Esra Aygın
Fransa’nın
Lefkoşa Büyükelçisi Sayın Rene Troccaz’ın himayesinde Kadınlar Günü dolayısıyla
düzenlenen panelde yaptığım konuşma:
Konuşmama
başlamadan önce, bana verilen bu fırsattan yararlanarak genç bir kadını, bir
anneyi, bu adadaki utanç verici seks ticaretinin bir kurbanını anmak istiyorum…
Volha Viarbouskaya 11 gün önce Kıbrıs’ın kuzeyine bir gece kulübünde şüpheli
bir şekilde hayatını kaybetti. Sadece 26 yaşındaydı. Volha, hayatını kazanmak
için bu ülkeye gelen ve insanlık-dışı seks endüstrisinin eline düşen yüzlerce
kadından sadece biri. Bu Kadınlar Günü’nün bu ortak utancımızla ilgili çok
ihtiyaç duyulan yüzleşme ve mücadele sürecine bir başlangıç teşkil etmesini
dilerim.
***
Bir gazeteci
olarak 18 yıldır Kıbrıs barış sürecini takip ediyorum. Kıbrıs Türk ve Kıbrıs
Rum tarafları arasındaki müzakereleri... Daha doğrusu, koyu renk takım elbiseli
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum adamlar arasındaki müzakereleri...
Annan Planı
sürecini izledim. Burgenstock’taydım. Annan Planı referandumunu takip ettim.
Talat ile Papadopulos, Talat ile Hristofyas, Eroğlu ile Hristofyas, Eroğlu ile
Anastasiadis, ve Anastasiadis ile Akıncı benim ülkemde barışı müzakere ederken
oradaydım. Koyu renk takım elbiseli Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum adamlar, koyu
renk takım elbiseli adamlardan oluşan ekipleri ile, koyu renk takım elbiseli
adamların ev sahipliğinde benim geleceğimi tekrar tekrar masaya yatırırken,
tartışırken, müzakere ederken, pazarlık konusu yaparken, yıkarken ve
mahvederken oradaydım…
Bugün bana, bu 18
yıl boyunca müzakerelerin en belirgin özelliği neydi diye sorsanız, sizle
‘takım elbiseli adamlardı’ diye cevap veririm. Ve bunun bir sonucu olarak da: bir
sorunu çözmek yerine bir şeyleri ispatlamak, haklı çıkmak, üstünlük elde etmek
için şiddetli bir dürtü...
Sadece bu son 18
yıl değil, 1968 yılından beri devam etmekte olan Kıbrıs müzakereleri hep
erkeklerin tekelinde oldu. Kadınların barış süreçlerine katılımının, anlaşmaya
varma, anlaşmayı uygulama ve sürdürme olasılığını artırdığı yönündeki güçlü
kanıtlara rağmen, Kıbrıs barış süreci sistematik olarak kadınları dışladı. Toplumun
%50’sinin varlığı, temsiliyeti ve katkısı olmaksızın yürütülen bir müzakere
süreci… Toplumun %50’sinin endişelerini, korkularını, umutlarını,
beklentilerini, ihtiyaçlarını ve önceliklerini dikkate almayan bir müzakere
süreci... Kıbrıs’ın %50’sini dışlayan bir Kıbrıs barış süreci...
Bu akşam için
araştırma yaparken çok ilginç bir bilgiye rastladım.
Yapılan çalışmalar,
erkek ve kadınların ‘barış’ tanımlarının çok farklı olduğunu ortaya koyuyor.
Erkekler negatif barışa önem veriyor. Erkekler için öncelik çatışmalı ve
güvensiz bir ortamın olmaması ve resmi yapıların istikrarlı olması. Dolayısıyla,
koyu renk takım elbiseli adamların yürüttüğü bir barış sürecinin asker
sayısına, takvimlere, yönetimin yapısına ve polisin kaçta kaçının hangi etnik
toplumdan geldiğine odaklanması doğal...
Kadınlar ise,
pozitif barışa değer veriyor. Aile ve toplumsal ihtiyaçlar başta olmak üzere,
yerel düzeyde barış ve huzur istiyorlar. Araştırmalar gösteriyor ki, barış
süreçlerinin kadın katılımcıları, savaş avantalarını korumaktan çok, uzlaşmaya,
ekonomik kalkınmaya, eğitime ve geçiş dönemi adaletine odaklanıyor. Ki bunların
hepsi sürdürülebilir barış için kritik unsurlar...
Kadınların
katılımı derken, müzakere ekiplerine göstermelik birkaç kadın atamaktan
bahsetmiyorum. Yetkilendirilmiş, karar-verme ve müzakerelere gerçek bir etki
yapma gücüne sahip kadınların katılımından bahsediyorum.
Tüm bunlara
rağmen, kadınların neden sistematik olarak müzakere sürecinin dışında bırakıldığını
sorguladığımda, kadınların “yeterince güçlü olmadıkları,” “yeterince dayanıklı
olmadıkları,” “eleştiri veya baskı altında ezilebilecekleri,” kadınların “savaş
ve çatışmadan anlamadıkları,” “diplomasiyi bilmedikleri” veya “Tanrı korusun
çok fazla taviz verebilecekleri” cevabını alıyorum...
Size bir şey
söyleyeyim:
Kadınlar
güçlüdür. Nasıl bir geçmişten veya ortamdan geldikleri fark etmez; muhtemelen bugün
bulundukları yere gelebilmek için hayatlarının her günü yüzlerce mücadele ile
geçmiştir. Önünüzde oturan kadına bakın; yanınızda oturan, arkanızda oturan
kadına... Sizinle aynı itibara sahip olup bu akşam burada bulunabilmek için sizin
en az iki katınız çaba göstermesi gerekmiştir.
Kadınlar
eleştiriden korkmaz. Hayatları boyunca başarılı oldukları, başarılı
olmadıkları, güzel oldukları, pek güzel olmadıkları, hırslı oldukları, rahat
oldukları, kariyer sahibi oldukları, kariyer sahibi olmadıkları, fazla
çabaladıkları, yeterince çabalamadıkları için sürekli eleştirilmişlerdir...
Fiziksel bir
kavga vermek genelde kendileri için bir seçenek olmadığından kadınlar, çok
küçük bir yaştan itibaren diplomaside ustadırlar. Tavizin hayatın bir parçası
olduğunu bilirler ve sürekli olarak eşleri ile, aileleri ile, çocukları ile, meslektaşları
ile arkadaşları ile bir orta yol bulurlar.
Kadınlar mutlaka bir
yolunu bulurlar – ayakta kalabilmek için hayatlarının büyük bölümünü bir yolunu
bulmakla geçirirler.
Kadınlar şiddeti
bilir – kadına karşı şiddetten hayatını kaybeden kadın sayısı, tüm savaşların
toplamında hayatını kaybeden kadın sayısından fazladır.
Kadınlar savaşı
bilirler – çocuklarla birlikte savaşın ana kurbanları kadınlardır. Ve buna
rağmen, savaşlar sırasında günlük hayatın devamını sağlayan da kadınlardır. Hiç
bir barışın, savaştan daha kötü olamayacağını bilirler...
Sözlerime son
vermeden önce size, Kıbrıs barış sürecindeki son durum ile ilgili bilgi vermek
istiyorum. Sayın Akıncı ve Sayın Anastasiadis arasında bir görüşme
gerçekleştirilmesinin önündeki en büyük engelin, telefonu ilk kimin
cevaplayacağı ile ilgili bir anlaşmazlık olduğunu duyuyorum.
Adamlar bizi yarı
yolda bırakmışlardır. Bırakın bundan sonrasını kadınlar üstlensin...
