Showing posts with label müzakereler. Show all posts
Showing posts with label müzakereler. Show all posts

Tuesday, 6 December 2016

TOPRAKTA BÜYÜK UZLAŞI

KİMSE YERİNDEN EDİLMEYECEK: Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları, toprak düzenlemelerine tabi olacak bölgelerle ilgili olarak, kimsenin isteği dışında yerinden edilmemesi konusunda ortak anlayışa sahip

ÖZEL DÜZENLEMELER: Özel birtakım düzenlemeler, Kıbrıs Rum kurucu devletine iade edilmesi muhtemel bir bölgede yaşayan Kıbrıslı Türklerin orada kalmasını mümkün kılarken 1974 öncesinde orada yaşayan Kıbrıslı Rumların bölgeye dönmesine izin verecek

ÖZEL HAKLAR: Kıbrıs Türk yönetimi altında yaşayacak Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıs Rum yönetimi altında yaşayacak Kıbrıslı Türklerin eğitim, kültür, din ve siyasi konularda özel hak ve ayrıcalıkları olacak

Esra Aygın

Kıbrıs sorununu çözmek için 19 aydır yürütülen müzakerelerde birçok başlığı geride bırakan ve toprak ile ilgili konuları görüşmeye başlayan Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları, toprak düzenlemelerine tabi olacak bölgelerde kimsenin isteği dışında yerinden edilmemesi konusunda ortak bir anlayışa sahip.

Müzakerelere yakın kaynaklardan edinilen bilgilere göre, şu anda herhangi bir yer adı telaffuz edilmeden fikir bazında tartışılan birtakım çözümler, toprak düzenlemelerine tabi olacak yerlerde kalmak isteyenlerin kalmasına imkan sağlarken, 1974’ten önce orada yaşayanların da, istemeleri halinde söz konusu yerlere dönmesine olanak veriyor.

Buna göre, Kıbrıs Rum kurucu devletine iade edilmesi muhtemel bir bölgede yaşayan Kıbrıslı Türklerin istemeleri halinde orada kalması, 1974 öncesinde orada yaşayan Kıbrıslı Rumların ise istemeleri halinde bölgeye dönmesine izin verecek özel düzenlemeler üzerinde duruluyor.

Konu ile ilgili bilgilerine başvurulan bir kaynak, “Kişilerin istedikleri yerde yaşama hakları gibi, yaşadıkları yerde kalma hakları da ellerinden alınamaz bir haktır. Bu zamanda toprak düzenlemesine tabi olacak bölgelerdeki insanların topluca yerlerinden edilmesi veya zorla başka yerlere yerleştirilmesi düşünülemez” dedi.

Aynı kaynaklara göre, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları, Kıbrıs Türk yönetimi altında yaşayacak Kıbrıslı Rumların, ve Kıbrıs Rum yönetimi altında yaşayacak Kıbrıslı Türklerin özel haklara ve ayrıcalıklara sahip olmasını sağlayacak ‘özel statülü bölgeler’ oluşturulması konusunda da fikir birliği içerisinde.

Özel statülü bölgelerin oluşturulması, pratikte, toprak düzenlemeleri sonucunda Kıbrıs Rum kurucu devletine iade edilecek yerlerde kalmayı tercih eden Kıbrıslı Türklere, veya Kıbrıs Türk kurucu devletinde olacak alanlara dönmeyi tercih eden Kıbrıslı Rumlara – yani bulunduğu kurucu devlette sayısal olarak azınlıkta olacak kişilere - eğitim, kültür, din ve siyasi konularda özel birtakım haklar ve ayrıcalıklar verilmesi anlamına geliyor.


Rum göçmenlerin beşte biri kuzeye dönmek istiyor

On sekiz yaş üzeri 1,605 Kıbrıslı Rum arasında 29 Şubat - 22 Mart tarihlerinde yapılan “Yerinden Edilmiş Kişilerin Geriye Dönüş ve Mallarını Geri Almak Konusundaki Görüşleri” isimli araştırmaya göre, Kıbrıslı Rum göçmenlerin veya göçmen çocuklarının sadece beşte biri Kıbrıs Türk kurucu devletinde kalacak mallarına dönmeye istekli. Mallarının Kıbrıs Rum kurucu devletine verilecek bölgelerde olması durumunda ise mallarına dönmek isteyenlerin oranı beşte üç.
Araştırma ile ilgili detaylı haber: http://esraaygin.blogspot.com.cy/2016/11/rum-gocmenlerin-beste-biri-kuzeye.html

Sunday, 21 February 2016

Eide: UYGULAMA MASADA (12 Şubat 2016)

ÇÖZÜMÜN UYGULANMASI GÖRÜŞÜLÜYOR: Eide, hangi zaman diliminde hangi adımların atılacağı da dahil çözümün uygulanması konusunun görüşülmeye başlandığını söyledi. “Müzakere sürecinin nihai aşamasına gelindiğinde ve gerçekten siyaseten zor konular aşıldığında, geriye kalan diğer herşey ile ilgili çerçevemizin hazır ve planlanmış olmasını sağlamak istiyoruz..”

GARANTİLERDE YOĞUN DİPLOMASİ: Güvenlik ve garantiler ile ilgili perde gerisinde yoğun bir diplomasi yaşanıyor. “Atina, Ankara, Londra’nın yanı sıra, Güvenlik Konseyi ve diğer ilgili taraflar, ve tabii iki taraf ile güvenlik ve garantiler ile ilgili devamlı temas halindeyiz ve nihai aşamanın hazırlıklarını yapmaya çalışıyoruz.”

IMF VE DÜNYA BANKASI BURADA: Eide, uzun vadede çözümün kendi kendisini finanse edeceğini, ancak ilk aşamada gereken finansman ile ilgili ise iki tür uluslararası devlet desteğinden ve uluslararası yatırımlardan kapsayan bir paket hazırlığı içerisinde olduklarını aktardı. “IMF, Dünya Bankası ve Komisyondan ayrı ayrı heyetler neredeyse her hafta Kıbrıs’ta çalışma yapıyor.”

Esra AYGIN

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide,
Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak için yürütülmekte olan müzakerelerde, tarafların, hangi zaman diliminde hangi adımların atılacağı da dahil çözümün uygulanması ve birleşik Kıbrıs’ın anayasası için hazırlıkları görüştüğünü söyledi.

Havadis gazetesine özel bir röportaj veren Eide, “Müzakere sürecinin nihai aşamasına gelindiğinde ve gerçekten siyaseten zor konular aşıldığında geriye kalan diğer her şey ile ilgili çerçevemiz hazır ve planlanmış olsun istiyoruz,” dedi.

Güvenlik ve garantiler ile ilgili perde gerisinde yoğun bir diplomasi yaşandığını ve Atina, Ankara ve Londra’nın yanı sıra Güvenlik Konseyi gibi diğer ilgili taraflarla da konunun istişare edildiğini belirten Eide, hem sürecin olumlu seyri, hem taraflar arasındaki güven, hem de garantörlerin olumlu tavrı nedeniyle garantilerin aşılması çok zor bir konu olmasını beklemediğini söyledi.

Özel Danışman Eide, uzun vadede çözümün kendi kendisini finanse edeceğini, ancak, ilk aşamada gereken finansman ile ilgili iki tür uluslararası devlet desteğini ve uluslararası yatırımları kapsayan bir paket hazırlığı içerisinde olduklarını aktardı. Uluslararası Para Fonu IMF, Dünya Bankası ve AB Komisyonu’ndan ayrı ayrı heyetlerin neredeyse her hafta Kıbrıs’ta bulunduğunu ve kuzeyin Euro’ya geçişi, bankacılık sektörü, sürdürülebilirlik, borçlar, emeklilik sistemi gibi tüm ekonomik boyutlarda çalışmalar yaptıklarını da aktardı.

Güneyde seçim sürecinin başlaması bugüne kadar devam eden olumlu havayı etkiler mi? Karşılıklı suçlamaların başlayabileceği konusunda endişeli misiniz? Bunun sinyallerini halihazırda aldık.
Eide: Çok fazla endişe duymuyorum. Evet, son günlerde yapılan açıklamalar daha farklı olabilirdi, ama her iki tarafta da buna dair bir farkındalık olduğunu düşünüyorum. Dahası şu anda, çok önemli, ama siyasi olarak iki taraf arasında büyük görüş ayrılıklarına neden olmayacak konuları ele aldığımız teknik bir aşamadayız; finansman, Euro’ya geçiş, AB müktesebatına uyum, anayasa çalışmalarına hazırlık, çözümün uygulanması ile ilgili çalışmalar gibi. Bu nedenle de seçim sürecinin çalışmalarımızı çok fazla etkileyeceğini düşünmüyorum.

Müzakere sürecinde geriye kalan işlerin çoğunlukla siyasi farklılıkların aşılmasından çok teknik çalışmalar olduğunu söyleyebilir miyiz?
Eide: Şöyle söyleyebiliriz: Şu anda yaptığımız çalışmalarla, müzakere sürecinin nihai aşamasına gelindiğinde ve gerçekten siyaseten zor konular aşıldığında, geriye kalan diğer her şey ile ilgili çerçevemizin hazır ve planlanmış olmasını sağlamak istiyoruz. Örneğin çözümün uygulanması ile ilgili adımların ve takvimin hazır olmasını istiyoruz.

Yani çözümün uygulanması konusu görüşülmeye başlandı mı?
Eide: Evet bunun görüşülmeye başlandığını söyleyebilirim.

Şu anda ne noktadayız. Bizi nasıl bir süreç bekliyor?
Eide: Yönetim ve güç paylaşımı, AB, ekonomi, ve mülkiyet konularının büyük oranda tamamlandığını söyleyebilirim. Tabii, henüz üzerinde anlaşılmamış bazı önemli noktalar var. Toprak düzenlemeleri ve güvenlik ve garantilerin sürecin sonunda görüşüleceğinde de mutabıkız. Bu tabii ki, bu konulara hiç değinilmediği anlamına gelmiyor. Ama harita ve rakamlar en son aşamada görüşülecek. Güvenlik ve garantiler konusunun da nihai noktaları son aşamada görüşülecek. Ancak Atina, Ankara, Londra’nın yanı sıra, Güvenlik Konseyi ve diğer ilgili taraflar, ve tabii iki taraf ile güvenlik ve garantiler ile ilgili devamlı temas halindeyiz ve nihai aşamanın hazırlıklarını yapmaya çalışıyoruz. Bu temasların olumlu seyrettiğini düşünüyorum. Bu işe ilk başladığımda güvenlik ve garantilerin hem en önemli hem de en zor konu olacağını düşünüyordum. Şimdi hala önemli olduğunu, ancak ille de aşılması zor bir konu olmayacağını düşünüyorum.

Yakın geçmişte verdiğiniz bir röportajda Kıbrıs’taki güvenlik sisteminde önemli değişiklikler yapılması gerektiğini söylediniz. Ne demek istediniz?
Eide: Her iki lider de, her iki toplumun güvende olması gerektiğini biliyor. Kıbrıs’ta geleneksel olarak, bir toplumun güvenlik arayışı diğer toplumun aleyhine işledi. Kıbrıslı Türkler Türkiye’nin ordusu ve garantisi ile kendilerini güvende hissettiler. Aynı Türk ordusu ve garantisi Kıbrıslı Rumların güvensizlik hislerinin kaynağı oldu. Aynı şekilde, darbe ve ENOSİS geçmişi Kıbrıslı Türklerin güvensiz hissetmelerinin kaynağıydı ve bu nedenle güvenlik arayışına girdiler. Kıbrıs’ta sadece can güvenliği değil, toplumların varlıklarını sürdürebilecekleri konusunda da kendilerini güvende hissetmelerini sağlayacak bir güvenlik sistemi gerekiyor. Yani benim güvende olduğum, sizin güvende olduğunuz, ama siz güvende olduğunuz için benim kendimi tehdit altında hissetmeyeceğim, bir arada güvende olacağımız yeni bir güvenlik modeli bulmamız gerekiyor. Bu konuda iki taraf da mutabık. Bu ortak bir hedef. Bunu elde etmek için ne yapmalıyız sorusunun üzerinde çalışıyoruz. Ama hem müzakerelerdeki ilerleme ve giderek artmakta olan güven, ve hem de garantörler de dahil ilgili uluslararası aktörlerin yapıcı tavrı nedeniyle bu konunun en zor konu olmayacağını düşünüyorum.

“Birleşme durumunda adayı çok daha ciddi bir büyüme ve refah bekliyor”

Geçtiğimiz gün yaptığınız açıklamada çözüm maliyetinin “maliyet olarak değil, ileride daha çok kazanmak için şimdi konacak bir para” olarak görülmesi gerektiğini söylediniz. Çözümün kendi kendisini finanse edeceği yönündeki açıklamalar soyut. Bu nasıl olacak?
Eide: Çözümün kendi kendisini finanse edeceği argümanı benim uydurduğum bir argüman değil, bu konuda yapılmış olan tüm araştırmaların doğruladığı bir argüman. Kıbrıs’ın birleşmesi durumunda, adayı çok daha ciddi bir büyüme ve refah bekliyor. Bu soyut bir vizyon değil, çok somut bir şey aslında. Bunun da en az dört nedeni var: 1. Herkes tüm komşularıyla ticaret yapabilecek. Örneğin, Kıbrıslı Türkler AB’nin bir parçası haline gelecekler ve tüm AB pazarı ile ticaret yapabilecekler. Halihazırda AB ile ticaret yapabilen Kıbrıslı Rumlar artık Türkiye ile de ticaret yapabilecekler. Sadece bu bile, hellimden hizmetlere tüm sektörlerin ve dolayısıyla adanın ekonomik koşullarını önemli oranda iyileştirecek. 2. Gemicilik/taşımacılık endüstrisinin Türk limanlarına erişim problemi çözülecek. Bu sadece Türkiye’ye erişim demek değil, bölgedeki yoğun gemicilik/taşımacılık faaliyetlerinde Kıbrıs limanlarının doğal bir geçiş noktası olması demek. 3. Jeopolitik risklerin ortadan kalktığı bir ortamda hidrokarbon ekonomisini geliştirmek çok daha kolay olacak, çünkü bu sektördeki şirketler uzun vadeli yatırımlarını ne olacağı endişesi taşımadıkları istikrarlı siyasi ortamlara yönlendirmeyi tercih ederler. 4. Ve birleşik Kıbrıs’ın yabancı yatırımları çekeceğinden eminim çünkü prensipte çok stratejik ve cazip bir yerde ama bölünmüşlük ve jeopolitik riskler nedeniyle bu potansiyelini kullanamıyor.
Dolayısıyla, birleşik Kıbrıs’ın büyüme eğrisinin iki bölünmüş ekonomiye kıyasla çok daha yüksek olacağını hesaplamak zor değil. Bu da demek oluyor ki, 15-20 yıllık bir süreç içinde çözümün getirdiği ek gelir bugün çözüme harcanacak miktardan çok daha fazla olacak.

Ama çözüm için hemen belli bir miktar paraya ihtiyaç var...
Eide: Evet ama tek ihtiyacınız olan bu. Yani sürekli olarak uluslararası sübvansiyonlar gibi katkılara ihtiyacınız yok. Sadece bir başlangıç yapabilmek için belli bir paraya ihtiyacınız var.

Önemli bir miktardan bahsediyoruz …
Eide: Muhtemelen ama ne kadar olduğunu bilmiyoruz. Dillendirilen bazı rakamların aşırı yüksek olduğunu düşünüyorum...

20 milyar Euro gibi mi?
Eide: Evet. Bu bana fazla yüksek geliyor.

Size gerçekçi gelen miktar nedir?
Eide: Herhangi bir rakam dile getirmeyeceğim çünkü bunu yapmak için elimizde henüz yeterli veri yok. Mülkiyetle ilgili anlaşmanın nihai detayları ve toprak düzenlemeleri ile ilgili bilgi sahibi olmamız gerekiyor.

Çözümün ilk aşaması için finansman bulma konusunda somut bir stratejiniz var mı?
Eide: İki tür uluslararası devlet desteğini ve uluslararası yatırımları kapsayan bir paket çözümden bahsediyoruz. İki tür devlet desteği, hibe/bağışlar ve uluslararası özel yatırımların buraya gelmesine yardımcı olacak teminatlardır.
Bugün dünya, özel sektörün elinde ve gidecek yeri olmayan sermaye ile dolu. Büyük ekonomilerin geleceği ile ilgili belirsizlikten dolayı yatırılamayan büyük miktarda özel sermaye. İstikrarlı birleşik bir Kıbrıs çok cazip bir destinasyon olur ve bu sermayenin bir kısmı buraya kanalize edilebilir. Bu sermayeyi buraya çekmenin en kolay yolu, hükümetlerin riski teminat altına alması. İngiltere Dışişleri Bakanı buraya geldiğinde Avrupa’nın finans merkezi olan City of London’da bazı görüşmeler yapmam için beni Londra’ya davet etti. Orada yaptığım görüşmelerde bu yöntemin işe yarayacağını teyit ettik. Ancak tabii ki, bir çözüme ulaşacağımızı ve bu çözümün güvenilir ve yaşayabilir olacağını, dolayısıyla insanların buranın yatırım yapılabilecek bir yer olduğunu düşüneceklerini varsayıyoruz. Bu, eski bilindik ‘bize para verir misiniz lütfen’ çağrısından çok farklı, yeni bir yaklaşım. Ve çok önemli çünkü Kıbrıs’ı desteklemek isteyen çok sayıda taraf olmasına rağmen, burası Suriyeli mülteciler, Yemen, Irak ve Sudan gibi dünyadaki diğer krizler ile rekabet ediyor olacak... yani donörlerin sadece Kıbrıs’ı bekleyen çok paraları var diye bir varsayımda bulunmamalıyız.

Aynen. Her gün insanlar ölüyor. Bu krizlerle kıyaslandığında neden Kıbrıs’a bağış yapsınlar. Burada kimse ölmüyor.
Eide: Kesinlikle. Ama belli donörlerden bir miktar bağış olacağını biliyorum.

İlk aşamada çözüm için gerekli olan parayı bulabileceğimiz konusunda ikna olmuş gibi görünüyorsunuz...
Eide: Geleneksel yardım muhtemelen Kıbrıs’taki mülkiyet sorunun çözümü yerine Suriyeli mültecilere gidecektir. Ama, hiçbir yatırımcı Suriye’ye yatırım yapmayacaktır. Burada ise, istikrarlı, demokratik, modern kurumlara sahip, organize, yatırımcılar için çok cazip federal bir devlet olacak. Dolayısıyla, devletlerden yardım almak konusunda şansınız daha düşük olsa da, özel sektörden para almak konusunda şansınız çok daha yüksek. Ve teminat vermeye istekli hükümetlerin desteği hayata geçerse, özel yatırımlar daha da güçlü bir olasılık haline gelir. Ama tüm bunlar devletlerden hiç para almayacağınız anlamına gelmiyor. Burada AB’nin büyük bir sorumluluğu var. Burası bölünmüş bir AB ülkesi. Ve buna neden olan çok özel bir geçmiş var. Dolayısıyla, AB Komisyonu en üst düzeyde buraya destek olacağını taahhüt etmiş durumda. Amerika destek olmak istediğini söyledi. Borçları affetmek isteyecek ülkeler olabilir. Yani yeterli katkıyı alabilmeniz için birçok yol var. IMF, Dünya Bankası ve AB Komisyonu artık sürekli olarak burada. Kıbrıs’ta artık neredeyse her hafta ekonominin farklı boyutlarını ele alan büyük bir heyet var. Bu pek fazla bilinmiyor ama sır da değil. Bu ekipler burada ve kuzeyin Euro’ya geçişi, bankacılık sektörü, sürdürülebilirlik, borçlar, emeklilik sistemi gibi ekonominin tüm boyutlarında çalışma yapıyorlar.

“Elinizde bir veya iki yıl daha olduğunu varsayamazsınız. Dünya bu kadar güzel bir yer değil”

Sürece baktığınızda en büyük endişeniz nedir?
Eide: En büyük endişem Kıbrıs’ın kendi içinden kaynaklanmıyor. Kıbrıs dışındaki bir gelişmenin süreci raydan çıkarmasından endişe ediyorum. Kastettiğim spesifik bir şey yok. Sadece uluslararası olarak çözümü çok zorlaştıracak bir gelişmeden bahsediyorum. Neredeyse dokuz aydır aralıksız müzakereler yürütülüyor. Gerçek bir kriz olmaksızın geçen dokuz ay... Aslında bu çok uzun bir süre. Elinizde bir veya iki yıl daha olduğunu varsayamazsınız. Dünya bu kadar güzel bir yer değil. Evet, ciddiyetle çalışalım, acele etmeyelim, ama aynı zamanda şu anda elimize geçmiş olan fırsatı da değerlendirelim. Tabii ki aceleye getirilmiş, eksik, zayıf bir çözüm istemiyoruz. Diğer taraftan, ihtiyacımız olandan daha fazla zaman harcayamayız. Önümüzdeki aylar çok iyi yapılandırılmış olmalı ki, gerçekleşebilecek olumsuz bir gelişme süreci raydan çıkarmasın. Burada Kıbrıs sorununa o kadar çok odaklanıyoruz ki bazen bunun dünyada iyi giden çok az şeyden biri olduğunu unutabiliyoruz. Dünyada neredeyse her şey paramparça oluyor. Suriye, Yemen, Irak, Libya... Stratejik açıdan bakarsak dünyanın büyük güçleri birbirinden giderek uzaklaşıyor. Ve bu güzel küçük ada birleşme lüksüne sahip. Tüm detaylara saygı duyuyorum ama bazen ortada büyük bir resmin de olduğunu ve bu tablonun sonsuza kadar sürmeyeceğini hatırlamak önemli.


Müzakerelerde son düzlük (25 Ocak 2016)

Esra AYGIN

Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak amacıyla, Kıbrıslı Türk Lider Mustafa Akıncı ve Kıbrıslı Rum Lider Nikos Anastasiadis ile ekiplerinin geçtiğimiz Mayıs ayından beridir yürüttükleri müzakerelerde son dönemece girildi.

Yönetim ve güç paylaşımı, ekonomi ve Avrupa Birliği başlıklarını bitirme noktasına getiren taraflar, geçtiğimiz Ekim ayından beridir en zor ve karmaşık konulardan biri olan mülkiyet başlığında yoğun bir çalışma yürüttüler. Gelinen noktada, mülkiyet başlığında çok büyük bir ilerleme sağlandığı ve en çok bir ay içerisinde bu başlığın da tamamlanma noktasına geleceği görülüyor.

İadede “yuva” kriteri
Mülkiyet başlığındaki müzakerelere birbirinden çok farklı pozisyonlarla başlayan taraflar, şu anda mülkiyet sorununun nasıl çözülmesi gerektiği ile ilgili bir anlayış birliği içerisinde. Yapılan görüşmelerde, iade kapsamına girecek mülklerde mülkün boş olması, üzerinde herhangi bir geliştirme yapılmamış olması gibi kriterlerin yanı sıra, iade talep eden kişinin iadesini istediği mülke duygusal bir bağının olması, yani bir dönem o mülkü ‘yuva’ bilmiş olması kriteri de getirildi. Uzmanlar, duygusal bağ kapsamında kuzeydeki malına geri dönüş hakkı kazanabilecek Kıbrıslı Rumların sayısının birkaç bini geçmediği konusunda hemfikir.

İki bölgelilik korunuyor
Çözümle birlikte kurulacak olan Mülkiyet Komisyonu, tüm mülkiyet başvurularını şu anda taraflarca oluşturulan kriterler temelinde çözümlediği gün, Kıbrıs Türk kurucu devletinde nüfus çoğunluğunun Kıbrıslı Türklerde olacağı anlaşma şartları ile kesinlik kazanmış durumda. Kıbrıs Türk kurucu devletinde mülkiyet çoğunluğunun Kıbrıslı Türklerde olması ise, mülk edinme kurallarını düzenleme yetkisini kurucu devletlere bırakarak garanti altına alınıyor. Mülk edinmeden ada içerisinde herhangi bir yerde yaşama hakkında ise bir sınırlama olmayacak.

Türkiye’ye AB üye devleti muamelesi
Bu arada, çözüm olması durumunda Türkiye’nin federal Kıbrıs nezdinde AB üye devleti muamelesi göreceği, ancak vatandaşlık verilmesi durumunda adanın şu anda 4’e 1 olan Yunan-Türk dengesinin korunacağı belirtiliyor.

Finansman kritik
İki tarafın oluşturduğu kriterler çerçevesinde mülkiyet sorununun çoğunlukla tazminatlar yoluyla çözüleceğinin kesinleşmesiyle çözümün finansmanı konusu daha da büyük bir önem kazanmış durumda. Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası uzmanları şu anda mülkiyet sorununun çözümü de dahil, çözümün toplam maliyetinin ne olacağı konusunda detaylı bir inceleme yapıyorlar. Bu incelemenin sonucunda ortaya çıkacak olan rakamın, bağışlar ve uzun vadeli düşük faizli kredilerle karşılanması gerekecek. Bu aşamada artık taraflar açısından en büyük endişe kaynağı, siyasi farklılıklar değil, çözüm için finansman bulunması. Zira yeterli finansmanın bulunamaması durumunda çözüm şartlarının yerine getirilmesi imkansız olacak.

Sırada toprak ve garantiler
Mülkiyet başlığının kapanma noktasına gelmesi için en fazla bir aylık bir süreye ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor. Kıbrıs Türk tarafı, mülkiyet başlığının büyük ölçüde tamamlanmasıyla toprak ve garantiler başlıklarının tercihen yurtdışında birbirleri ile bağlantılı şekilde ele alınmasını istiyor. Ancak Kıbrıs Rum tarafının bu konudaki yaklaşımı farklı. Toprak konusunda belli bir anlayışa varılmadan ve garantiler konusunda Türkiye’den olumlu bir mesaj almadan önce kendisini yurt dışında bir müzakere sürecine angaje etmek istemiyor.

Sürecin bundan sonra nasıl ilerleyeceği, Rum tarafının garantiler konusunda Türkiye’den alacağı sinyal ile çok yakından bağlantılı. Kıbrıslı Rum Lider Anastasiadis’in geçtiğimiz hafta Davos’ta Türkiye’nin garantilerle ilgili nasıl bir tutum içerisinde olduğu ile ilgili doğrudan veya dolaylı bir gösterge almaya çalıştığı, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden vasıtasıyla Ankara’ya yine garantilerle ilgili bazı mesajlar ilettiği ve AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu’nun da İstanbul temaslarının da ana gündem maddesinin garantiler olduğu biliniyor. Kıbrıs Rum tarafının bu kanallar vasıtasıyla Türkiye’den garantilerle ilgili olumlu bir gösterge alması durumunda, toprak başlığında daha rahat ve esnek davranabileceği belirtiliyor.

Aslında, ne Kıbrıs Türk tarafı ne de Kıbrıs Rum tarafı garantiler konusunun müzakereleri tehlikeye sokmasını veya sekteye uğratmasını beklemiyor. Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğinin garanti altına alınmış olduğu ve 1960’a kıyasla yeni federal Kıbrıs’ta çok daha güçlü, eşit ve AB üyesi bir federasyonun iki kurucu devletinden birine sahip bir Kıbrıs Türk varlığının söz konusu olduğu göz önünde bulundurulduğunda, 1960’taki garanti yapısının değişmeden devam etmesi gerçekçi değil. Ancak Kıbrıslı Türk tarafının Türkiye’nin garantörlüğünden tamamıyla vazgeçmesi de beklenmiyor. Bulunabilecek formüller arasında askeri olmayan ve yaptırım ve ambargoları içeren, tek taraflı veya geçici garanti yapıları gibi seçenekler yer alıyor.

Hedef mayısta müzakereleri tamamlamak
Taraflar resmi olarak herhangi bir takvim öngörmeseler de, Mayıs ayına kadar müzakereleri tamamlamayı, yaz aylarını anlaşmanın halka anlatılması, federal yasaların yazılması ve diğer teknik çalışmaların tamamlanmasına ayırmayı ve sonbaharda da referanduma gitmeyi öngörüyor.

AB’ye hazırlık ve sürdürülebilir ekonomi
Diğer taraftan adanın kuzeyinde, Kıbrıs Türk tarafının mevzuat ve kurumlarının AB’ye uyumlaştırılması konusundaki çalışmalar artan bir yoğunlukla devam ediyor. Özellikle Euro’ya geçiş, gümrük kuralları, gıda güvenliği ve hayvan sağlığı konularında çok yoğun bir çalışma yürütülüyor. Aynı zamanda, adada bulunan Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası uzmanları federal Kıbrıs’ın sürdürülebilir bir kamu maliyesi, para politikası ve ekonomiye sahip olması için alınması gereken tedbirler ve atılması gereken adımlar konusunda detaylı bir çalışma yapıyor.


Tuesday, 15 September 2015

Rusya'nın Lefkoşa Büyükelçisi Osadchy: Federal Kıbrıs'ta NATO garantörlüğünü kabul etmeyiz (15 Eylül 2015)

Esra AYGIN


Rusya’nın Kıbrıs’ta yürütülmekte olan müzakerelerle ilgili  düşüncesi nedir? İki lider arasında olduğu söylenen “kimya” ve çözüm kararlılığına siz şahit oldunuz mu?

Osadchy: Ülkemiz Rusya Federasyonu, iki toplum arasındaki görüşmelerin yeniden başlamasını memnuniyetle karşılamıştır. Her iki toplumun liderleri ile sürekli temas halindeyiz. Temmuz başında Sayın Mustafa Akıncı ve Kıbrıs Türk müzakere heyetinin başındaki kişi olan Özdil Nami ile görüştüm. Umuyoruz ki, adadaki iki toplum, liderleri Nikos Anastasiadis ve Mustafa Akıncı önderliğinde yaşayabilir bir anlaşmaya ulaşmak için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Görebildiğim kadarıyla müzakere masasında önemli ilerlemeler var. Her iki lider de mümkün olan en kısa zamanda kapsamlı bir çözüme varmak için irade gösteriyor. İki lider arasında kişisel düzeyde çok olumlu bir hava oluşmuş durumda; ki bu, sizin de doğru şekilde belirttiğiniz gibi, sıklıkla "kimya” olarak adlandırılıyor. Şahit olduğumuz bu olumlu ilişki veya kimya, sürece çok büyük ölçüde katkı sağlıyor. Ancak tabii ki, daha fazla ilerleme sağlayabilmek için her iki tarafın da bazı tavizler vererek belli uzlaşmalara varmak zorunda olduğu açıktır.

Spesifik olarak hangi konulardan bahsediyorsunuz ve bu sürecin gerçekten geçmiş süreçlerden daha umut verici olduğuna inanıyor musunuz?
Osadchy: Müzakere süreci ile ilgili, başta BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’den olmak üzere, çok iyimser öngörüler alıyoruz. Ancak, tarafların, mülkiyet ve toprak düzenlemeleri gibi önemli konulardaki pozisyonlarını uyumlaştırabilmeleri için daha fazla çalışmaları gerekiyor. ‘Garantiler’ konusu ve ‘Yönetim ve Güç Paylaşımı’nın bazı yönleri henüz ele alınmış değil. Özellikle de dönüşümlü başkanlık konusu hala açık – bu konuda bir anlaşma yok. Kıbrıs’ın, dış güçlerin vesayeti altında olmayan çağdaş, bağımsız bir devlet olmasına imkan verecek çözümü Kıbrıslıların kendilerinin bulmaları çok önemli.

Bir süre önce yaptığınız bir açıklamada, federal Kıbrıs’ta herhangi bir garanti sisteminin olmaması gerektiğini söylemiştiniz. Bu, herhangi bir garanti sistemine sahip olması durumunda Rusya’nın, BM Güvenlik Konseyi’nde Kıbrıs’ta federal çözümü desteklemeyeceği anlamına mı geliyor?
Osadchy: Hayır, kesinlikle bu anlama gelmiyor. Rusya, her iki toplum tarafından ayrı ayrı referandumlarda onay alan herhangi bir çözümü kabul edecek ve destekleyecek. Garantiler sisteminin devam mı edeceği yoksa sona mı ereceği sorusu Kıbrıs sorununun dış boyutudur ve dolayısıyla, bu konuya doğrudan müdahil ülkelerin katılımı ile çözülecektir. Her halükarda, Kıbrıs’taki toplumlar tarafından varılmış herhangi bir nihai anlaşmaya saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Peki, örneğin NATO’nun garantörlüğünü kabul eder misiniz? Osadchy: Osadchy: Rusya’ya karşı olan saldırgan ve düşmanca tutumundan dolayı NATO’nun garantörlüğünü kabul etmemiz mümkün değil.

Dışişleri Bakanı Emine Çolak bir süre önce Rusya’ya Kıbrıs’taki barış sürecinde daha aktif bir rol oynama çağrısında bulunmuştu. Sizce bu süreçte ülkenizin rolü nedir?
Osadchy: Rusya’nın Kıbrıs’ta çözüm ile ilgili istikrarlı bir tutumu vardır. BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinden biri olarak, iki toplumun Kıbrıs sorununu  BM Güvenlik Konseyi kararları ve 1977-1979 Doruk Anlaşmaları temelinde, adil ve kalıcı bir şekilde çözebilmesi için olumlu ve müsait dış koşullar yaratmayı ana görevlerimizden biri olarak görüyoruz. Bu konuda, BM Güvenlik Konseyi’ndeki diğer daimi üyeler başta olmak üzere, tüm partnerlerimizle yakın bir işbirliği yapabilmeyi umuyoruz.
Rolümüz, tarafların, ortak geleceklerine yönelik kabul edilebilir bir çözüm bulmalarına yardımcı olmak. Sürece müdahale edilmemesini ve çözümün ilgili BM kararları ile uyumlu olmasını sağlamaya çalışıyoruz. Müzakerelerdeki her iki topluma eşit mesafede duruyoruz. Tüm diğer taraflara da, toplumlardan birine veya diğerine, herhangi bir koşul empoze etmemeleri çağrısında bulunuyoruz.

Çözümün Kıbrıslılar tarafından bulunması gerektiği ve hiçbir dış etkenin sürece karışmaması konusunda çok hassassınız. Şu anki müzakere sürecinin gerçek anlamda “Kıbrıslı” bir süreç olduğunu düşünüyor musunuz?
Osadchy: Şimdilik bundan şüphe duymamız için hiçbir neden yok. Mayıs ayında yeniden başlamış olan müzakere süreci, hem güneydeki hem de kuzeydeki çoğu Kıbrıslı tarafından destekleniyor. Her halükarda, tarafların, müzakereler sonucunda varacağı anlaşma, Kıbrıslılar – Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler - tarafından değerlendirilecek.

Tuesday, 6 January 2015

Rusya Federasyonu'nun Lefkoşa Büyükelçisi Osadchiy ile Röportaj (Havadis Gazetesi, 26 Kasım 2014)

Rusya’nın Kıbrıs Büyükelçisi Osadchiy, ABD’nin Kıbrıs sorununun çözümüne katkısının doğal olduğunu, ancak ısrarla kendi fikir ve değerlerini herkese empoze etme girişiminin endişe verici olduğunu söyledi

ABD’nin tavrı endişe verici

HİDROKARBONLAR ÇÖZÜMDEN SONRA: Rus Büyükelçi “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bir kıyı devleti olarak BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin kendisine sağladığı münhasır hakları kullandığını” belirterek, “İki toplumun hidrokarbonlar konusunda, sadece Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm sonrasında birlikte uyum içinde çalışabileceğine inanıyoruz” dedi.

TEK YOL MÜZAKERE: Büyükelçi Osadchiy, Rusya’nın çok güçlü bir şekilde müzakere sürecinin devam etmesi gerektiğine inandığını, ve çözüme ulaşmanın tek yolunun müzakereler olduğunu vurguladı. Ancak, Büyükelçi, müzakerelerin dışarıdan hiçbir müdahale ve etki olmadan kendi normal seyrinde devam etmesi gerektiğinin altını çizdi.

ABD’NİN TAVRI ENDİŞE VERİYOR: Rus Büyükelçi, ABD’nin de diğer BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri gibi Kıbrıs’taki çözüm sürecine olumlu katkılar yapabileceğini, ancak ABD’nin kendi fikir ve değerlerini herkese empoze etme girişimleri ve uluslararası ilişkilerde hakem gibi davranması karşısında endişe duyduklarını söyledi.

İKİ LİDERE MESAJ: Büyükelçi Osadchiy, liderlere birbirlerine karşı daha anlayışlı ve hoşgörülü davranmaları çağrısında bulundu ve Rusya’nın iki liderin üzerinde mutabık kalacağı herhangi bir çözüm şeklini destekleyeceğini belirtti.

KIBRIS GELECEĞE GERİ DÖNEBİLİR: Kıbrıs’ı ve Kıbrıslıları çok iyi tanıdığını vurgulayan Büyükelçi, “Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar eskiden olduğu gibi bir arada barış içinde yaşayabilirler. Bunun mümkün olduğunu burada görev yaptığım yıllar boyunca gördüm. İki toplumun, deyim yerindeyse ‘geleceğe geri dönebileceklerine’ inanıyorum” dedi.

Esra Aygın

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Üyelerinden Rusya Federasyonu’nun Kıbrıs Büyükelçisi Stanislav Osadchiy, Kıbrıs’taki her iki lidere mesaj göndererek, birbirlerini daha iyi anlamaya çalışmaları çağrısında bulundu. Rusya’nın güçlü bir şekilde müzakere sürecinin devam etmesi gerektiğine inandığının altını çizen Osadchiy, “Müzakereler, dışarıdan hiçbir müdahale ve etki olmadan kendi normal seyrinde devam etmeli. Çözüme ulaşmanın tek yolunun müzakereler olduğuna inanıyoruz,” dedi. Dünyanın en etkili ülkelerinden Rusya’nın Kıbrıs Büyükelçisi, Rusya’nın, Kıbrıs’ta iki liderin üzerinde mutabık kalacağı herhangi bir çözümü destekleyeceği taahhüdünde de bulundu.

Büyükelçi Osadchiy, ABD’nin Kıbrıs’taki çözüm sürecine olumlu katkılar yapabileceğini ve yapması gerektiğini, ancak sürekli ve ısrarcı şekilde kendi fikir ve değerlerini herkese empoze etme girişimleri, uluslararası ilişkilerde kendisine devamlı hakem rolü biçmesi, ve uluslararası sorunları zor kullanarak veya baskı yaparak çözme isteği karşısında çok büyük endişe duyduklarını belirtti.

Büyükelçi Osadchiy, hidrokarbon arama çalışmaları konusundaki gerginlikte ise, Rum tarafının tavrını mantıklı bulduklarını, Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin ancak kapsamlı bir çözümden sonra bu konuda işbirliği yapabileceklerini söyledi.

İşte dünyanın en güçlü ve etkili ülkelerinden Rusya’nın Kıbrıs Büyükelçisi Stanislav Osadchiy’nin Havadis gazetesinden Esra Aygın’ın sorularına verdiği yanıtlar...

Doğalgaz arama çalışmaları nedeniyle yaşanan gerginlik müzakerelerin askıya alınmasına kadar vardı. Rusya’nın doğalgaz konusunda Kıbrıs’taki iki taraf ve Türkiye arasında yaşanan anlaşmazlık ile ilgili pozisyonu nedir?
Büyükelçi Osadchiy: Bilindiği gibi, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hidrokarbonlar konusundaki tutumu, her iki toplumun da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi’nden elde edilecek hidrokarbonların gelirinde hakkı olduğu, ancak bu hakkın sadece kapsamlı bir çözüme ulaşıldıktan sonra tamamıyla kullanılabileceği şeklindedir. Biz bu tutumu çok mantıklı buluyoruz çünkü hidrokarbonlar konusunun müzakere sürecine dahil edilmesi, Kıbrıs sorununun çözümünü zorlaştırabilir. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne aykırı tek yanlı eylemlerin kabul edilemez olduğunu düşünüyoruz, çünkü bu tarz eylemler, müzakerelerin olumlu bir şekilde ilerlemesini engelliyor. Kıbrıs Cumhuriyeti yasal bir zeminde hareket ediyor ve bir kıyı devleti olarak BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin kendisine sağladığı münhasır hakları kullanıyor. İki toplumun hidrokarbonlar konusunda sadece Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm sonrasında birlikte uyum içinde çalışabileceğine inanıyoruz.

Peki ya bir çözüme ulaşamazsak? Kıbrıslı Türkler statükonun devamı durumunda olası hidrokarbonlardan elde edilebilecek gelirlerden nasıl faydalanacak?
Büyükelçi Osadchiy: Hidrokarbonlardan gelir elde edilmeye başlandığı ancak hala çözüme ulaşılmadığı bir durumdan bahsediyorsunuz. Bu açıdan haklı olabilirsiniz, ama ben olayların bu şekilde gelişeceğini düşünmüyorum, çünkü ilgili tüm aktörler Kıbrıs sorununun iki tarafça en kısa zamanda çözülmesi gerektiğini söylüyor.

Bu çözüleceği anlamına gelmiyor ama, çünkü aynı şey 40 yıldır söyleniyor?
Büyükelçi Osadchiy: Ama bu bahsettiğiniz 40 yıl boyunca bu kadar yoğun bir müzakere süreci yoktu. Daha önce dıştan bu boyutta bir baskı hissetmiyordunuz. Şu anda bir çözüme ulaşma şansınızın her zamankinden daha yüksek olduğuna inanıyorum.

ABD’nin hidrokarbonlar konusunda yaşanan gerginliği aşmak ve genel olarak Kıbrıs sorununu çözmek konusunda oynadığı rol ile ilgili düşünceniz nedir?
Büyükelçi Osadchiy: ABD ve diğer Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Üyelerinin Kıbrıs’taki çözüm sürecine olumlu katkılar yapabileceğini ve yapması gerektiğini düşünüyoruz. Ancak ABD’nin sürekli ve ısrarcı şekilde kendi fikir ve değerlerini herkese empoze etme girişimleri, uluslararası ilişkilerde kendisine devamlı hakem rolü biçmesi, ve uluslararası sorunları zor kullanarak veya baskı yaparak çözme isteği karşısında çok büyük endişe duyuyoruz.

Peki sizce Kıbrıs’taki bu gerginlik nasıl sona erdirilebilir ve müzakereler yeniden nasıl başlayabilir?
Büyükelçi Osadchiy: Öncelikle şunu söylemeliyim. Çok güçlü bir şekilde müzakere sürecinin devam etmesi gerektiğine inanıyoruz. Ve dışarıdan hiçbir müdahale ve etki olmadan kendi normal seyrinde devam etmeli. Çözüme ulaşmanın tek yolunun müzakereler olduğuna inanıyoruz. Bu gerginliğin sona erdirilmesi ise, sizlerin elinde. Hem bu spesifik durumda, hem de genel olarak çözüm anlamında ne yapacağınıza ve nasıl yapacağınıza sizler karar vermelisiniz. Her iki tarafın da, ve altını çiziyorum – her iki tarafın da – uzlaşmaya varmanın yolunu bulması gerekiyor. Her iki lidere de şu mesajı göndermek istiyorum: Şu anda yapmaları gereken en önemli şey birbirlerini daha iyi anlamak. Birbirlerini suçlamak ve müzakerelerin devamını daha da zorlaştıracak bir durum yaratmaktan kaçınmaları gerekiyor. Provokasyonlardan uzak durmaları gerekiyor. Birbirlerine karşı daha anlayışlı ve hoşgörülü davranmalılar. Ve, daha önce birçok kez söylediğimiz gibi, ne tarz bir çözüm istediklerine – örneğin bir süre önce Sayın Eroğlu iki devletli bir çözümden bahsetti – kendileri karar verecekler.

Rusya, Kıbrıs’ta iki tarafın üzerinde mutabık kalacağı herhangi bir çözüm şeklini desteklemeye hazır, öyle mi?
Büyükelçi Osadchiy: Evet kesinlikle. Biz, iki toplum tarafından kabul edilebilecek her türlü çözümü destekleyeceğiz.

Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Rusya’nın KKTC’yi tanımasının Kıbrıs sorununu çözeceği yönünde bir açıklama yapmıştı. Bu açıklama ile ilgili yorumunuz nedir?
Büyükelçi Osadchiy: Sadece ve bir kez daha şunu söyleyebiliriz: Rusya, BM Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs konusunda aldığı tüm kararları tamamıyla destekliyor ve bu kararlar doğrultusunda hareket ediyor.

Müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını bekliyor musunuz?
Büyükelçi Osadchiy: Bana öyle geliyor ki, müzakereler Barbaros gemisi buradan ayrılır ayrılmaz başlayacak.

Barbaros, Türkiye’nin yayınladığı Navtex’in süresi 30 Aralık’ta dolunca mı buradan ayrılacak?  
Büyükelçi Osadchiy: Evet  Navtex’in süresi dolunca.

Ama her zaman yeni bir Navtex daha yayınlanabilir?
Büyükelçi Osadchiy:  Evet, bu yapılabilir ama böyle bir adım, durumu sadece daha da karmaşık hale getirecektir. Böyle bir adımın atılmasını istemeyiz.

Bir süre önce Rusya’nın Kıbrıs’ın doğusunda gerçekleştirdiği deniz tatbikatı bazı çevrelerce aynı gün Türkiye’nin bölgeye sismik araştırma gemisi göndermesi ile bağlantılandırıldı. Bu iki faaliyet birbiri ile alakalı mıydı, yoksa zamanlama tesadüfi mi?
Büyükelçi Osadchiy:  Şunu söyleyebilirim ki, bu bölge Rusya Federasyonu için tarihi, coğrafi ve siyasi nedenlerden dolayı önemli. Ülkemiz, bu bölgedeki gelişmeleri yakından izliyor. Ancak kısa süre önce donanmamız tarafından gerçekleştirilen deniz tatbikatı çok önceden planlanmıştı.

Rusya Avrupa’nın en büyük gaz tedarikçisi. Özellikle Ukrayna’da yaşananlardan sonra, Doğu Akdeniz doğalgazı, Avrupa için alternatif bir enerji kaynağı olarak görülmeye başlandı. Siz Doğu Akdeniz’deki potansiyel doğalgaz rezervlerini Rusya’nın jeopolitik ve ekonomik çıkarlarına bir tehdit olarak görüyor musunuz?
Büyükelçi Osadchiy: Doğu Akdeniz’de belirlenmiş olan hidrokarbon rezervleri bölgenin ihtiyaçlarını karşılayabilecek miktarda. Bu kaynaklar Rusya’nın doğalgaz tedariki ile rekabet edecek büyüklükte değil. Bu kaynakların bir kısmının ihraç edilmesi ise, Rusya’nın çıkarlarına zarar vermez.

Kıbrıs Rum tarafının dış politikasında son zamanlarda Batı’ya ve özellikle de ABD’ye yönelim var. Yetkililer, ABD’nin ‘stratejik müttefiki’ olma arzusunun Moskova ile ilişkilere halel getirmeyeceğinde ısrarlı. Kıbrıs’ın bu dış politika değişikliği gerçekten Rusya-Kıbrıs ilişkilerini etkilemiyor mu?
Büyükelçi Osadchiy: Dış politikada spesifik hedefler belirlemek, spesifik bir yol çizmek Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsız, egemen hakkıdır. Şu anki yönetimin politikalarının daha Batı yanlısı olduğunu söylemekte haklısınız. Aynı zamanda, Kıbrıs Cumhuriyeti AB’nin bir üyesidir ve dolayısıyla, Rusya’ya karşı yaptırımlar da dahil, AB’nin aldığı kararlara uymak zorundadır. Buna rağmen, hatırlatmak isterim ki, Kıbrıs Cumhuriyeti, Ukrayna ile ilgili tartışmalar sırasında, krizin siyasi ve diplomatik yollarla çözülmesi çağrısında bulunmuştur. Bize göre, bahsettiğiniz tutum değişikliği Kıbrıs ile ikili ilişkilerimizi olumsuz etkilemiyor.

Özellikle Ukrayna’da yaşanan anlaşmazlık nedeniyle, Rusya ile Batı Dünyası arasındaki ilişkiler 2. Dünya Savaşı’ndan beridir en kötü döneminde. Ukrayna ile ilgili son gelişmeler nedir?
Büyükelçi Osadchiy: Maalesef Ukrayna krizi henüz aşılmış değil. Putin’in ortaya koyduğu plan ile Ukrayna’nın doğusunda varılan ateşkes anlaşması hala geçerli olmasına rağmen, özellikle hükümet güçlerince sık sık ihlal ediliyor. AB’nin Rusya’ya karşı uyguladığı yaptırımlara gelince, Avrupa’daki iş dünyası, Rusya’ya karşı uygulamaya konan yaptırımların, Batılı ülkelerin ekonomisine ciddi şekilde zarar vereceğinden endişe ediyor ve bu yaptırımların kalkması konusundaki sesler giderek daha fazla yükseliyor. Söz konusu yaptırımlar Rusya’yı ciddi şekilde etkileyemez. Tam tersine, bu yaptırımların zararı, en çok bunları uygulayan ülkelere dokunur.

Eklemek istediğiniz herhangi bir şey var mı?
Büyükelçi Osadchiy: Kıbrıs’ı çok uzun yıllardan beridir biliyorum. Çözümsüzlüğün her iki taraftaki insanları nasıl etkilediğini biliyorum. İki toplumun, bir an önce bir çözüme ulaşmalarını ve barış içerisinde yaşamalarını umuyorum. İki toplum eskiden olduğu gibi bir arada barış içerisinde yaşayabilir. Bunun mümkün olduğunu burada görev yaptığım yıllar boyunca gördüm. İki toplumun, deyim yerindeyse ‘geleceğe geri dönebileceklerine’ inanıyorum.