Showing posts with label Berlin. Show all posts
Showing posts with label Berlin. Show all posts

Sunday, 21 February 2016

Berlin Duvarı’nı yıkan hata (9 Kasım 2015)

Esra Aygın

Tam 26 yıl önce bugün, 9 Kasım 1989 Perşembe günü akşamüzeri, Alman Demokratik Cumhuriyeti - yani Doğu Almanya - üst düzey yetkilileri rutin basın toplantılarından birini düzenliyorlardı.

Doğu Almanya’da protestoların yapıldığı, hükümet üzerinde seyahat serbestisi, adalet, özgürlük ve demokrasi baskılarının son derece arttığı bir dönemdeki basın toplantısının sonunda kendisine yöneltilen soruya hazırlıksız yakalanan komünist parti polit büro üyesi Günter Schabowski, “Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin tüm vatandaşlarına herhangi bir sınır kapısından çıkış yapma izni verecek yeni bir düzenleme yapmaya karar verdik” dedi. Düzenlemenin ne zaman uygulamaya gireceğinin sorulması üzerine ise, bir yandan sorunun cevabını bulmak için can havliyle önündeki kağıtları karıştırırken, diğer yandan, “Bildiğim kadarıyla hemen, hiç gecikmeksizin” diye geveledi. Oysa yapılan düzenleme, Doğu Almanya vatandaşlarına sınır kapılarından çıkış izni almak için başvuru olanağı tanıyordu sadece. Ancak Shabowski’ye basın toplantısından önce yeterli bilgi verilmemesi, tarihin akışını değiştirecek bu hatalı açıklamanın yapılmasına yol açmıştı.

Schabowski’nin açıklaması, akşam haberlerinde “Doğu Almanya sınırları açtı” başlığıyla tüm ülkeye yangın gibi yayıldı ve on binlerce kişinin Batı Almanya’ya geçme talebiyle Berlin Duvarı’na akın etmesine sebep oldu. Yapılan düzenlemeden ve basın toplantısından habersiz olan ve sınırlardan geçmeyi talep eden ezici kalabalık karşısında ne yapacağını bilemeyen Doğu Alman polisleri gece 21:20 civarlarında inanların önce tek bir sınır kapısından Batı Almanya’ya geçmesine izin verdi. Saat 23:30 itibarı ile ise, sınır kapılarındaki kalabalık o kadar artmıştı ki, hala ne yapmaları gerektiği ile ilgili net bir talimat almayan sınır polisleri tüm kapılardaki engelleri kaldırdı.

Soğuk Savaş ve Demir Perde’nin en büyük sembolü Berlin Duvarı’nın yıkılması ilerleyen aylarda Doğu Almanya’daki rejimin hızla çökmesine ve Almanya’nın bir yıl içerisinde birleşmesine yol açtı.  

Berlin eski belediye başkanı Eberhard Diepgen, hatalı bir açıklama sonucu duvarın yıkılması ve Almanya’nın yeniden birleşmesine giden olaylardan bahsederken, “İki açıdan çok şanslıydık. Birincisi, eski Alman Demokratik Cumhuriyeti yetkilileri gerçeklik duygusundan yoksundular. Karşı karşıya kaldıkları büyük protestolarla nasıl baş edeceklerini bilemediler. Durumu değiştirmeye ve halktan gelen baskıyı azaltmak için sınır geçişlerine imkan vermeye çalışınca ise, komünist partinin bir üyesi yanlışlıkla ‘Berlin Duvarı’ndaki sınır kapılarını açtık’ diye hatalı bir açıklama yaptı. Bu büyük bir şanstı. O noktadan sonra artık geri dönüş yoktu. Bu hatayı düzeltmenin hiç bir yolu yoktu. Bu noktadan sonra insanları Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin var olmaya devam etmesi gerektiği konusunda ikna etmek artık imkansızdı. İkinci büyük şansımız ise, Sovyetler Birliği’nin bu duruma müdahale etmeme kararı alması idi” diyor.

Berlin Duvarı, Alman Demokratik Cumhuriyeti rejimi tarafından ‘halkı faşist unsurlardan korumak’ üzere 1961 yılında inşa edilmişti. Ancak duvarın inşa edilmesinin asıl nedeni, insanların Doğu Almanya’dan kaçmasına engel olmaktı. Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1949 yılından duvarın inşa edildiği 1961 yılına kadar yaklaşık 4 milyon kişi Doğu Almanya’yı terk etmişti. Ülkeyi terk edenlerin büyük çoğunluğunun, nüfusun en eğitimli, en kalifiye, en dinamik ve zeki kesimi olması, ekonomiyi çökme noktasına getirmişti. Doğu Almanya’daki rejim, bu göçü durdurmaması halinde, varlığına devam edemeyeceğini görmüştü. Berlin Duvarı, ayakta kaldığı 28 yıl boyunca amacına hizmet etti ve insanların adeta bir açık hava hapishanesine dönüşen Doğu Almanya’da kalmalarını sağladı.

Almanya’nın 3 Ekim 1990’da resmen yeniden birleşmesinin ardından, Günter Schabowski, Alman Demokratik Cumhuriyeti rejimi boyunca, Berlin Duvarı’nı aşarak Batı Almanya’ya geçmeye çalışırken vurulan yüzlerce insanın hayatlarını kaybetmelerindeki rolü nedeni ile yargılanarak 3 yıl hapse mahkum edildi. Ölümlerdeki sorumluluğunu kabul eden ve pişman olduğunu belirten Shabowski, bir yıl hapiste kaldıktan sonra Diepgen tarafından affedilerek serbest bırakıldı.


Schabowski, geçtiğimiz pazar günü, Berlin Duvarı’nın 26. yıkılış yıldönümüne 8 gün kala, Berlin’deki bir yaşlı bakım evinde 86 yaşında hayatını kaybetti.

Tuesday, 3 November 2015

Duvarın ardından Berlin (27 Ekim 2015)


Esra Aygın

BERLİN – Bir zamanların kudretli Berlin Duvarı’nın yıkık dökük zavallı kalıntısı karşısında sersemlemiş bir halde duruyorum. Gözlerim dolu dolu. On yıllar boyunca koca bir şehri bölüp parçalayan, bir halkı tahakküm altına alan, tarif edilemez ıstırap ve acılara neden olan Berlin Duvarı... Kalıntının üzerindeki üç kırmızı harf gözüme çarpıyor ve o anda beynimde dönen tüm soruları tek bir kelimede özetliyor – NEDEN...

Almanya’nın yeniden birleşmesinin üzerinden tam 25 yıl geçti. Bugün Berlin, bölünmüş bir şehirden, canlı, kozmopolit, renkli bir baş şehre dönüşmüş durumda. Duvar boyunca uzanan bomboş, ruhsuz tampon bölge, şimdi tüm bölünmüşlüklerin mantıksızlığını ve yapaylığını gözler önüne serercesine modern binalar, kafeler ve dükkanlarla dolu. İki bağımsız Berlin şehri – komünizme karşı mücadeleyi sembolize eden batı Berlin ve komünist sistemin baş şehri doğu Berlin – bir araya gelerek yeni, ortak bir kimlik bulmuş.

Ekim ayı başında, doğu, batı, güney ve kuzeyli milyonlarca Alman, ülkelerinin yeniden birleşmesinin 25. yıldönümünü bir arada kutladılar. Almanya’nın birleşmesi, yaşanmış olan tüm zorluklara rağmen bir ‘başarı hikayesi’ olarak değerlendiriliyor. Deutsche Welle gazetesinde yayınlanan ve 1000’den fazla 18 yaş ve üzeri Almanın, ülkenin birleşmesi ile ilgili düşünce ve hislerini ortaya koyan bir kamuoyu araştırmasına göre, Almanlar artık kimliklerini ‘batılı’ veya ‘doğulu’ olmak üzerinden tanımlamıyorlar. Özellikle gençler arasında güçlü bir birlik duygusu yaygın. Ankete katılanların yüzde 73’ü Almanya’nın yeniden birleşmesini bir başarı olarak görüyor. Aynı zamanda, yüzde 67’si birleşme sürecinin henüz tamamlanmamış olduğunu düşünüyor.

Neredeyse imkansızı başaran ve Berlin şehrini kelimenin tam anlamıyla birleştiren kişi olan Berlin eski belediye başkanı Eberhard Diepgen bu araştırma sonuçlarına katılıyor.

Deneyimli siyasetçi, 25. birleşme yıldönümü kutlamaları çerçevesinde Berlin’de bulunan bir grup uluslararası gazeteciye, “Birleşme kesinlikle bir başarı hikayesi. Bölünmüşlüğün büyük oranda üstesinden geldik ve bugün Almanya, İspanya veya Belçika’dan çok daha birleşik. Ancak, bir yeniden birleşme sürecinin tamamlanması mümkün mü? Yeniden birleşme bir mentalitedir; sosyalleşme, sosyal organizasyon sürecidir. Ve hep devam eder” diyor.

1991 yılında Berlin’in bir bütün olarak düzenlediği ilk belediye seçimlerinde başkan seçilen ve 2001 yılına kadar bu görevde kalan Diepgen, iki bağımsız şehri fiziksel olarak birleştirmek gibi zorlu bir görevi üstlendi. Engin tecrübesinden bahsederken, bölünmüşlüğün üstesinden gelmek konusunda yaşadığı en büyük zorluğun, tamamlanması gereken fiziki işler değil, insanlar arasındaki uzlaşmayı sağlamak olduğunu belirtiyor.

“Ofisime geldiğimde hepimizin Berlinli olduğunu ve her şeyin pürüzsüz ve kolay olacağını düşünüyordum. Altyapıyı veya idareyi bir araya getirmenin, veya yeni bir sistem kurmanın çok da zor olmadığını, mentaliteleri, insanları bir araya getirmenin çok daha zor olduğunu öğrenmek zorunda kaldım” diyor Diepgen. “40 yıllık bölünmüşlüğün ardından insanların mentaliteleri birbirinden çok farklı oluyor.”

On yıllar boyunca farklı değerlere, eğitim sistemlerine, siyasi, sosyal ve idari süreçlere maruz kalan insanlar arasındaki farklılıklardan dolayı en küçük finansal kararlar bile tartışmalı, hassas mevzular haline gelebiliyor, diyen Diepgen, şu tavsiyede bulunuyor: “Toplumsal huzur ve barış için, siyasi kaygılar ekonomik kaygıların önünde tutulmalı. Bunu yapabildiğiniz sürece elinizi cebinize atın ve ekonomik kaygıları bir tarafa koyun. Eğer insanları rahatlatacaksa o harcamayı yapın. Projeleri durdurmayın. Çünkü bu, ekonomik mantık ile alınmış bir karar olarak değil, insanların hislerini derinden etkileyen bir ayırımcılık sorunu olarak algılanıyor. Çok ince bir denge tutturmanız gerekiyor.”

Örneğin, belediye başkanlığını devraldıktan sonra Diepgen’in yaptığı ilk şey ‘Berlin’in batıdan değil, merkezden yönetildiğini sembolize etmek adına’ belediye binasını eski batı Berlin’den şehrin ortasına taşımak olmuş.

Almanya’nın yeniden birleşmesinin ardından geçen çeyrek asırda Berlin ekonomik, sosyal ve siyasi dönüşümün yanı sıra, mimari olarak da çok büyük bir değişimden geçti ve hala geçiyor. Bugün Berlin, şehrin her yerinde yeni binalar, renovasyon ve restorasyon çalışmaları yapan binlerce vinçle devasa bir inşaat alanını andırıyor.

Diepgen haklı olarak Berlin’in geçirmiş olduğu, ve zor, hatta zaman zaman tartışmalı kararlar gerektiren inanılmaz dönüşümle gurur duyuyor:

“Eski doğu Almanya sisteminin bazı üyelerini kamu görevinde tuttuğum için çok eleştirilmiştim. Örneğin polis... Polis Komünist Parti’nin bir parçasıydı. Ne yaparsınız? Hepsini işten mi çıkarırsınız? Veya öğretmenler... Hepsi Komünist Parti’nin üyesi değildi belki, ama hepsi sisteme yakın insanlardı. Hepsini kovar mısınız? Eğer en önemli görevlerin tümünü batı Almanlar üstlenmiş olsaydı, bu birleşme değil, batının doğuyu tamamıyla ele geçirmesi olurdu. Kırk yılı aşkın bir süre boyunca var olmuş bir sistemi tamamıyla silip yok edemezsiniz.”


Şu anda 74 yaşında olan ve tüm hayatı boyunca batı Berlin’de yaşamış olan eski belediye başkanı hep “sınırlar, duvarlar ve barikatlardan arınmış bir şehir” hayal etmiş. Şimdi hep hayal ettiği şehirde yaşıyor. Berlin Duvarı artık şehrin baskın öğesi olmaktan çok uzak; toplumsal bir anı olarak bakılan kalıntılara, asfalt yolun kenarındaki sembolik bir çizgiye veya hediyelik eşya olarak satılan beton parçacıklarına indirgenmiş durumda. Berlin Duvarı’nın meşhur geçiş noktası ve Soğuk Savaş’ın sembolü Checkpoint Charlie ise, sınırı koruyan Amerikan askeri gibi giyinmiş genç adamla fotoğraf çektirmek için sıraya giren milyonlarca turist ile sadece bir cazibe merkezi artık.

Sunday, 25 October 2015

After the wall comes down - Berlin (The Cyprus Weekly, 23 October 2015)


Esra Aygin

BERLIN - I tearfully stand before the weathered remains of what used to be the mighty Berlin Wall – a wall that ripped a city apart for decades, tyrannized a nation and caused indescribable suffering and pain. Three large red letters printed on the shabby wall strike me, and in an instant, summarize all my thoughts in one word – WHY

Twenty-five years into the reunification, Berlin has transformed from a divided city into a united, vibrant, cosmopolitan capital. The area that used to be the hollow, soulless no-mans land along the wall is now bustling with modern buildings, cafes and shops in utter demonstration of the senselessness and artificiality of all divisions. Two independent cities of Berlin - with the west a symbol of the fight against communism, and the east, a capital of the communist system - have come together to find a new common identity.

Earlier this month, millions of Germans, from east, west, south and north, celebrated the 25th anniversary of the reunification of their country - widely defined as a ‘success story.’ A poll published by the newspaper Deutsche Welle, conducted among more than 1,000 Germans aged 18 and older about their attitude to unification, shows that west or east no longer shape people's identity in Germany and a feeling of unity prevails particular among the youth. Seventy-three per cent think the reunification of Germany has been an overall success. At the same time, 67 per cent believe it has not been completed yet.

Eberhard Diepgen - the man, who achieved what seemed to be impossible and literally reunited the city of Berlin as its governing mayor from 1991 till 2001, agrees with the results of the poll.

“Reunification is definitely a success story,” the veteran politician told a group of international journalists, who were in Germany to cover the 25th anniversary celebrations. “The division has largely been overcome and Germany today is much more unified than Spain or Belgium. But is it ever possible to complete a process of reunification? Reunification is a mentality; it is a way of socialisation, of social organisation. And it continues.”

After Berlin’s first election as a whole in 1991, Diepgen, who hails from the centre-right Christian Democratic Union (CDU), took office as mayor and was faced with the challenge of physically reuniting effectively two independent cities. Talking about his vast experience, he said that the biggest challenge in overcoming the division was not the physical work that needed to be done, but the reconciliation of the people.

“When I came to my office, I had the thought that ‘we are all Berliners’ and therefore everything would be smooth and easy. I had to learn that it was not so difficult to bring together infrastructure, the administration, or to build a new system, but it was much more difficult to bring together the mentalities, the people,” he told us. “The mentalities of people become very different after a division of 40 years.”

As a result of the difference between the people, who had been exposed to different experiences; values; education systems; political, social and administrative processes for decades, the smallest of financial decisions could escalate into contentious, emotional questions of division, Diepgen said, giving an advise: “Political considerations should take precedence over economic concerns to provide for social peace and calm. As long as you can dig into your pockets, do it and leave aside economic considerations. Make the spending if it is going make people feel more comfortable. Don’t stop projects. Because these are not considered as questions of economic rationale that they are, but they become a question of people’s feelings. You must keep a very fine a balance.”

One of the first things Diepgen did after taking office, for example, was to move the municipality building from former west to the centre of the city, to ‘symbolise that Berlin is not governed by the west or from the west, but from the centre.’

Quarter of a century into reunification, besides the economic, social and political transformation, Berlin today is also going through a huge change architecturally. The city resembles a huge construction site with cranes operating on hundreds of new buildings, renovations and restorations.

Diepgen rightfully takes pride in the incredible transformation of Berlin, which involved difficult and, at times, controversial decisions.

“I was criticised for keeping some of the members of the system in the former east Germany in state positions,” the former mayor said. “Police for example. Police was a part of the Communist Party. What do you do? Do you fire all? Or teachers… Maybe not all were members of the Communist Party, but all were close to the system. Do you fire all? If all leading positions were occupied by west Germans, this would be a complete takeover, not unification. It isn’t possible to push aside a system, which has been around for more than 40 years.”

The now 74-year-old Diepgen, who lived in west Berlin all his life and always “dreamt of a city without borders, walls or checkpoints” before reunification, is living his dream. The Berlin wall is no longer the overpowering scene of the city, but has been reduced to small sections kept as a collective memorial, a symbolic line on the side of an asphalt road, or pieces of concrete sold as souvenirs. And Checkpoint Charlie - the famous Berlin Wall crossing point that had come to symbolize the Cold War, now merely exists as an attraction for millions of tourists each year, who form queues to take pictures with the young man dressed as an American soldier guarding the border.