulanması talebi gerçekçi değil. Ancak özgürlüklerin belli parametreleri geçerli kılınarak Türkiye’nin Gümrük Birliği ve Ankara Anlaşması’ndan doğan hak ve ayrıcalıkları geliştirilebilir. Sınırsız uygulama talebi sürecinin çökmesine neden olabilir.


Esra Aygın

Kıbrıs Konferansı’nın siyasi düzeyde tekrar ne zaman toplanacağı, Türk vatandaşlarına çözüm dumurunda ne ölçüde AB vatandaşları ile eşit muamele yapılabileceği üzerinde iki liderin uzlaşmasına bağlı.

Müzakerelere yakın bir kaynaktan alınan bilgiye göre, bir sonraki siyasi toplantının tarihi, ancak bu konu bir açıklığa kavuştuktan sonra belli olacak. “Top yine Kıbrıslıların kalesinde” diye konuşan kaynak, Türkiye’nin yeni bir beşli toplantı öncesinde Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliklerinde, ve özellikle eşit temsiliyette de ilerleme görmek istediğini belirtti.

AB’nin dört özgürlüklerinin Türk vatandaşları için de geçerli olmasının ve Kıbrıslı Türklerin kurumlardaki eşit temsiliyetinin kabul edilmesi durumunda, Türkiye’nin güvenlik ve garantiler konusunda daha esnek davranabileceği sinyalini verdiği anlaşılıyor.


Türk ve Yunan vatandaşlarına eşit muameleyi amaçlıyor

Türkiye’nin dört özgürlükler talebi, federal Kıbrıs’ta Türk ve Yunan vatandaşlarına eşit muameleyi amaçlıyor, ve ilk olarak 1960 Kıbrıs Anayasası’nda yer alan Türkiye-Yunanistan arasındaki ‘güçler dengesi’ ilkesine dayanıyor.

Annan Planı da, AB üyesi Yunanistan ve AB üyesi olmayan Türkiye arasında mümkün olan en büyük dengeyi korumak için belli bazı hükümler içeriyordu. Çözüm durumunda Türk ve Yunan vatandaşlarına eşit muamele, önceki liderler Mehmet Ali Talat ve Dimitris Hristofyas tarafından, adanın demografik yapısının bozulmaması kaydıyla üzerinde mutabakata varılmış bir ilke idi.  

Kıbrıslı Türk lider Mustafa Akıncı ve Kıbrıslı Rum lider Nicos Anastasiadis, görüşme sürecinin başında bu anlaşmayı teyit etmişlerdi. Ancak taraflar, şu anda bu ilkenin pratikte nasıl uygulanacağı konusunu müzakere etmekte zorluk yaşıyor, çünkü Ankara’nın ‘Yunanistan ile eşit muamele’ talebi, AB’nin dört özgürlüklerinin sınırsız bir şekilde Türk vatandaşları için geçerli olması anlamına gelebiliyor.


Malların, kişilerin, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımı
AB’nin dört özgürlükleri, malların, kişilerin, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımını kapsıyor.

Müzakerelere yakın kaynağın verdiği bilgiye göre, bu konunun müzakeresinde Avrupa Komisyonu’nun iki lidere yardımcı olması kritik önem taşıyor.

Siyasi gözlemcilere göre, dört özgürlüklerin Türk vatandaşlarına sınırsız bir şekilde uygulanması talebi gerçekçi değil, ancak özgürlüklerin belli parametreleri uygulanarak, Türkiye’nin Gümrük Birliği ve Ankara Anlaşması’ndan doğan hak ve ayrıcalıkları geliştirilebilir. Ancak, yine gözlemcilere göre, Türkiye’nin dört özgürlüklerin sınırsız uygulanmasını talep etmesi sürecinin çökmesine neden olabilir.

12 Ocak’ta Cenevre’de başlayan Kıbrıs Konferansı, geçtiğimiz hafta Mont Pelerin’de teknik düzeyde güvenlik ve garantilerin ele alınması ile devam etmişti.



Monday, 21 March 2016

Schulz: Tarihi Şans (11 Mart 2016)

TARİHİ ŞANS: Schulz: “Şu anda Kıbrıslıların elinde adalarını birleştirmek için eşsiz bir şans var. Ve bu sayede, sonunda Avrupa gerçek anlamda bir birlik olacak. Eğer şimdi çözüme ulaşamazsak tarihi bir şansı kaybetmiş oluruz. Bu gerçek bir yenilgi olur.”

MALİ DESTEK MÜMKÜN: Schulz: “Mart sonunda Kıbrıs’ı ziyaret edeceğim ve yardım etme, katkıda bulunma şansımızın olup olmadığını iki toplumdan dinleyeceğim. Eğer mali destek çözüme yardımcı olacaksa, bunu her zaman konuşmaya hazırız.”

ANKARA’DAN GÜÇLÜ DESTEK: Schulz: “Ankara çok uzun süredir ilk defa Kıbrıs’taki bir çözüm için bu denli güçlü bir kararlılık ortaya koyuyor. Geçmişte olduğumdan çok daha iyimser olmamı sağlayan bazı gelişmeler yaşanıyor. Muazzam gelişmelere yol açabilecek görüşmeler gerçekleşiyor.”

Esra AYGIN

Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz, şu anda Kıbrıslıların elinde adalarını birleştirmek için eşsiz, tarihi bir şans bulunduğunu belirterek, Kıbrıs’ın birleşmesi ile, Avrupa Birliği’nin de sonunda gerçek anlamda bir birlik olacağını söyledi. Schulz, “Eğer şimdi çözüme ulaşamazsak tarihi bir şansı kaybetmiş oluruz. Bu gerçek bir yenilgi olur” dedi.

Önümüzdeki haftalarda Kıbrıs’a yapacağı ziyaret öncesinde Havadis gazetesine Kıbrıs’taki çözüm süreci ile ilgili görüşlerini aktaran Avrupa Parlamentosu Başkanı, çözüme destek vermek istediklerini, eğer mali destek çözüme yardımcı olacaksa bunu her zaman konuşmaya hazır olduklarını açıkladı.

Ankara’nın çok uzun süreden beridir ilk defa Kıbrıs’ta çözüm için bu denli güçlü bir kararlılık ortaya koyduğunu vurgulayan Schulz, “Geçmişte olduğumdan çok daha iyimser olmamı sağlayan bazı gelişmeler yaşanıyor. Muazzam gelişmelere yol açabilecek görüşmeler gerçekleşiyor” dedi.  

İşte Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’un Havadis gazetesinin sorularına verdiği yanıtlar...

Bu yıl içerisinde Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşmak olası mı sizce?
Schulz: Uzun zamandır sürmekte olan bu anlaşmazlık, Avrupa Birliği’nin genişleme sürecindeki çözümlenememiş problemlerden biridir. Bizler 2004 yılında Avrupa Birliği’ni genişletirken, Annan Planı’nın kabul edileceğini ve adanın bir bütün olarak birliğe katılacağını umut etmiştik. Ancak olaylar farklı şekilde gelişti. Şu anda, benim gözümde, adanın yeniden birleştirilebilmesi için eşsiz bir şans var, ve bu sayede sonunda Avrupa gerçek anlamda bir birlik olacak.

Avrupa Parlamentosu ve genel olarak AB kurumları Kıbrıs’taki çözüme nasıl yardımcı olabilir?
Schulz: Önümüzdeki birkaç hafta içerisinde – Mart sonunda- Kıbrıs’ı ziyaret etme nedenlerimden biri de bu. Hükümet ve her iki toplumla görüşeceğim ve yardım etme, katkıda bulunma şansımızın olup olmadığını kendilerinden dinleyeceğim.

Kıbrıs’tayken Sayın Akıncı’yı da ziyaret edecek misiniz?
Schulz: Tabii!

AB kurumları Kıbrıs’taki çözüme mali katkı yapabilir mi?
Schulz: Eğer mali destek çözüme yardımcı olacaksa, bunu her zaman konuşmaya hazırız.

Kıbrıs’taki bir anlaşmanın, belli hükümler AB birincil hukuku haline getirilmedikçe, yasal olarak bozulabileceği endişeleri var. Bu endişeler meşru mu?
Schulz: İlke olarak, burada adanın self determinasyonu söz konusu. Eğer her iki taraf, her iki toplum, adanın yeniden birleştirilmesi üzerinde anlaşır ve bu da referandumlarda kabul görürse, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Kıbrıslıların bu kararını bozması söz konusu olmaz. Burada sorulması gereken soru, anlaşmada AB’nin temel kuralları ile uyumsuz detayların olup olmayacağıdır. Ancak AB üyesi bir devletin temel Avrupa kurallarına uyumsuz bir anlaşma yapacağını düşünmüyorum.

Tarafların anlaşmaya dahil etmek isteyeceği belli derogasyonlar olabilir...
Schulz: Derogasyonlarla ilgili spekülasyon yapmak istemiyorum çünkü bunlar Kıbrıs’taki iki tarafın konuşması gereken konular.

Eğer iki taraf belli derogasyonlar üzerinde anlaşmaya varırsa, AB bu derogasyonları akomode edecek mi – bunlara imkan verecek mi?
Schulz: Bu, söz konusu derogasyonların AB’nin temel kuralları ile uyumlu olup olmadığına bağlı. Bu çok açık.

Birçok kişi bu sürecin Kıbrıs’ta bir çözüm, en azından federal bir çözüm için son şans olduğuna inanıyor. Bu sefer de çözüm olmazsa ne olur?
Schulz: O zaman tarihi bir şansı kaybetmiş oluruz. Tarihi bir an yaşıyoruz. Eğer şu anda bir çözüme ulaşamazsak, bu gerçek bir yenilgi olur. Her iki liderin de bu işi başarıyla sonuçlandırabilecek kişiler olduklarını düşünüyorum. Unutmamalıyız ki Sayın Anastasiadis 12 yıl önce Annan Planı’nı desteklemiş bir kişidir. Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi mücadelesi ile itibar kazanmış biridir. Sayın Akıncı da kendisini çözüme adamış biridir. Her ikisi ile de sık sık görüşüyorum. Ve eğer şimdi bir çözüme ulaşamazsak tarihi bir fırsatı kaybetmiş olacağımızı düşünüyorum.

Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerinde 23 ve 24. başlıkların açılması çabaları var. Çözüm öncesinde veya çözümsüzlük durumunda bu başlıklar üzerindeki Kıbrıs vetosunun üstesinden nasıl geleceksiniz?
Schulz: Bu engeli aşmanın tek yolu [Kıbrıs ve Türkiye’nin] aralarındaki diyaloğu karşılıklı anlayış ve kararlılıkla derinleştirmeleridir. Burada şunu da eklemek isterim ki, Ankara çok uzun süreden beridir ilk defa Kıbrıs’taki bir çözüm için bu denli güçlü bir kararlılık ortaya koyuyor.

Şu anda Ankara’da Kıbrıs’ta çözüme yönelik güçlü bir kararlılık mı görüyorsunuz?
Schulz: Daha dün [Pazartesi] Türkiye Başbakanı ve Dışişleri Bakanı ile görüştüm. Hissiyatım, Ankara’da bazı şeylerin değiştiği, hareketlendiği yönündedir. Belki henüz ulaşmak istediğimiz noktada değiliz ama – ve bunun nedenlerini açıklayacak detaylara giremem – Ankara’da kesinlikle bir değişim ve hareketlenme var.

Kıbrıs’ta bir çözüm ile ilgili mi?
Schulz: Türkiye belli şeyleri konuşuyor. Hükümetin ve meclisin, Türkiye için kolay olmayan bazı somut adımları konuştuğunu biliyorum. Tabii bunlar Kıbrıs için de kolay değildir. [Türkiye ve Kıbrıs arasında] hiçbir diyaloğun olmadığı uzun bir dönem yaşandı. Ancak şu anda taraflar birbirleri ile konuşuyorlar ve birçok temasın gerçekleştirildiğini biliyorum. Belki bunlar kamuoyunun gözleri önünde olmuyor, ama oluyor. Geçmişte olduğumdan çok daha iyimser olmamı sağlayan bazı gelişmeler yaşanıyor.

Bu temaslar Rum tarafı ve Türkiye arasında mı?
Schulz: Resmi olarak değil, ama kişisel olarak.

Bu temaslar garantilerle mi ilgilidir?
Schulz: İyimser olmamı sağlayan nedenleri kamuoyuna şu anda açıklayamam. Bu nedenle çok genel konuşmak istiyorum: Muazzam gelişmelere yol açabilecek görüşmeler gerçekleşiyor.

Kıbrıslılara göndermek istediğiniz son bir mesaj var mı?

Schulz: Ben bölünmüş bir ülkede doğdum. Almanya 41 yıl sonra yeniden birleşti. Şu anda Kıbrıslıların elinde, Almanya’nın yaptığı gibi, adalarını yeniden birleştirme şansı var. Bu eşsiz bir şans. Birçok ülkenin parçalandığı, ayrılıkların her gün  daha da arttığı bir dönemde, bu kadar uzun zamandır bölünmüş kalan bir ülkenin yeniden birleşmesi bizlere her şeyin mümkün olduğunu gösterecektir. Umutlarımız Kıbrıslılar iledir.

Sunday, 1 February 2015

İngiliz Yüksek Komiseri Ric Todd ile Röportaj (30 Ocak 2015)



Britanya Yüksek Komiseri Ric Todd uyardı:

Kimse Statükonun Devam Edeceğini Varsayamaz


STATÜKO DEVAM ETMEZ: BRİTANYA YÜKSEK KOMİSERİ TODD DÜNYADA YAŞANAN GELİŞMELERE, KIBRIS’IN KONUMUNA, VE ÖZELLİKLE DE DOĞU’DAKİ KOMŞULARINA BAKILDIĞINDA, ARTIK HİÇ KİMSENİN STATÜKONUN DEVAM EDEBİLECEĞİ VARSAYIMINDA BULUNAMAYACAĞINI BELİRTTİ.

ÇÖZÜM RİSKİ Mİ ÇÖZÜMSÜZLÜK RİSKİ Mİ: TODD, KIBRISLILARIN CEVAPLAMASI GEREKEN SORUNUN ARTIK, ‘STATÜKONUN DEVAM ETMESİNİ Mİ, YOKSA ÇÖZÜM RİSKİNİ ALMAYI MI TERCİH EDİYORSUNUZ?’ DEĞİL, ‘ÇÖZÜM RİSKİNİ Mİ, YOKSA ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN RİSKİNİ Mİ ALMAYI TERCİH EDİYORSUNUZ?’ OLDUĞUNU SÖYLEDİ.

ANLAŞMAZLIKLARIN TEMELİNDE GÜVENSİZLİK VAR: BRİTANYA YÜKSEK KOMİSERİ, KIBRIS TÜRK VE KIBRIS RUM TARAFLARI ARASINDA GÜVENSİZLİK OLDUĞUNU, YAŞANAN ANLAŞMAZLIKLARIN TEMELİNDE DE BU GÜVENSİZLİĞİN YATTIĞINI VURGULADI.


Esra Aygın

Britanya Yüksek Komiseri Ric Todd, dünyada yaşanan gelişmelere, Kıbrıs’ın konumuna, ve özellikle de Doğu’daki komşularına bakıldığında, artık hiç kimsenin statükonun devam edebileceği varsayımında bulunamayacağını belirtti.

Todd, “Artık Kıbrıslıların cevaplaması gereken soru ‘statükonun devam etmesini mi, yoksa çözüm riskini almayı mı tercih ediyorsunuz?’ değil. Kıbrıslıların cevaplaması gereken soru, ‘çözüm riskini mi, yoksa çözümsüzlüğün riskini mi almayı tercih ediyorsunuz?’dur. Bu konuya bu açıdan bakmak çok önemli” dedi.

Britanya Yüksek Komiseri, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin müzakerelerin yeniden başlatılması çabalarını desteklediklerini belirterek, her iki tarafı da yapılandırılmış müzakerelere dönmeye teşvik ettiklerini vurguladı.

Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları arasında güvensizlik sorunu bulunduğunun altını çizen Todd, masadaki konular üzerinde yaşanan anlaşmazlıkların temelinde de bu güvensizliğin yattığını vurguladı.


Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları arasındaki müzakerelerin yeniden başlayabilmesi için yoğun bir çaba içerisinde. Siz de bu çabaları destekliyorsunuz. Tarafları müzakere masasına döndürmek için ne yapılıyor?
Todd: Yılbaşı döneminde Sayın Eide müzakerelerin olumlu bir ortamda yeniden başlamasına olanak sağlayacak bir gelişme için her iki tarafla da çok yoğun bir şekilde çalıştı. O da, biz de hep şunu söylüyoruz: Olay sadece müzakerelerin yeniden başlaması değil, olumlu bir ortamda yeniden başlamasıdır. Sayın Eide söz konusu çabalarının - bir başarıya çok yaklaşılmasına rağmen - sonuç vermediğini düşünüyor. Müzakerelerin başlayamamasında her iki tarafın da sorumluluğu olduğuna inanıyor ve tarafları masaya getirmek için çabalarına devam edecek. Tabii ki biz de bu amaçla çabalarımıza devam edeceğiz. Biz Sayın Eide’nin çok iyi bir iş çıkardığını düşünüyoruz ve BM Güvenlik Konseyi’nin tümü gibi biz de onun çabalarını destekliyoruz. Bu bağlamda, Kıbrıs sorununun çözümü için şu anda çok güçlü bir uluslararası destek var.

Bu çabaların ne olduğunu sorabilir miyim?
Todd: Çözüm müzakerelerinin dinamiği çok ilginçtir. Müzakereler tüm Kıbrıslılar için elbette çok önemlidir ve kapalı kapılar ardından ne konuşulduğunu insanlar bilmek isterler. Öte yandan, tecrübeli bir arabulucu olan Sayın Eide, taraflar arasında güvenin oluşması için gizliliğin temin edilmesi gerektiğini savunacaktır. Tabii ki bu gizlilik, şeffaflık ve dürüstlüğe halel getirmez. Geçmişte müzakere edilen konuların veya tartışmaların henüz olgunlaşmadan yanlışlıkla veya isteyerek basına sızmış olması pek de olumlu sonuçlar doğurmadı. Bu nedenle, Sayın Eide’nin her zaman ne yapmaya çalıştığını açıklayamayacağı gerçeğini anlamamız, buna anlayış göstermemiz gerekiyor.

Türk tarafı yeni bir NAVTEX yayınlanmasına rağmen, bir iyi niyet göstergesi olarak Barbaros’u Mağusa açıklarında tutuyor. Anastasiadis ise hidrokarbon konusunu müzakere masasında görüşmeyi kabul etti. Ancak uzlaşma yönünde atılan bu adımlara rağmen tıkanıklık aşılamadı. Müzakerelerin yeniden başlaması için ne yapılması gerekiyor?
Todd: Sayın Eide hem Rum tarafından hem de Türk tarafından bazı iyi niyetli adımların atıldığını kabul ediyor. Ancak bu adımlar müzakerelerin yeniden başlaması için yeterli olmadı. Dolayısıyla, Sayın Eide, müzakerelerin yeniden başlayabilmesi için daha nelerin yapılabileceği arayışını sürdürecek. Hem siyasette, hem diplomaside, hem gazetecilikte günlük sorunlarla karşılaştığınızda, asıl elde etmeye çalıştığınızın ne olduğunu hatırlamak çok önemlidir. Gözünüzü hedefte tutmalı ve raydan çıktığınızda, yola çıkarken varmayı amaçladığınız yerin neresi olduğunu hatırlamalısınız. Söz konusu sürecin ne olduğunu kendi kendimize sürekli olarak hatırlatmamız çok önemli. Bu süreç, Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesini amaçlayan bir süreçtir.

Sizce taraflar çözümsüzlüğün bizlere ne kaybettirdiğinin farkında mı?  Todd: Burada bulunduğum beş ay içerisinde gördüğüm şey şu: Her iki tarafta da bir çözüme varmak konusunda samimi bir istek var... Ve şunu da net şekilde görebiliyorum ki, geçmişte ‘eğer hiçbir şey olmazsa, statüko devam eder,’ varsayımı hakimdi. Yani, başka bir deyişle, insanlar statükoyu beğenmiyordu belki, ama buna alışmışlardı ve dayanılabilir olduğunu düşünüyorlardı. Ancak, şu anda dünyada yaşanan gelişmelere, Kıbrıs’ın konumuna, özellikle de Doğu’daki komşularına, Suriye’ye, Irak’a baktığımızda, artık hiç kimsenin statükonun devam edeceği varsayımında bulunabileceğini düşünmüyorum. Bu, insanların her zaman akıllarında tutmaları gereken bir gerçek. Yeniden birleşmenin her iki tarafa da sağlayacağı faydalar açık. Yani bir çözüme doğru ilerlemek için çok güçlü olumlu nedenlerin yanında, aynı zamanda olumsuzlukları engellemeye dair nedenler de var.


Kıbrıs’ın çözümsüzlük durumunda Doğu’daki komşuları gibi bir kaos ortamına sürüklenebileceğini mi söylüyorsunuz?
Todd: Şiddet tehdidinde bulunuyormuş gibi görünmek istemem... Ancak hiç de uzağınızda olmayan olayların Kıbrıs’a sıçramayacağından emin olamazsınız. Terörizm tüm Avrupa’yı tehdit ediyor ve hiçbir ülke bundan muaf değil.

Birleşmiş bir Kıbrıs terörizm tehdidine karşı daha güçlü bir pozisyonda mı olur?
Todd: Birleşmiş bir Kıbrıs, Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların karşılaşacağı her türlü zorluk ve tehdit için daha güçlü bir pozisyonda olur, evet.

Kıbrıs’ta bir çözüm bölgedeki sorunlar göz önünde bulundurulduğunda, şimdi daha büyük bir önem mi kazandı?
Todd: Bölgedeki sorunlar, dünyadaki gidişat, sadece şu anki tehditler değil ama 21. yüzyılın getirdiği ve getireceği tüm zorluklar, Kıbrıs’ta bir çözümü, eskiye göre çok daha önemli kılıyor. Artık Kıbrıslıların cevaplaması gereken soru ‘statükonun devam etmesini mi, yoksa çözüm riskini almayı mı tercih ediyorsunuz?’ değil. Kıbrıslıların cevaplaması gereken soru, ‘çözüm riskini mi yoksa çözümsüzlüğün riskini mi almayı tercih ediyorsunuz?’dur. Bu konuya bu açıdan bakmak çok önemli. Her iki tarafı da yapılandırılmış müzakerelere dönmeye teşvik ediyoruz çünkü bu herkesin faydasına olacaktır. Kıbrıslılar veya diğer ilgili taraflar beğensinler veya beğenmesinler, Britanya’nın Kıbrıs’ta bir ajandası var ve bu ajanda gizli değil. Tamamıyla açık. Biz Kıbrıs sorununun çözülmesini istiyoruz ve bunun için çaba sarf ediyoruz. Çözüm elbette uzlaşmayı ve bazı ödünleri gerektiriyor... Liderler üzerinde farklı baskıların olması da anlaşılabilirdir. Ancak burada önemli olan şu ki, uluslararası toplum burada bir çözümü destekliyor ve bunun için yapabileceği her şeyi yapmaya hazırdır. Ancak aynı zamanda Güvenlik Konseyi kararlarında belirtilen bir noktayı hatırlatmak istiyorum: “Bir çözüme varmak ilk önce ve en başta Kıbrıslılara düşmektedir.”

Gelişmeleri yakından takip eden biri olarak müzakerelerin yakında yeniden başlayabileceğine şans veriyor musunuz, yoksa işler Nisan sonrasına mı kalır?
Todd: Bu konuda alternatif senaryolar var. Bu senaryolardan biri de Nisan’a kadar hiçbir şeyin olmaması. Ancak ben seçimlerin müzakere sürecini engellemesini asla kabul etmem ve dürüst olmak gerekirse Sayın Eide’nin de bunu kabul ettiğini düşünmüyorum. Dolayısıyla, yakın gelecekte hiçbir şeyin yapılamayacağı düşüncesini kabul etmemeliyiz. Bir çözüme ulaşma ihtiyacı ortadadır.

Anladığım kadarıyla Eide, tarafları masaya getirme çabalarının yanı sıra, başladıktan sonra müzakerelerin daha etkin ve hızlı ilerlemesi için de çalışmalar yapıyor? Bu doğru mu?
Todd: Sayın Eide ve ekibi, bu görevi aldıkları andan itibaren çok yoğun bir şekilde masadaki konuların en iyi şekilde nasıl ele alınabileceği konusunda çalışıyorlar. Dolayısıyla BM, müzakereleri, taraflarla birlikte ileriye götürmeye hazırdır. Bu nedenle müzakerelerin yeniden başlaması çok önemli. Dediğim gibi, her iki tarafta da çözüm için güçlü bir istek olduğunu hissediyorum. Ortak açıklama yol göstericidir. Öyleyse iş, al-ver sürecine geçmeye kalmıştır. Her iki tarafın da çözüm için belli ödünler vermesi, uzlaşmaya varması gerekmektedir. Ancak bu ödünlerin dengeli olması gerekiyor. Ortaya çıkan sonuçla ilgili tarafların rahat olması gerekiyor. Dolayısıyla, müzakerelere yeniden başlayıp en zorlu konularda belli uzlaşmalar yakalarsanız, tüm diğer konular yerine oturacaktır.

Sizce taraflar samimi olarak çözüm istiyor mu?
Todd: Eğer liderliklerden ve müzakereleri yürütmekten sorumlu kişilerden bahsediyorsak – ki bu konuda dürüst olmamız gerekiyor – aralarında güvensizlik var. Güvensizlik duruma yardımcı olmuyor tabii ki. Ve ben çoğu zaman, masadaki konuların, yani güvenlik, mülkiyet, toprak, garantiler, hidrokarbonlar – ki bu konu masada olsun veya masanın oralarda bir yerlerde olsun, fark etmez – aslında temel sorun olan güvensizliğin yerine geçtiğini düşünüyorum.    

Bu güvensizlik sorununu nasıl aşabiliriz peki? Birbirine en basit konularda bile güvenemeyen taraflar, nasıl ortak bir şekilde bir federasyonu yönetecekler?
Todd: Çok haklısınız. İki liderin vardığı çözüm her iki tarafta referanduma sunulacak. Eğer referandumda iki taraftan da evet çıkarsa, bu Kıbrıs sorununun sonu olmayacak. Sadece o faslın sonu olacak. Ve bir sonraki fasıla geçilecek. Andreas Mavroyannis’in deyimiyle o noktadan sonra, Kıbrıslılar el-ele bir geleceğe yürüyecekler. İşte bu nedenle BM, sürekli olarak taraflara ve liderlere olumlu söylemler geliştirmeleri ve çözümün faydalarını halka anlatmaları çağrısında bulunuyor. BM liderlerin sorumluluğunun sadece bir çözüm için çalışmak değil, insanları hem referanduma hem de ortak bir geleceğe hazırlamak olduğunu söylüyor. Bu çok önemli... Kıbrıs’a uzun yıllar AB ile ilgili çalışmalar yaptıktan sonra geldim. AB’de temel anlayışlardan biri, ‘dayanışma’ kavramının alınan bir kavram olmadığıdır. Eğer dayanışma gösterirseniz, size dayanışma gösterilir. İnsanlar çok yanlış bir şekilde dayanışmanın alınan bir şey olduğunu düşünüyorlar. Hayır öyle değil. Dayanışma karşılıklıdır.