Showing posts with label doğalgaz. Show all posts
Showing posts with label doğalgaz. Show all posts

Tuesday, 11 February 2020

2040 için kişi başı gelir tahmini: “34 bin EURO”

Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (PRIO) 'Kıbrıs Barış Kazanım Payı' raporu açıklandı:

Rapora göre çözüm sonrası ilk 10 yıl içinde 100 binden fazla yeni istihdam imkanı doğacak. 

Statükonun devamı halinde 40 milyar Euro olacağı hesaplanan toplam Kıbrıs ekonomisinin büyüklüğü, çözüme ulaşılması halinde 58 milyar Euro’ya kadar çıkabilecek. 

Çözüm koşullarında 2040 yılında kişi başına düşen gelirin 34 bin Euro düzeyine ulaşabileceğine dikkat çekilen raporda, Kıbrıslı Türk işletmelerin 16 trilyon Euro'luk Avrupa Birliği pazarından ciddi pay alacağına işaret ediliyor. 

“Kıbrıs sorununun çözümü tüm Kıbrıs için yeni büyük pazarlar yaratacaktır: Kıbrıslı Rumlara özellikle turizm ve profesyonel hizmetler sektörlerinde 650 milyar Euro’luk yeni Türkiye pazarının açılmasını sağlayacaktır. “Kıbrıslı Türkler 16 trilyon Euro’luk AB pazarına doğrudan erişimi mümkün kılacaktır.” 

Raporda, çözüm durumunda turizm sektöründe 2040 yılına kadar 1 milyar Euroluk bir barış kazanım payının ortaya çıkacağı öngörülüyor.

Esra Aygın

Kıbrıs'ta olası bir çözümün ekonominin önünü açacağı, birçok sektörün gelişeceği, on binlerce yeni istihdam olanağı açılacağı belirtildi. Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü (PRIO) Kıbrıs Ofisi tarafından 2014'ten bu yana düzenli olarak hazırlanan 'Kıbrıs Barış Kazanım Payı' raporunun yenisi yayımlandı. Statükonun devamı halinde 40 milyar Euro olacağı hesaplanan toplam Kıbrıs ekonomi büyüklüğü, çözüme ulaşılması halinde 58 milyar Euroya kadar çıkabilecek. 

Rapora göre çözüm sonrası ilk 10 yıl içinde 100 binden fazla yeni istihdam imkanı doğacak. Çözüm koşullarında 2040 yılında kişi başına düşen gelirin 34 bin Euro düzeyine ulaşabileceğine dikkat çekilen raporda, Kıbrıslı Türk işletmelerin 16 trilyon Euro'luk Avrupa Birliği pazarından ciddi pay alacağına işaret ediliyor. 'Kıbrıs'ta Barış Kazanım Payı' raporunda Akdeniz gazı, Maraş'ın açılması, Türkiye limanları ve pazarlarının Kıbrıslı Rumlara açılması, havayolu ulaşımında Larnaka-İstanbul uçuşları ve Ercan ile Geçitkale'nin uluslararası uçuşlara açılması ile ekonomide sağlanacak gelişmelere de dikkat çekiliyor. Rapor Fiona Mullen, Mustafa Besim ve Michalis Florentiadiades tarafından kaleme alındı. Raporun sunumu için Ledra Palace'taki Dayanışma Evi'nde bir etkinlik düzenlendi. 

Adanın iki kesiminden akademisyen ve gazetecilerin yanı sıra yabancı ülke diplomatları da sunuma büyük ilgi gösterdi. PRIO Kıbrıs Temsilcisi Harry Tzimitras ile Avrupa Komisyonu adına Arttu Makipaa'nın açılış konuşmalarının ardından raporun sunumuna geçildi. Uzmanlar tarafından hazırlanan raporda, çözüm ve çözümsüzlük koşullarında ada ekonomisinin 20 yıl içinde nasıl bir seyir izleyeceği incelendi. Çalışma, Kıbrıs sorununun çözümünün çok önemli bir "barış kazanım payı" – yani, çözüm durumundaki ekonomik performans ile çözümsüzlükteki ekonomik performans arasındaki fark – sağlayacağını ortaya koydu. Rapora göre, çözüm, piyasa büyüklüğü üzerinde olumlu bir etki yaparak, çözümün ilk yılında 26 milyar Euro’yu aşan entegre bir ekonomi yaratacak. Rapora göre, statükonun devamı halinde 40 milyar Euro olacağı hesaplanan toplam Kıbrıs ekonomisinin büyüklüğü, çözüme ulaşılması halinde 58 milyar Euro’ya kadar çıkabilecek. Bu rakam, ada genelinde yarı yarıya artış anlamına gelirken, raporda, Kıbrıs Türk ekonomisinin çözümden elde edeceği getirinin çok daha yüksek olacağı kaydediliyor. Raporda yer alan bulgulara göre, Kıbrıs sorununun çözümüyle ile Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) ilk 20 yılda kabaca 11 milyar Euro ila 17,4 milyar Euro arasında artacak. Ortalama gelirler – yani, kişi başına düşen GYSİH - çözümsüzlük durumuna kıyasla 6,800 Euro ile 11,000 Euro arasında daha yüksek olacak. Sadece Kıbrıs Türk toplumu ile ilgili verilere bakıldığında, rapora göre, Kıbrıs Türk ekonomisine GYSİH çözüm durumunda, 2040'a kadar çözümsüzlüğe göre 6.2 milyar Euro daha yüksek olacak. Kıbrıs Türk ekonomisinde kişi başına düşen GSYİH ise, çözüm durumunda, 2040'a kadar çözümsüzlüğe göre 12,942 Euro daha yüksek olacak. 
 
“100 bin yeni istihdam fırsatı doğacak”

Daha güçlü ekonomik büyüme ile birlikte yeni iş alanlarının daha süratli bir şekilde açılacağını gösteren 'Kıbrıs Barış Kazanım Payı' raporuna göre, Kıbrıs sorununun çözümü ilk on yıl içerisinde, statükoya kıyasla, 100,000 civarında ek iş yaratacak. Bu ek işlerin yaklaşık 30,000'i turizm sektöründe, 18,000'i toptan ve perakende ticareti sektöründe, 10,000'i inşaat sektöründe ve yaklaşık 6,000'i havayolları ve gemicilik sektöründe olacak. Raporda, çözüm ile birlikte gelecek olan ekonomik büyümenin, yeni iş alanları yaratmanın yanı sıra, vergi ve diğer hükümet gelirlerinin önemli derecede artmasını sağlayacağı da vurgulanıyor. 

Bölünmüşlüğün sonuçları 

Kıbrıs’ın büyük bir ekonomik potansiyele sahip olduğunu belirtilen raporda, bölünmüşlüğün neden olduğu bir dizi faktör nedeniyle bu potansiyele ulaşılamadığı ve her iki taraftaki ekonominin, verimlilikte benzer bölge ülkelerinin gerisinde kaldığı vurgulanıyor. Raporda her iki toplumdaki ekonomi ile ilgili şu ifadelere yer veriliyor: “Hem Kıbrıs Rum toplumu, hem de Kıbrıs Türk toplumu, diğer şeylerin yanı sıra, yüksek ve oynak enerji maliyetleri, zayıf toplu taşımacılık ve çıkar gruplarının kökleşmiş menfaatleri nedeniyle rekabet gücünden yoksundur… Her iki toplum da küçük pazar olmanın dezavantajlarını yaşarken, adanın bölünmüşlüğü, toplumların ölçekler ekonomisini sonuna kadar kullanabilmelerine engel olmaktadır. 

Çözüm neden ekonomik fırsatları artıracak?

Rapora göre, bu 5 ana yolla olacak: 
1. Büyük yeni pazarlar. Çözüm, özellikle turizm ve profesyonel hizmetler alanlarında 650 milyar Euroluk Türkiye pazarını Kıbrıslı Rumlara açacak ve 16 trilyon Euroluk AB pazarına Kıbrıslı Türklerin doğrudan erişimini sağlayacak. Bu, tüm ada çapında turizm, profesyonel hizmetler, gemicilik ve - zincirleme etki sayesinde - toptan ve perakende ticaretine büyük bir artış sağlayacak. Uzun vadede yüksek öğretim sektörüne de olumlu katkı yapacak. 
2. Daha yüksek emlak fiyatları. Kıbrıs'ta çözümün ekonomik etkilerini değerlendirirken sıkça gözden kaçırılan bir nokta, düşük faiz oranlarının ekonomik büyümeye yapacağı katkıdır. Mülkiyet sorununun çözümü, her iki toplumda da şu anda mülkiyeti etkileyen yasal belirsizliği ortadan kaldırarak bu trendi daha da hızlandıracak.
3. Daha süratli doğalgaz geliri. Farklı aktörler arasındaki çekişmenin giderilmesi ile, sigorta maliyetleri düşeceğinden doğalgazdan faydalanmak şirketler açısından daha ucuz bir hale gelecek ve pazar seçenekleri artacak. Bu da, doğalgazdan daha süratli bir şekilde faydalanılmasını ve gazın daha yüksek kar marjları ile satılmasını sağlayacak.
4. AB ve ilgili fonlar. Kıbrıs'ın en düşük kişi başına düşen gelire sahip bölgelerinin AB finansmanı açısından ayrı bölgeler olarak belirlenmesi durumunda, Kıbrıs Türk toplumu AB Bölgesel Kalkınma ve Uyum Politikaları fonlarından en yüksek derecede yararlanabilecek. Buna ek olarak, çözüm sonrası Kıbrıs'ta, Kuzey İrlanda ve İrlanda Cumhuriyeti sınır bölgelerinin yararlandığı gibi özel fonların da geçerli olacağı öngörülebilir. Dolayısıyla, Kıbrıs sorununun çözümü ile birlikte, Kıbrıs Türk toplumunda limanların, havaalanlarının ve diğer altyapının geliştirilmesi ve ada çapında sosyal uyumun teşviki için AB fonlarının adaya yönlendirilmesi beklenmektedir. Doğrudan desteğe, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve Avrupa Yatırım Bankası (EIB) gibi kurumların vereceği krediler de eklenebilir.
5. Özel yabancı yatırım. Tüm bu faktörler bir araya gelerek uluslararası medyanın Kıbrıs'a ilgisini artıracak, "olumlu" haberler çıkacak ve bu da, özel yabancı yatırımcıların Kıbrıs'a olan ilgisini artıracak. Kredi notlarının da artması muhtemeldir ki bu da, şu anki borçlanma maliyetlerinin düşmesi demektir. 

“Turizmde 1 milyar Euro barış kazanım payı”

Raporda, çözüm durumunda turizm sektöründe 2040 yılına kadar 1 milyar Euroluk bir barış kazanım payının ortaya çıkacağı öngörülüyor. Anlaşmazlığın giderilmesi ve Yeşil Hat üzerindeki de fakto barikatın kalkması ile Kıbrıs'ı bölgede daha cazip bir turizm destinasyonu haline geleceğinin vurgulandığı raporda, birleşik bir Kıbrıs’ın, gelişmiş din turizmi, agro turizm ve sağlık turizmi gibi çok çeşitli turizm hizmetleri sunabileceği, halihazırda var olan deniz, güneş ve diğer eğlence turizmini geliştirmeye devam edebileceği belirtiliyor. Raporda, sadece Kıbrıs Türk toplumundaki turizm barış kazanım payının 2040 yılına kadar 634 milyon Euro olacağı tahmin ediliyor. Turizm sektörünün yarattığı toplam katma değer ise, tüm adada 2040 yılına kadar 4.2 milyar Euro olarak tahmin ediliyor. 

İnşaat
Rapora göre, Kıbrıs sorununun çözümü büyük sayıda inşaat projesine ihtiyaç yaratacak. Bu, ada çapında altyapı projeleri, Maraş'ın rehabilitasyonu, toprak düzenlemeleri sonucunda yer değiştirebilecek olanlar için konut ve özellikle de Kıbrıs Türk limanlarının iyileştirilmesini içerecek. Ekonomistler, 2040 yılına kadar inşaat sektörünün büyüklüğünün ada çapında 6.4 milyar Euroya yükselmesini öngörüyorlar.




Saturday, 23 March 2019

Doğalgaz: Büyük bir proje mi, hayal mi?



 Esra Aygın

Geçtiğimiz haftalarda, dünyanın en büyük halka açık uluslararası petrol ve gaz şirketi ExxonMobil, Kıbrıs açıklarındaki 10. Blokta tahmini 5-8 trilyon ayak küplük (tcf) gaz keşfedildiğini açıkladı.

Mısır’daki Zohr veya İsrail’deki Leviathan ile paralellikler kurularak beklentilerin iyice yükseltilmesinin ardından yapılan bu açıklama tam olarak ne anlama geliyor?

Petrol ve doğalgaz sektöründeki gelişmelerle ilgili şirketlerin, siyasetçilerin ve sektör uzmanların açıklamaları arasında nüanslar vardır ve konuyu tam olarak anlamak için bu nüanslara dikkat edilmelidir.

Özellikle dünyanın bu taraflarındaki siyasetçiler doğalgaz ve petrol alanındaki her gelişmeyi bir zafer gibi sunarken, halka açık – yani hisseleri borsada işlem gören şirketler hisse değerlerine yansıyabilecek abartılı açıklamalardan kaçınır. Hepsini bir arada okumak, ve genelde en dengeli bilgileri ortaya koyan bağımsız sektör uzmanlarını da dinleyerek bir değerlendirme yapmak en sağlıklısıdır.

ExxonMobil’in, ortağı Qatar Petroloeum ile Glafkos kuyusunda yaptığı keşif ile ilgili Rum Enerji Bakanı George Lakkotrypis’in açıklamalarına bir bakalım:

“Dev-keşif”
“Dünyada son iki yılda yapılmış en büyük keşiflerden biri”
“Kıbrıs’ta yapılmış en büyük keşif”
“2019’un en büyük keşfi”

Hatta, henüz sadece ‘olası kaynak’ sınıfına giren ‘tahmini’ bir keşfin, gerçek miktarı, yeryüzüne çıkarılabilir ve ticarileştirilebilir olup olmadığı, ve ticarileştirme aşamasında doğalgaz fiyatlarının ne olacağı belirsizken, fiyat da biçilerek 40 milyar dolarlardan bahsedildi.

Diğer taraftan, ExxonMobil başkan yardımcısı Tristan Aspray, keşfin açıklandığı basın toplantısında ne ‘dünyada yapılmış en büyük keşif’ten bahsetti ne de benzeri iddialı laflar etti. Glafkos’ta elde edilen ilk bulguları "cesaret verici" olarak nitelendirmekle yetindi ve uzun bir yolun henüz başında olunduğunun altını çizdi.[1] ExxonMobil, yaptığı yazılı açıklamada ise, elde edilen verilerin ön-yorumlaması sonucunda yapılan keşfin, ‘yaklaşık 5-8 trilyon ayak küplük bir doğalgaz mevcudiyetini temsil edebileceğini’ belirtti ve kaynağın potansiyelinin daha iyi belirlenebilmesi için önümüzdeki aylarda daha ileri analizlerin yapılmasına ihtiyaç olduğu söyledi. Açıklamanın altında bulunan ihtiyati notta ise, şirket, 10. Blokta bulunduğu tahmin edilen miktarın hem yeryüzüne çıkarılabilir hem de çıkarılamaz kaynakları kapsadığını belirtti.[2]

Gazın bulunması  yer yüzüne çıkarılabileceği anlamına gelmez
Bir keşfin tahmini büyüklüğü ile yeryüzüne çıkarılabilir miktar (recoverable reserve) iki farklı şeydir ve önemli olan, var olan teknoloji ile karlı olacak şekilde yeryüzüne çıkarılabilir olan miktardır. Ki bu, daha sonraki aşamalarda yapılacak olan doğrulama sondajlarında ortaya çıkacak. Amerikan düşünce kuruluşu Atlantic Council’ın Küresel Enerji Merkezi kıdemli üyesi Dr. Charles Ellinas’a göre, Glafkos’da yeryüzüne çıkarılabilir miktar şu an elde olan verilere göre %90 olasılıkla 4.4 tcf olarak tahmin edilebilir.[3] Enerji alanında araştırma ve danışmanlık yapan Wood Mackenzie grubu da buna yakın bir tahminle 4.5 tcf sonucuna varıyor.[4]

Aynı şeyleri Afrodit’te yaşadık
Kısa bir arşiv taraması, siyasetçilerin, 2011 yılından beri keşfedildiği ile kalmış olan Afrodit ile ilgili de o dönemde çok benzer açıklamalar yapmış olduğunu ortaya koyuyor.

Noble Energy, 2011 yılında, 12. Bloktaki Afrodit kuyusunda yaptığı sondajda, 5-8 trilyon ayak küplük bir kaynak olduğunun tahmin edildiğini açıklamıştı. 2013’teki doğrulama kazısından sonra bu miktar 4.5’e düştü. Bu sefer olduğu gibi o dönemde de Afrodit gazına değer biçilmiş, Lakkotrypis ön hesaplamalara göre, Afrodit’in 50 milyar dolarlık bir değer olduğunu açıklamıştı. Keşfinin üzerinden geçen 8 yıldan sonra bugün, hala Afrodit’in bir kısmının kendi sularında olduğunu iddia eden İsrail ile bir paylaşım anlaşmasına bile varılmış değil.

Sektör gerçekleri

Glafkos gibi tahmini bir kaynağın akıbeti, yeryüzüne çıkarmaya değecek miktarların keşfedilmesi, gazın oluşumu ve kompozisyonu, jeolojinin -yani rezerv özelliklerinin ve performansının- bu kaynağı çıkarmaya elverişli olması, müşteri bulunması, çıkarma maliyeti, fiyatların ve diğer piyasa koşullarının doğalgazı çıkarmayı karlı kılması ve jeopolitik şartların araştırma ve doğalgaz üretmeye uygun olması gibi birçok faktöre bağlıdır.

Ki, Doğu Akdeniz gibi derin, dolayısıyla doğalgazın çıkarılma-üretim maliyetlerinin çok daha yüksek olduğu bölgelerde -şu anda dünyada büyük ve ucuz bir doğalgaz arzı olduğunu ve yenilenebilir enerjinin de artık rekabete girdiği gerçekleri de göz önünde bulundurulduğunda- tahmini doğalgaz keşifleri uzun yıllar ticarileştirilememe riski taşıyor.

Şu an elimizde bulunan veriler, Glafkos’taki keşfin boru hatları ile ihraç etmek veya bir doğalgaz sıvılaştırma tesisi (LNG) inşa etmek için yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin önceliği olan LNG tesisi çok pahalı bir projedir ve en küçük -yani iki trenli- bir LNG tesisinin ticari olarak sürdürülebilir olması için 40 tcf’lik kanıtlanmış ve yeryüzüne çıkarılabilir kaynağa ihtiyaç vardır.

Sonuç olarak, evet, Kıbrıs açıklarında büyük doğalgaz kaynaklarının bulunması olasılığı vardır. Önümüzdeki yıllarda yapılacak araştırmalarda büyük kaynaklar tespit edilebilir. Ama şu an için tek bildiğimiz, mevcut koşullarda Kıbrıs’ta ne ExxonMobil’in ne de başka bir şirketin mali veya jeopolitik risk almasına değecek miktarda bir kaynak olmadığıdır.

Ekonomik araştırma ve danışmanlık şirketi Sapienta Economics’in direktörü
Fiona Mullen’in dediği gibi: “Şu anda doğalgaz alanında büyük projelerin geliştirilebilmesine yetecek kadar değil, sadece bir miktar umudu canlı tutabilecek kadar doğalgaza rastladık.”




[1] https://cyprus-mail.com/2019/02/28/exxonmobil-announces-5-8tcf-gas-find-offshore-cyprus/
[3] https://cyprus-mail.com/2019/03/03/block-10-gas-find-is-a-game-changer/
[4] https://uk.reuters.com/article/us-exxon-mobil-cyprus/exxons-cyprus-gas-discovery-adds-another-giant-to-east-med-collection-idUKKCN1QH1O3

Tuesday, 27 February 2018

Doğalgazı gerginlik değil diplomasi çözecek


Esra Aygın

Sondaj gemisi Saipem 12000, ENI/KOGAS adına Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Münhasır Ekonomik Alan (MEB) olarak ilan ettiği bölgedeki Blok 3’e girmeye çalıştığı 9 Şubat’tan beridir Kıbrıs’ta gerginlik günbegün tırmanıyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri, 6 Şubat’ta Blok 3 de dahil olmak üzere, Kıbrıs'ın güneyinde 22 Şubat tarihine kadar sürecek askeri tatbikatlar için bir NAVTEX yayınlamış, 9 Şubat’ta da Türk Deniz Kuvvetleri, Saipem 12000’in Blok 3’teki hedefine varmasına engel olmuştu.

Geçtiğimiz hafta başında Türk Silahlı Kuvvetleri ikinci bir NAVTEX yayınlayarak aynı bölgeyi 10 Mart’a kadar rezerve etmiş olsa da, Saipem 12000, ilk NAVTEX sona erdikten sonra 23 Şubat günü yeniden Blok 3’e doğru ilerlemeye çalışmış,
Türk savaş gemileri ile neredeyse çarpışmaya neden olan bir gerginlik yaşamıştı.

Doğan Haber Ajansı’nın yayınladığı telsiz iletişimine göre, Saipem 12000 ve bir Türk savaş gemisi kaptanı arasında geçen konuşma şöyle:
Saipem 12000: “Çekilin yoksa ikimiz de batacağız.”
Türk savaş gemisi: “Hızımızı ve rotamızı kontrol edemiyorum.”
Saipem 12000: “Hızınızı ve makinalarınızı kontrol edebiliyorsunuz, bunu görebiliyorum.” 
Bu iletişimin ardından, Saipem 12000 son anda rotasını değiştirerek muhtemel bir çarpışmayı engellemişti.

İkinci girişim de başarısız olunca İtalyan ENI, Blok 3’teki Supya-1 kuyusunu kazma planını şu an için rafa kaldırmış durumda. Sondaj gemisi Saipem 12000 Kıbrıs’tan ayrılıyor ve bir sonraki görev yeri olan Fas’a gidiyor. ENI yöneticisi Claudio Descalzi, geçtiğimiz hafta, sorunun çözümü için diplomasiyi işaret edip “Küresel, Avrupa, Türk, Yunan ve Kıbrıs diplomasisinin bir çözüm bulmasını bekliyoruz” demişti.

Saipem 12000 Blok 6’yı sorunsuz kazdı
Sondaj gemisi Saipem 12000, Blok 3’e gitme girişiminden önce ENI/TOTAL konsorsiyumu adına Blok 6’da Calypso 1 kuyusunu kazmış ve ENI, Amerikan borsasına, Calypso 1’de "umut vadeden bir gaz keşfi" yapıldığını açıklamıştı. Türkiye Blok 6’daki Calypso 1 sondajına müdahale etmemişti.

Blok 6 ve Blok 3’ün farkı ne?
Kıbrıs’ın etrafındaki sularla ilgili iki ayrı anlaşmazlık var. Birincisi, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin MEB olarak ilan ettiği Blok 1, 4, 5, 6 ve 7’nin bir kısmı Türkiye’nin kendi Kıta Sahanlığı olarak açıkladığı bölge ile çakışıyor (Resim 1).













İkincisi, Kıbrıs Türk tarafı, Kıbrıs’ın MEB’inin yarısının kendilerine ait olduğu argümanından yola çıkarak, Eylül 2011’de Türkiye ile bir Kıta Sahanlığı Delimitasyon Anlaşması imzaladılar ve Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) belli alanlarda doğalgaz araştırma lisansı verdiler. (Bu anlaşma geçtiğimiz hafta altı yıl daha uzatıldı.) Bu alanların da bazıları Kıbrıs Cumhuriyeti’nin MEB olarak ilan ettiği alandaki Bloklar 1, 2, 3, 8, 9, 12 ve 13 ile çakışıyor (Resim 2).














Resim 1’de açıkça görüldüğü gibi, Blok 6’nın yaklaşık %40’lık bir bölümü Türkiye’nin Kıta Sahanlığı olarak belirlediği alana giriyor. Ancak Blok 6’daki Calypso 1 kuyusu bu alanın dışında. Blok 3 ise tamamıyla Kıbrıslı Türklerin hak iddia ederek TPAO’ya araştırma hakkı verdikleri alanla çakışıyor (Resim 2).

Bu yılın ikinci yarısında, Amerikan-Katar konsorsiyumu ExxonMobil/Qatar’ın sondaj yapmayı planladığı Blok 10 ise, ne Türkiye’nin ne de Kıbrıslı Türklerin hak iddia ettiği alanlara giriyor. Her ne kadar Kıbrıs Türk tarafının bu konudaki söylemi sertleşmiş olsa da -  son olarak Ekonomi ve Enerji Bakanı Özdil Nami tüm bloklarda hak iddia etmişti - genel beklenti Blok 10’daki sondajın sorunsuz gerçekleştirileceği yönünde.








(Blok 1, 4, 5, 7 ve 13’te henüz doğalgaz araştırma lisansı verilmedi



Bu yıl içinde planlanan bir diğer sondaj ise, Fransız Total tarafından Blok 11’de, ki bu Blok da Türkiye veya Kıbrıslı Türklerin hak iddia ettiği alanlara girmiyor.

Blok 12’nin %30’luk bir kısmı Kıbrıslı Türklerin hak iddia ettiği alana girse de, geçmişte Noble tarafından kazılmış olan Afrodit kuyusu bu alanın dışında kalıyor.

ENI muhtemelen lisanslarından vazgeçecek
Total ile birlikte hareket ettiği Blok 6 ve giremediği Blok 3 dışında ENI’nin Blok 2, ve 9’da KOGAS ile ortak, 8’de ise tek başına doğalgaz araştırma lisansı var. Sözleşmesi gereği ENI’nin Blok 2, 3 ve 9’da iki kuyu daha kazması gerekiyor ki, bu blokların hepsi Kıbrıslı Türklerin hak iddia ettiği alanlarla çakışıyor. ENI’nin bu Bloklardaki herhangi bir sondaj girişiminin, Türkiye’nin Blok 3’tekine benzer bir tepkisi ile karşılaşması çok muhtemel. Bu nedenle sektördeki genel görüş ENI’nin Blok 2, 3, 8 ve 9’dan feragat edeceği yönünde.

Türkiye sondaja başlıyor
Türkiye’nin yakın gelecekte, Norveç’ten satın aldığı sondaj gemisi Deepsea Metro 2 ile Blok 3 ve diğer çekişmeli alanlar da dahil olmak üzere (Resim 2) Kıbrıs sularında TPAO’ya lisans verilen alanlarda doğalgaz araştırmalarına başlaması bekleniyor.

Liderlere şimdi ihtiyaç var
Bu şartlar altında, tarafların kendi haklılıkları içinde boğuldukları, sert, tehditkar açıklamalar kimseye fayda etmeyecek ve sorunun çözümü bir tarafa, gerginliğin daha da artmasına neden olacaktır.

Kıbrıs sorunu tarihinde katı açıklama ve tutumlar hiçbir zaman diğer tarafın “yola gelmesini” sağlamamış, aksine, karşılığında daha da sert adımlar ve politikalar getirmiştir. Bu gerginlik politikalarından en büyük zararı görecek olanlar ise Kıbrıs’ın sıradan insanlarıdır.

Miktarı ve henüz ticari olup olmadığı bile belli olmayan Kıbrıs doğalgazı nedeniyle ortaya çıkan ve daha da büyüme potansiyeli taşıyan gerginliğin aşılmasının tek çaresi tarafların bir an önce sert açıklamalara son verip bir araya gelmesidir. Bu sorun tehditler, savaş gemileri ve karşılıklı gerginliği tırmandırma politikaları ile değil, ancak masada konuşarak çözülebilir. 

Bu gerginliğin daha da büyümeden kontrol altına alınmasında en büyük sorumluluk Kıbrıslı Türk lider Mustafa Akıncı ve Kıbrıslı Rum lider Nikos Anastasiadis’e düşmektedir. İki lider şimdi konuşmazlarsa ne zaman konuşacaklar? Liderlik zor günlerde gereklidir. Ortalık sütlimanken konuşmak liderlik değildir...




Sunday, 21 February 2016

Kıbrıs-Yunanistan-İsrail zirvesi (11 Şubat 2016)

Esra Aygın 

Kıbrıs, Yunanistan ve İsrail arasında geçtiğimiz günlerde Lefkoşa’da gerçekleştirilen üçlü zirvede ekonomi, turizm, terörle mücadele ve göç konularında işbirliğinin yanı sıra, İsrail ve Kıbrıs doğalgazının Yunanistan üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması projesi de ele alındı.

Denizin altından geçecek boru hatları ile İsrail’in Leviathan ve Kıbrıs’ın Afrodit rezervuarlarından çıkarılacak doğalgazın Girit üzerinden Yunanistan ve Avrupa’ya ulaştırılmasını amaçlayan ve EastMed Pipeline adı verilen proje, ortaya atıldığı ilk günden beridir sektör uzmanları tarafından gerçekçi bulunmayarak eleştiriliyor.

Hem İsrail-Yunanistan arasındaki mesafe hem de Akdeniz ve Ege denizlerinin derinliği ve deniz tabanının karmaşık ve çok zor jeolojik yapısı projeyi şu anki teknolojiyle mühendislik açısından neredeyse imkansız hale getiriyor. EastMed boru hattı, teknik zorlukların üstesinden gelinerek inşa edilse bile maliyetinin 20 milyar doların üzerinde olacağı hesaplanıyor ki, bu da, bu yolla taşınacak gazın Avrupa’da alıcı bulamayacağı anlamına geliyor.

Şu anda Rus doğalgazının Avrupa’daki satış fiyatı $5MMBtu (milyon İngiliz termal ünite). Bu rakamın öngörülebilir bir gelecekte $6 MMBtu’yu aşmayacağı tahmin ediliyor. 20 milyar dolarlık bir yatırımla Yunanistan-Kıbrıs-İsrail boru hattı üzerinden Avrupa’ya gönderilecek doğalgazın Avrupa’daki minimum satış fiyatı ise $10 MMBtu’dan az olamaz ki, bu da, projenin ticari/ekonomik olarak ne kadar anlamsız olduğunu ortaya koyuyor.

Buna rağmen, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Yunan Başbakanı Alexis Tsipras ve Kıbrıslı Rum lider Nikos Anastasiades, imzaladıkları ortak bildiride söz konusu projeyi ele alarak incelemeye hazır olduklarını belirttiler. Ülkeler arasında imzalanan bu tarz bildiri, anlaşma ve memorandumlar somut projeler oluşturmaktan çok siyasi bazı mesajlar vermeye yöneliktir ve hiçbir yasal bağlayıcılığı yoktur.

Enerji sektörde bağlayıcı olan tek şey, uzun vadeli satış anlaşmalarıdır. Sonuç olarak Doğu Akdeniz doğalgazının nasıl ticarileştirileceği, hangi ülkeye nasıl satılacağı tamamıyla bu bölgede faaliyet gösteren şirketlerin, kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda verecekleri kararlara bağlıdır. Şu anda boru hatlarıyla Avrupa’ya taşınması bir tarafa, Leviathan ve Afrodit’te bulunduğu tahmin edilen kaynakların çıkarılıp çıkarılamayacağı, ne zaman ve hangi miktarlarda çıkarılabileceği bile bilinmiyor. 

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/esra-aygin/kibris-yunanistan-israil-zirvesi/9651


Kıbrıs doğalgazı şimdilik sadece hayal (10 Şubat 2016)

Esra Aygın 

Kıbrıs’ın doğalgaz rezervleri ile ilgili yapılan birçok yorum, sanki halihazırda satılmaya hazır, alıcı bulmuş, hemen gelir getirecek bir kaynak varmış algısı yaratıyor. Henüz ispatlanmamış ve ticarileştirilmekten uzak olan bu rezervlerle ilgili konuşurken, hele de Kıbrıs sorununun çözümüne finansman sağlayabileceği gibi kritik bir argüman yapılırken, özelde Kıbrıs ve bölge, genelde dünya doğal gaz realitelerini göz önünde bulundurmak gerekiyor. 

Dünya petrol fiyatlarında ve buna bağlı olarak doğalgaz fiyatlarında 2014 yılından beridir yaşanan sert düşüş nedeniyle sektörde faaliyet gösteren şirketler son 30 yılın en büyük krizi ile karşı karşıya. Onlarca doğalgaz ve petrol şirketi iflas ederken, bu alanda çalışan 250,000 kişi işini kaybetti. Fiyatların en az 2020 yılının sonuna kadar düşük seyredeceğine kesin gözüyle bakıldığından şirketlerin neredeyse hepsi araştırma ve üretim faaliyetlerini büyük oranda durdurdu. Bu da, derin sularda bulunan ve çıkarma-üretim maliyeti çok yüksek olan Kıbrıs dahil Doğu Akdeniz doğalgazının geliştirilmesinin önündeki en büyük engellerden biri.

Nitekim, Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölge olarak ilan ettiği alanda bulunan 12. Blok’un operatörü Noble Energy, birkaç hafta önce, sözleşme şartlarına göre 23 Mayıs 2016’ya kadar yapmak zorunda olduğu ek sondaj çalışmasını gerçekleştirmeyeceğini açıkladı. 12. Blok’ta Afrodit dışında herhangi bir kaynak olup olmadığını tespit için planlanmış olan ek sondajın iptalinin ardından, Noble’ın Mayıs sonu itibarıyla Kıbrıs Cumhuriyeti’ne 6 milyon Euro gibi bir tazminat ödeyerek Blok’un Afrodit dışındaki kısımlarını devlete iade etmesi bekleniyor.

10 ve 11. Bloklarda doğalgaz arama lisansını elinde bulunduran Fransız TOTAL, sismografik araştırmalarda kayda değer kaynağa rastlamadığından sondaj yapmaktan vazgeçti ve 10. Blok’u iade etti. 11. Bloktaki lisansını iki yıllığına uzatan şirketin en az 2018’e kadar hiçbir sondaj faaliyetine girmesi beklenmiyor. 2, 3 ve 9. Bloklardaki lisansı elinde bulunduran İtalyan-Güney Kore ortaklığı ENI/KOGAS ise, 9. Blok’ta kazdığı Onasagoras ve Amathusa kuyularının boş çıkmasının ardından iki yıllık uzatma alarak Kıbrıs’taki tüm faaliyetlerini durdurdu.

Yani şu anda ve öngörülebilir bir süre boyunca Kıbrıs’ın elindeki tek kaynak ‘ispatlanmış’ değil, sadece ‘tahmini’ olan Afrodit. Afrodit rezervuarında, ortalama 4.5 trilyon ayak küplük bir gaz rezervi olduğu tahmin ediliyor. Bunun sektördeki anlamı şu: Afrodit’te 4.5 trilyon ayak küplük gaz rezervi olma olasılığı %50. Henüz sadece ‘olası kaynak’ sınıfına giren Afrodit’teki doğalgazın keşfedileceğine veya çıkarılabileceğine dair bir katiyet de yok.

Afrodit’te bulunduğu tahmin edilen rezerv tek başına hiçbir satış projesini karlı kılmadığından, Afrodit’in ya 90 kilometre ötedeki Mısır-Zohr ya da İsrail-Leviathan rezervuarları ile birleştirilerek ticarileştirilmesi gerekiyor. Zohr’daki durum ve Leviathan haznesinin geliştirilmesi ile ilgili ekonomik, jeolojik ve yasal zorluklar ise başka bir makale konusu...

Afrodit önündeki bir diğer engel ise, ticarileştirilebilmesi için İsrail ile imzalanması gereken ‘ortak işletme’ anlaşması. Afrodit’in bir kısmının İsrail sularında olduğunun ortaya çıkması ile iki ülke arasında uzun bir süredir devam eden müzakerelerde henüz hiçbir ilerleme yaşanmadı. Afrodit ile ilgili herhangi bir adım atılabilmesi için ne kadarının İsrail sularında olduğu, nasıl geliştirilerek ticarileştirileceği, ve buradan çıkarılacak muhtemel kaynağın paylaşımına dair İsrail ile yapılacak anlaşma olmazsa olmaz.


Afrodit rezervuarının, hem kendisinden, hem bölgeden, hem de dünya doğalgaz piyasasından kaynaklanan bu realiteler nedeniyle uzun yıllar ticarileştirilememe riski taşıdığını göz ardı ettiğimiz anda, net öngörüler yapmak yerine hayal kurmuş oluruz ki, hele de Kıbrıs’ta olası bir çözümün finansmanı gibi kritik bir konuda böyle bir lüksümüz yok.