Showing posts with label mülkiyet. Show all posts
Showing posts with label mülkiyet. Show all posts

Sunday, 8 May 2016

MAVROYANNİS: RAKİP DEĞİL ORTAĞIZ


ORTAK OLDUK: Mavroyannis: Müzakerelerde ilk defa rakipler olarak değil ortaklar olarak çalışıyoruz. İnsanın muhatapları ile gurur duyması fevkalade bir şey. Ben muhatabımın Özdil Nami olmasından gurur duyuyorum. Aynı şey liderler için de geçerli.

BORÇLARI SİLİNMELİ: Mavroyannis: Türkiye Kıbrıslı Türklerin borçlarını silmez ve 17 milyar euro dolaylarındaki borcu geri isterse çözüm imkansız hale gelir. Türkiye’nin bu borcu silmeye istekli olduğu yönünde işaretler alıyoruz.

MÜLKİYET HAKKI İLLE İADE DEMEK DEĞİL: Mavroyannis: Kişilerin mülkiyet hakkını tanımak demek herkesin malına geri döneceği anlamına gelmez. Mülkiyet hakkı tazmin edilebilen tek haktır. 1963’teki mülkiyet yapısına geri dönmek imkansızdır. Çözümden sonraki 2-3 yılda tüm mülkiyet sorunlarının aşılmasını planlıyoruz.

MÜZAKERECİLER GÖREVİN SONUNDA: Mavroyannis: Müzakereciler olarak yapabileceklerimizin sonuna gelmek üzereyiz. Süreç artık tamamen siyasileşiyor. Bundan sonra iş liderler tarafından siyasi iradenin gösterilmesine, siyasi kararların alınmasına kalacak.

GARANTİLER AŞAMALI: Mavroyannis: Her iki tarafın da kendini güvende hissedeceği bir formül arayışındayız. Bugünkü garanti sistemi değişecek. Aşamalı bir yaklaşım üzerinde duruyoruz. Çözümün ilk günündeki garanti yapısı ile zaman geçtikten sonraki garanti yapısı aynı olmayacak. BM’nin rolü artacak.

VATANDAŞLARIN KÖKENİ BİZİ İLGİLENDİRMEZ: Mavroyannis: Kıbrıs’ta geleneksel olarak 4’e 1’lik bir nüfus oranı olmuştur. Bu oran korunduğu müddetçe kim Türkiye kökenli, kim Kıbrıslı Türk diye sorgulamayız. Vatandaşlarının kompozisyonu Kıbrıslı Türklerin iç meselesidir.

ESRA AYGIN

Kıbrıslı Rum Müzakereci Andreas Mavroyannis, 2016 yılı içerisinde çözüme varmanın mümkün olduğunu, bundan sonra işin büyük kısmanın siyasi cesaret gösterip siyasi kararların alınmasına kaldığını belirtti. Mavroyannis “Bugün Kıbrıs’ın yeniden birleştirilebilmesi olasılığı hiçbir zaman olmadığı kadar büyüktür” dedi.

Stelios Vakfı’nın iki toplumlu kafesinde müzakerelerdeki son durum ile ilgili bilgi veren Mavroyannis, Kıbrıs müzakere tarihinde ilk kez tarafların masada rakip olarak değil ortak olarak oturduklarını, liderlerin kendi toplumlarının çıkarlarını korumaya odaklanırken karşı tarafın çıkarlarını da gözönünde bulundurduğunu ve her iki taraf için iyi bir gelecek vizyonu ile çalıştıklarını belirtti.

Mavroyannis, “İnsanın muhatapları ile gurur duyması fevkalade bir şey. Ben muhatabımın Özdil Nami olmasından gurur duyuyorum. Aynı şey liderler için de geçerli” diye konuştu.



Çözümün gerçekleşmesi için her iki tarafın da elinden geldiğini yaptığını, ancak Türkiye’nin belli konularda katkısı olmaksızın bir çözüme ulaşmanın imkansız olduğunu belirten Mavroyannis “sadece garantiler konusunda değil, çözümün uygulanması ve finansmanı konusunda da Türkiye’nin katkısına ihtiyacımız var” dedi. Mavroyannis sözlerine şöyle devam etti:

“Bugün Kıbrıslı Türklerin Türkiye’ye 17 milyar euro dolaylarında bir borcu var. Türkiye Kıbrıslı Türklerin borçlarını silmez ve bu miktarı geri isterse çözüm imkansız hale gelir. Federal devlet daha oluşmadan çöker.”

Rum müzakereci, Türkiye’nin bu borcu silmeye istekli olduğu yönünde işaretler aldıklarını da sözlerine ekledi.

Mülkiyet konusunda tarafların büyük bir aşama kaydettiklerini belirten Mavroyannis, liderlerin geçtiğimiz yıl içerisinde vardıkları bir mutabakatla bireysel mülkiyet hakkını tanıdıklarını hatırlattı, ancak bireysel mülkiyet hakkının tanınmasının herkesin malına geri döneceği anlamına gelmediğini vurguladı.

Mavroyannis “Hiç kimsenin mülkiyet hakkı ihlal edilmeyecek. Ancak kişilerin mülkiyet hakkını tanımak, herkesin malına geri döneceği anlamına gelmez. Mülkiyet hakkı tazmin edilebilen bir haktır. 1963’teki mülkiyet yapısına geri dönmek imkansızdır” dedi.

Rum müzakereci çözümden sonra kurulacak olan Mülkiyet Komisyonu’nun 2-3 yıl içerisinde tüm mülkiyet sorunlarını çözmesini planladıklarını da belirtti.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Başkanlığı’na aday olan Mavroyannis, Mayıs sonuna kadar görevinin başında olacağını ancak Mayıs sonunda adaylığı için çalışmak üzere New York’a gideceğini söyledi. Mavroyannis gidişinin müzakereleri etkilemeyeceğini çünkü zaten müzakereciler olarak yapabileceklerinin sonuna yaklaştıklarını belirtti.

“Biz müzakereciler olarak yapabileceklerimizin sonuna gelmek üzereyiz. Süreç artık tamamen siyasileşiyor. Bundan sonra iş liderler tarafından siyasi iradenin gösterilmesine, siyasi kararların alınmasına kalacak” diye konuşan Mavroyannis “Eğer ben gittikten sonra hala müzakerecilere ihtiyaç olursa yerime birisi atanacaktır. Hiç kimse yeri doldurulamaz değildir. Müzakereler kişisel değil kolektif bir çalışmanın ürünüdür,” dedi.

Garantiler konusunda tarafların eski uzlaşmaz pozisyonlarından çok daha farklı bir noktada olduğunu belirten Mavroyannis, “Taraflar, her iki toplumun da kendisini güvende hissedeceği bir sistemin oluşturulması gerektiği konusunda mutabık. Bu da şu anki garanti sisteminin değişmesi gerektiği anlamına geliyor.
Aşamalı bir yaklaşım üzerinde duruyoruz. Çözümün ilk günündeki garanti yapısı ile zaman geçtikten ve toplumların birbirlerine olan güveni arttıktan sonraki garanti yapısı aynı olmayacak” dedi. Rum müzakereci, Garanti Antlaşmasından çok İttifak Antlaşmasının devrede olacağı ve BM’nin güvenlik konusundaki rolünün artacağı bir formül üzerinde durduklarını belirtti.

Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının durumunun ne olacağının sorulması üzerine Mavroyannis şöyle konuştu:

“Kıbrıs’ta Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler arasında geleneksel ve tarihi olarak 4’e 1’lik bir nüfus oranı var. Bu oran bozulmadığı sürece Kıbrıs Türk tarafında kim Türkiye kökenli, kim Kıbrıslı Türk diye sorgulamayacağız. Nüfus kompozisyonu veya yapısı Kıbrıs Türk tarafının kendi meselesidir.”

Kuzeydeki hükümet değişiminin müzakereleri nasıl etkileyeceğinin sorulması üzerine Mavroyannis, teoride Kıbrıslı Türk lider Mustafa Akıncı’nın bağımsız olduğunu ve hükümet değişimlerinden etkilenmeden müzakereleri sürdürebileceğini, ancak pratikte hükümetin süreci etkileyebilecek adımlar atmasının mümkün olduğunu söyledi. Mavroyannis UBP-DP hükümetinin, kuzeydeki bazı kiliselerde ayin yapılması için yapılan başvuruları reddettiğini verilen bazı izinleri de iptal ettiğini belirterek, “Bu gibi şeyler olumlu ortamı bozacak ve toplumlar arasındaki güveni sarsacak şeylerdir,” dedi.

Mavroyannis son olarak, Kıbrıs’ta aynı bir barış projesi olan Avrupa Birliği’nde olduğu gibi, barışın organik koşullarını oluşturmak için çalıştıklarını belirtti ve “Yapmamız gereken Kıbrıs’ta iki toplum arasında bir çatışmayı düşünülemez, tasavvur edilemez kılmaktır. Aynı Fransa ve Almanya’nın bugün savaşa girmesinin tasavvur edilemez olduğu gibi” dedi. 


Sunday, 21 February 2016

Eide: UYGULAMA MASADA (12 Şubat 2016)

ÇÖZÜMÜN UYGULANMASI GÖRÜŞÜLÜYOR: Eide, hangi zaman diliminde hangi adımların atılacağı da dahil çözümün uygulanması konusunun görüşülmeye başlandığını söyledi. Müzakere sürecinin nihai aşamasına gelindiğinde ve gerçekten siyaseten zor konular aşıldığında, geriye kalan diğer herşey ile ilgili çerçevemizin hazır ve planlanmış olmasını sağlamak istiyoruz..”

GARANTİLERDE YOĞUN DİPLOMASİ: Güvenlik ve garantiler ile ilgili perde gerisinde yoğun bir diplomasi yaşanıyor. “Atina, Ankara, Londra’nın yanı sıra, Güvenlik Konseyi ve diğer ilgili taraflar, ve tabii iki taraf ile güvenlik ve garantiler ile ilgili devamlı temas halindeyiz ve nihai aşamanın hazırlıklarını yapmaya çalışıyoruz.”

IMF VE DÜNYA BANKASI BURADA: Eide, uzun vadede çözümün kendi kendisini finanse edeceğini, ancak ilk aşamada gereken finansman ile ilgili ise iki tür uluslararası devlet desteğinden ve uluslararası yatırımlardan kapsayan bir paket hazırlığı içerisinde olduklarını aktardı. “IMF, Dünya Bankası ve Komisyondan ayrı ayrı heyetler neredeyse her hafta Kıbrıs’ta çalışma yapıyor.”

Esra AYGIN

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide,
Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak için yürütülmekte olan müzakerelerde, tarafların, hangi zaman diliminde hangi adımların atılacağı da dahil çözümün uygulanması ve birleşik Kıbrıs’ın anayasası için hazırlıkları görüştüğünü söyledi.

Havadis gazetesine özel bir röportaj veren Eide, “Müzakere sürecinin nihai aşamasına gelindiğinde ve gerçekten siyaseten zor konular aşıldığında geriye kalan diğer her şey ile ilgili çerçevemiz hazır ve planlanmış olsun istiyoruz,” dedi.

Güvenlik ve garantiler ile ilgili perde gerisinde yoğun bir diplomasi yaşandığını ve Atina, Ankara ve Londra’nın yanı sıra Güvenlik Konseyi gibi diğer ilgili taraflarla da konunun istişare edildiğini belirten Eide, hem sürecin olumlu seyri, hem taraflar arasındaki güven, hem de garantörlerin olumlu tavrı nedeniyle garantilerin aşılması çok zor bir konu olmasını beklemediğini söyledi.

Özel Danışman Eide, uzun vadede çözümün kendi kendisini finanse edeceğini, ancak, ilk aşamada gereken finansman ile ilgili iki tür uluslararası devlet desteğini ve uluslararası yatırımları kapsayan bir paket hazırlığı içerisinde olduklarını aktardı. Uluslararası Para Fonu IMF, Dünya Bankası ve AB Komisyonu’ndan ayrı ayrı heyetlerin neredeyse her hafta Kıbrıs’ta bulunduğunu ve kuzeyin Euro’ya geçişi, bankacılık sektörü, sürdürülebilirlik, borçlar, emeklilik sistemi gibi tüm ekonomik boyutlarda çalışmalar yaptıklarını da aktardı.

Güneyde seçim sürecinin başlaması bugüne kadar devam eden olumlu havayı etkiler mi? Karşılıklı suçlamaların başlayabileceği konusunda endişeli misiniz? Bunun sinyallerini halihazırda aldık.
Eide: Çok fazla endişe duymuyorum. Evet, son günlerde yapılan açıklamalar daha farklı olabilirdi, ama her iki tarafta da buna dair bir farkındalık olduğunu düşünüyorum. Dahası şu anda, çok önemli, ama siyasi olarak iki taraf arasında büyük görüş ayrılıklarına neden olmayacak konuları ele aldığımız teknik bir aşamadayız; finansman, Euro’ya geçiş, AB müktesebatına uyum, anayasa çalışmalarına hazırlık, çözümün uygulanması ile ilgili çalışmalar gibi. Bu nedenle de seçim sürecinin çalışmalarımızı çok fazla etkileyeceğini düşünmüyorum.

Müzakere sürecinde geriye kalan işlerin çoğunlukla siyasi farklılıkların aşılmasından çok teknik çalışmalar olduğunu söyleyebilir miyiz?
Eide: Şöyle söyleyebiliriz: Şu anda yaptığımız çalışmalarla, müzakere sürecinin nihai aşamasına gelindiğinde ve gerçekten siyaseten zor konular aşıldığında, geriye kalan diğer her şey ile ilgili çerçevemizin hazır ve planlanmış olmasını sağlamak istiyoruz. Örneğin çözümün uygulanması ile ilgili adımların ve takvimin hazır olmasını istiyoruz.

Yani çözümün uygulanması konusu görüşülmeye başlandı mı?
Eide: Evet bunun görüşülmeye başlandığını söyleyebilirim.

Şu anda ne noktadayız. Bizi nasıl bir süreç bekliyor?
Eide: Yönetim ve güç paylaşımı, AB, ekonomi, ve mülkiyet konularının büyük oranda tamamlandığını söyleyebilirim. Tabii, henüz üzerinde anlaşılmamış bazı önemli noktalar var. Toprak düzenlemeleri ve güvenlik ve garantilerin sürecin sonunda görüşüleceğinde de mutabıkız. Bu tabii ki, bu konulara hiç değinilmediği anlamına gelmiyor. Ama harita ve rakamlar en son aşamada görüşülecek. Güvenlik ve garantiler konusunun da nihai noktaları son aşamada görüşülecek. Ancak Atina, Ankara, Londra’nın yanı sıra, Güvenlik Konseyi ve diğer ilgili taraflar, ve tabii iki taraf ile güvenlik ve garantiler ile ilgili devamlı temas halindeyiz ve nihai aşamanın hazırlıklarını yapmaya çalışıyoruz. Bu temasların olumlu seyrettiğini düşünüyorum. Bu işe ilk başladığımda güvenlik ve garantilerin hem en önemli hem de en zor konu olacağını düşünüyordum. Şimdi hala önemli olduğunu, ancak ille de aşılması zor bir konu olmayacağını düşünüyorum.

Yakın geçmişte verdiğiniz bir röportajda Kıbrıs’taki güvenlik sisteminde önemli değişiklikler yapılması gerektiğini söylediniz. Ne demek istediniz?
Eide: Her iki lider de, her iki toplumun güvende olması gerektiğini biliyor. Kıbrıs’ta geleneksel olarak, bir toplumun güvenlik arayışı diğer toplumun aleyhine işledi. Kıbrıslı Türkler Türkiye’nin ordusu ve garantisi ile kendilerini güvende hissettiler. Aynı Türk ordusu ve garantisi Kıbrıslı Rumların güvensizlik hislerinin kaynağı oldu. Aynı şekilde, darbe ve ENOSİS geçmişi Kıbrıslı Türklerin güvensiz hissetmelerinin kaynağıydı ve bu nedenle güvenlik arayışına girdiler. Kıbrıs’ta sadece can güvenliği değil, toplumların varlıklarını sürdürebilecekleri konusunda da kendilerini güvende hissetmelerini sağlayacak bir güvenlik sistemi gerekiyor. Yani benim güvende olduğum, sizin güvende olduğunuz, ama siz güvende olduğunuz için benim kendimi tehdit altında hissetmeyeceğim, bir arada güvende olacağımız yeni bir güvenlik modeli bulmamız gerekiyor. Bu konuda iki taraf da mutabık. Bu ortak bir hedef. Bunu elde etmek için ne yapmalıyız sorusunun üzerinde çalışıyoruz. Ama hem müzakerelerdeki ilerleme ve giderek artmakta olan güven, ve hem de garantörler de dahil ilgili uluslararası aktörlerin yapıcı tavrı nedeniyle bu konunun en zor konu olmayacağını düşünüyorum.

“Birleşme durumunda adayı çok daha ciddi bir büyüme ve refah bekliyor”

Geçtiğimiz gün yaptığınız açıklamada çözüm maliyetinin “maliyet olarak değil, ileride daha çok kazanmak için şimdi konacak bir para” olarak görülmesi gerektiğini söylediniz. Çözümün kendi kendisini finanse edeceği yönündeki açıklamalar soyut. Bu nasıl olacak?
Eide: Çözümün kendi kendisini finanse edeceği argümanı benim uydurduğum bir argüman değil, bu konuda yapılmış olan tüm araştırmaların doğruladığı bir argüman. Kıbrıs’ın birleşmesi durumunda, adayı çok daha ciddi bir büyüme ve refah bekliyor. Bu soyut bir vizyon değil, çok somut bir şey aslında. Bunun da en az dört nedeni var: 1. Herkes tüm komşularıyla ticaret yapabilecek. Örneğin, Kıbrıslı Türkler AB’nin bir parçası haline gelecekler ve tüm AB pazarı ile ticaret yapabilecekler. Halihazırda AB ile ticaret yapabilen Kıbrıslı Rumlar artık Türkiye ile de ticaret yapabilecekler. Sadece bu bile, hellimden hizmetlere tüm sektörlerin ve dolayısıyla adanın ekonomik koşullarını önemli oranda iyileştirecek. 2. Gemicilik/taşımacılık endüstrisinin Türk limanlarına erişim problemi çözülecek. Bu sadece Türkiye’ye erişim demek değil, bölgedeki yoğun gemicilik/taşımacılık faaliyetlerinde Kıbrıs limanlarının doğal bir geçiş noktası olması demek. 3. Jeopolitik risklerin ortadan kalktığı bir ortamda hidrokarbon ekonomisini geliştirmek çok daha kolay olacak, çünkü bu sektördeki şirketler uzun vadeli yatırımlarını ne olacağı endişesi taşımadıkları istikrarlı siyasi ortamlara yönlendirmeyi tercih ederler. 4. Ve birleşik Kıbrıs’ın yabancı yatırımları çekeceğinden eminim çünkü prensipte çok stratejik ve cazip bir yerde ama bölünmüşlük ve jeopolitik riskler nedeniyle bu potansiyelini kullanamıyor.
Dolayısıyla, birleşik Kıbrıs’ın büyüme eğrisinin iki bölünmüş ekonomiye kıyasla çok daha yüksek olacağını hesaplamak zor değil. Bu da demek oluyor ki, 15-20 yıllık bir süreç içinde çözümün getirdiği ek gelir bugün çözüme harcanacak miktardan çok daha fazla olacak.

Ama çözüm için hemen belli bir miktar paraya ihtiyaç var...
Eide: Evet ama tek ihtiyacınız olan bu. Yani sürekli olarak uluslararası sübvansiyonlar gibi katkılara ihtiyacınız yok. Sadece bir başlangıç yapabilmek için belli bir paraya ihtiyacınız var.

Önemli bir miktardan bahsediyoruz …
Eide: Muhtemelen ama ne kadar olduğunu bilmiyoruz. Dillendirilen bazı rakamların aşırı yüksek olduğunu düşünüyorum...

20 milyar Euro gibi mi?
Eide: Evet. Bu bana fazla yüksek geliyor.

Size gerçekçi gelen miktar nedir?
Eide: Herhangi bir rakam dile getirmeyeceğim çünkü bunu yapmak için elimizde henüz yeterli veri yok. Mülkiyetle ilgili anlaşmanın nihai detayları ve toprak düzenlemeleri ile ilgili bilgi sahibi olmamız gerekiyor.

Çözümün ilk aşaması için finansman bulma konusunda somut bir stratejiniz var mı?
Eide: İki tür uluslararası devlet desteğini ve uluslararası yatırımları kapsayan bir paket çözümden bahsediyoruz. İki tür devlet desteği, hibe/bağışlar ve uluslararası özel yatırımların buraya gelmesine yardımcı olacak teminatlardır.
Bugün dünya, özel sektörün elinde ve gidecek yeri olmayan sermaye ile dolu. Büyük ekonomilerin geleceği ile ilgili belirsizlikten dolayı yatırılamayan büyük miktarda özel sermaye. İstikrarlı birleşik bir Kıbrıs çok cazip bir destinasyon olur ve bu sermayenin bir kısmı buraya kanalize edilebilir. Bu sermayeyi buraya çekmenin en kolay yolu, hükümetlerin riski teminat altına alması. İngiltere Dışişleri Bakanı buraya geldiğinde Avrupa’nın finans merkezi olan City of London’da bazı görüşmeler yapmam için beni Londra’ya davet etti. Orada yaptığım görüşmelerde bu yöntemin işe yarayacağını teyit ettik. Ancak tabii ki, bir çözüme ulaşacağımızı ve bu çözümün güvenilir ve yaşayabilir olacağını, dolayısıyla insanların buranın yatırım yapılabilecek bir yer olduğunu düşüneceklerini varsayıyoruz. Bu, eski bilindik ‘bize para verir misiniz lütfen’ çağrısından çok farklı, yeni bir yaklaşım. Ve çok önemli çünkü Kıbrıs’ı desteklemek isteyen çok sayıda taraf olmasına rağmen, burası Suriyeli mülteciler, Yemen, Irak ve Sudan gibi dünyadaki diğer krizler ile rekabet ediyor olacak... yani donörlerin sadece Kıbrıs’ı bekleyen çok paraları var diye bir varsayımda bulunmamalıyız.

Aynen. Her gün insanlar ölüyor. Bu krizlerle kıyaslandığında neden Kıbrıs’a bağış yapsınlar. Burada kimse ölmüyor.
Eide: Kesinlikle. Ama belli donörlerden bir miktar bağış olacağını biliyorum.

İlk aşamada çözüm için gerekli olan parayı bulabileceğimiz konusunda ikna olmuş gibi görünüyorsunuz...
Eide: Geleneksel yardım muhtemelen Kıbrıs’taki mülkiyet sorunun çözümü yerine Suriyeli mültecilere gidecektir. Ama, hiçbir yatırımcı Suriye’ye yatırım yapmayacaktır. Burada ise, istikrarlı, demokratik, modern kurumlara sahip, organize, yatırımcılar için çok cazip federal bir devlet olacak. Dolayısıyla, devletlerden yardım almak konusunda şansınız daha düşük olsa da, özel sektörden para almak konusunda şansınız çok daha yüksek. Ve teminat vermeye istekli hükümetlerin desteği hayata geçerse, özel yatırımlar daha da güçlü bir olasılık haline gelir. Ama tüm bunlar devletlerden hiç para almayacağınız anlamına gelmiyor. Burada AB’nin büyük bir sorumluluğu var. Burası bölünmüş bir AB ülkesi. Ve buna neden olan çok özel bir geçmiş var. Dolayısıyla, AB Komisyonu en üst düzeyde buraya destek olacağını taahhüt etmiş durumda. Amerika destek olmak istediğini söyledi. Borçları affetmek isteyecek ülkeler olabilir. Yani yeterli katkıyı alabilmeniz için birçok yol var. IMF, Dünya Bankası ve AB Komisyonu artık sürekli olarak burada. Kıbrıs’ta artık neredeyse her hafta ekonominin farklı boyutlarını ele alan büyük bir heyet var. Bu pek fazla bilinmiyor ama sır da değil. Bu ekipler burada ve kuzeyin Euro’ya geçişi, bankacılık sektörü, sürdürülebilirlik, borçlar, emeklilik sistemi gibi ekonominin tüm boyutlarında çalışma yapıyorlar.

“Elinizde bir veya iki yıl daha olduğunu varsayamazsınız. Dünya bu kadar güzel bir yer değil”

Sürece baktığınızda en büyük endişeniz nedir?
Eide: En büyük endişem Kıbrıs’ın kendi içinden kaynaklanmıyor. Kıbrıs dışındaki bir gelişmenin süreci raydan çıkarmasından endişe ediyorum. Kastettiğim spesifik bir şey yok. Sadece uluslararası olarak çözümü çok zorlaştıracak bir gelişmeden bahsediyorum. Neredeyse dokuz aydır aralıksız müzakereler yürütülüyor. Gerçek bir kriz olmaksızın geçen dokuz ay... Aslında bu çok uzun bir süre. Elinizde bir veya iki yıl daha olduğunu varsayamazsınız. Dünya bu kadar güzel bir yer değil. Evet, ciddiyetle çalışalım, acele etmeyelim, ama aynı zamanda şu anda elimize geçmiş olan fırsatı da değerlendirelim. Tabii ki aceleye getirilmiş, eksik, zayıf bir çözüm istemiyoruz. Diğer taraftan, ihtiyacımız olandan daha fazla zaman harcayamayız. Önümüzdeki aylar çok iyi yapılandırılmış olmalı ki, gerçekleşebilecek olumsuz bir gelişme süreci raydan çıkarmasın. Burada Kıbrıs sorununa o kadar çok odaklanıyoruz ki bazen bunun dünyada iyi giden çok az şeyden biri olduğunu unutabiliyoruz. Dünyada neredeyse her şey paramparça oluyor. Suriye, Yemen, Irak, Libya... Stratejik açıdan bakarsak dünyanın büyük güçleri birbirinden giderek uzaklaşıyor. Ve bu güzel küçük ada birleşme lüksüne sahip. Tüm detaylara saygı duyuyorum ama bazen ortada büyük bir resmin de olduğunu ve bu tablonun sonsuza kadar sürmeyeceğini hatırlamak önemli.


Müzakerelerde son düzlük (25 Ocak 2016)

Esra AYGIN

Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak amacıyla, Kıbrıslı Türk Lider Mustafa Akıncı ve Kıbrıslı Rum Lider Nikos Anastasiadis ile ekiplerinin geçtiğimiz Mayıs ayından beridir yürüttükleri müzakerelerde son dönemece girildi.

Yönetim ve güç paylaşımı, ekonomi ve Avrupa Birliği başlıklarını bitirme noktasına getiren taraflar, geçtiğimiz Ekim ayından beridir en zor ve karmaşık konulardan biri olan mülkiyet başlığında yoğun bir çalışma yürüttüler. Gelinen noktada, mülkiyet başlığında çok büyük bir ilerleme sağlandığı ve en çok bir ay içerisinde bu başlığın da tamamlanma noktasına geleceği görülüyor.

İadede “yuva” kriteri
Mülkiyet başlığındaki müzakerelere birbirinden çok farklı pozisyonlarla başlayan taraflar, şu anda mülkiyet sorununun nasıl çözülmesi gerektiği ile ilgili bir anlayış birliği içerisinde. Yapılan görüşmelerde, iade kapsamına girecek mülklerde mülkün boş olması, üzerinde herhangi bir geliştirme yapılmamış olması gibi kriterlerin yanı sıra, iade talep eden kişinin iadesini istediği mülke duygusal bir bağının olması, yani bir dönem o mülkü ‘yuva’ bilmiş olması kriteri de getirildi. Uzmanlar, duygusal bağ kapsamında kuzeydeki malına geri dönüş hakkı kazanabilecek Kıbrıslı Rumların sayısının birkaç bini geçmediği konusunda hemfikir.

İki bölgelilik korunuyor
Çözümle birlikte kurulacak olan Mülkiyet Komisyonu, tüm mülkiyet başvurularını şu anda taraflarca oluşturulan kriterler temelinde çözümlediği gün, Kıbrıs Türk kurucu devletinde nüfus çoğunluğunun Kıbrıslı Türklerde olacağı anlaşma şartları ile kesinlik kazanmış durumda. Kıbrıs Türk kurucu devletinde mülkiyet çoğunluğunun Kıbrıslı Türklerde olması ise, mülk edinme kurallarını düzenleme yetkisini kurucu devletlere bırakarak garanti altına alınıyor. Mülk edinmeden ada içerisinde herhangi bir yerde yaşama hakkında ise bir sınırlama olmayacak.

Türkiye’ye AB üye devleti muamelesi
Bu arada, çözüm olması durumunda Türkiye’nin federal Kıbrıs nezdinde AB üye devleti muamelesi göreceği, ancak vatandaşlık verilmesi durumunda adanın şu anda 4’e 1 olan Yunan-Türk dengesinin korunacağı belirtiliyor.

Finansman kritik
İki tarafın oluşturduğu kriterler çerçevesinde mülkiyet sorununun çoğunlukla tazminatlar yoluyla çözüleceğinin kesinleşmesiyle çözümün finansmanı konusu daha da büyük bir önem kazanmış durumda. Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası uzmanları şu anda mülkiyet sorununun çözümü de dahil, çözümün toplam maliyetinin ne olacağı konusunda detaylı bir inceleme yapıyorlar. Bu incelemenin sonucunda ortaya çıkacak olan rakamın, bağışlar ve uzun vadeli düşük faizli kredilerle karşılanması gerekecek. Bu aşamada artık taraflar açısından en büyük endişe kaynağı, siyasi farklılıklar değil, çözüm için finansman bulunması. Zira yeterli finansmanın bulunamaması durumunda çözüm şartlarının yerine getirilmesi imkansız olacak.

Sırada toprak ve garantiler
Mülkiyet başlığının kapanma noktasına gelmesi için en fazla bir aylık bir süreye ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor. Kıbrıs Türk tarafı, mülkiyet başlığının büyük ölçüde tamamlanmasıyla toprak ve garantiler başlıklarının tercihen yurtdışında birbirleri ile bağlantılı şekilde ele alınmasını istiyor. Ancak Kıbrıs Rum tarafının bu konudaki yaklaşımı farklı. Toprak konusunda belli bir anlayışa varılmadan ve garantiler konusunda Türkiye’den olumlu bir mesaj almadan önce kendisini yurt dışında bir müzakere sürecine angaje etmek istemiyor.

Sürecin bundan sonra nasıl ilerleyeceği, Rum tarafının garantiler konusunda Türkiye’den alacağı sinyal ile çok yakından bağlantılı. Kıbrıslı Rum Lider Anastasiadis’in geçtiğimiz hafta Davos’ta Türkiye’nin garantilerle ilgili nasıl bir tutum içerisinde olduğu ile ilgili doğrudan veya dolaylı bir gösterge almaya çalıştığı, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden vasıtasıyla Ankara’ya yine garantilerle ilgili bazı mesajlar ilettiği ve AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu’nun da İstanbul temaslarının da ana gündem maddesinin garantiler olduğu biliniyor. Kıbrıs Rum tarafının bu kanallar vasıtasıyla Türkiye’den garantilerle ilgili olumlu bir gösterge alması durumunda, toprak başlığında daha rahat ve esnek davranabileceği belirtiliyor.

Aslında, ne Kıbrıs Türk tarafı ne de Kıbrıs Rum tarafı garantiler konusunun müzakereleri tehlikeye sokmasını veya sekteye uğratmasını beklemiyor. Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğinin garanti altına alınmış olduğu ve 1960’a kıyasla yeni federal Kıbrıs’ta çok daha güçlü, eşit ve AB üyesi bir federasyonun iki kurucu devletinden birine sahip bir Kıbrıs Türk varlığının söz konusu olduğu göz önünde bulundurulduğunda, 1960’taki garanti yapısının değişmeden devam etmesi gerçekçi değil. Ancak Kıbrıslı Türk tarafının Türkiye’nin garantörlüğünden tamamıyla vazgeçmesi de beklenmiyor. Bulunabilecek formüller arasında askeri olmayan ve yaptırım ve ambargoları içeren, tek taraflı veya geçici garanti yapıları gibi seçenekler yer alıyor.

Hedef mayısta müzakereleri tamamlamak
Taraflar resmi olarak herhangi bir takvim öngörmeseler de, Mayıs ayına kadar müzakereleri tamamlamayı, yaz aylarını anlaşmanın halka anlatılması, federal yasaların yazılması ve diğer teknik çalışmaların tamamlanmasına ayırmayı ve sonbaharda da referanduma gitmeyi öngörüyor.

AB’ye hazırlık ve sürdürülebilir ekonomi
Diğer taraftan adanın kuzeyinde, Kıbrıs Türk tarafının mevzuat ve kurumlarının AB’ye uyumlaştırılması konusundaki çalışmalar artan bir yoğunlukla devam ediyor. Özellikle Euro’ya geçiş, gümrük kuralları, gıda güvenliği ve hayvan sağlığı konularında çok yoğun bir çalışma yürütülüyor. Aynı zamanda, adada bulunan Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası uzmanları federal Kıbrıs’ın sürdürülebilir bir kamu maliyesi, para politikası ve ekonomiye sahip olması için alınması gereken tedbirler ve atılması gereken adımlar konusunda detaylı bir çalışma yapıyor.


Saturday, 29 August 2015

Herkesin Mülkiyet Hakkı (1 Ağustos 2015)

HERKESİN MÜLKİYET HAKKI: Eide, mülkiyet hakkının hem mülkün şu anki kullanıcıları, hem de orijinal mülk sahipler için geçerli olduğunu söyledi. “Bireysel mülkiyet hakkına riayet edilecek ve bu hakkın teslimi için iade, tazminat veya takas yöntemleri kullanılacak.”

İKİ-BÖLGELİLİK VE İKİ-TOPLUMLULUK MÜZAKERE KONUSU DEĞİL: “Çözümün iki-bölgeli ve iki-toplumlu olacağı net ve kesindir. Kimsenin iki-toplumluluk ve iki-bölgelilikten vazgeçtiği yoktur. Bundan vazgeçilmesini talep eden de yoktur. Endişeler yersiz.”

GARANTİLER SON AŞAMADA: BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Eide, garanti sistemini değiştirebilmek için her iki toplumun da kendisini güvende hissettiği bir çözüme yakın olduğunu bilmesi gerektiğini vurguladı. “Güvenlik hissi çözümün kendisinden kaynaklanmalı. Ancak böyle bir güvenlik hissinin varlığı askeri konularda değişikliği getirebilir” dedi.


Esra AYGIN

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide, Kıbrıs’ta şu anda tarihi bir fırsata tanıklık ediliyor olduğunu, Kıbrıslıların bu fırsatı değerlendirmesi durumunda tarih yazılacağını belirtti.

Müzakerelerde gelinen aşama ilgili bilgi veren deneyimli diplomat, süreçle ilgili çok iyimser olduğunu söyledi. Türkiye de dahil tüm uluslararası toplumun sürece en üst düzeyde destek verdiğini vurgulayan Eide, “Şu anda çok ciddi ve gerçek bir sürecin yaşanmakta olduğunu insanlara anlatmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Ama şunu da eklemek istiyorum, iş henüz bitmedi. Önümüzde uzun bir yol var ve yapılması gereken birçok zor iş var” dedi.

Mülkiyet konusunda varılan anlaşmaya da değinen Kıbrıs Özel Danışmanı, mülkiyet komisyonunun halihazırda kurulmuş olduğu iddialarını yalanladı.  Eide, “Bireysel mülkiyet hakkı var ve bu hak tanınıyor. Bu mülkiyet hakkı hem mülkün şu anki kullanıcıları, hem de orijinal mülk sahipler için geçerli. Bireysel mülkiyet hakkına riayet edilecek ve bu hakkın teslimi için iade, tazminat veya takas yöntemleri kullanılacak,” diyerek konuya açıklık getirdi.

AB’nin müzakere sürecinde daha etkin bir rol almasının iki-toplumluluk ve iki-bölgeliliği tehlikeye atmadığının altını çizen Eide, “İki-bölgelilik ve iki-toplumluluk müzakere konusu değildir. Çözümün iki-bölgeli ve iki-toplumlu olacağı net ve kesindir,” diye konuştu. Eide “Ya Avrupa değer ve ilkelerine uyumlu olursunuz ya da iki-toplumlu, iki-bölgeli bir federasyon olursunuz diye bir şey yok. Bu iki kavram birbiri ile uyumsuz, çatışan kavramlar değildir” dedi.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Eide garantiler konusunda, her iki tarafın da endişelerini giderecek ve tüm taraflarca kabul edilebilecek bir formül bulmanın mümkün olduğunu düşündüğünü de sözlerine ekledi ve bu konunun sürecin son aşamalarda ele alınacağını hatırlattı.


Şu an tarihe mi tanıklık ediyoruz?
Eide: Tarihi bir fırsata tanıklık ediyoruz. Ve eğer bu fırsatı değerlendirirseniz, evet, tarih yazmış olacaksınız. Siz diyorum, çünkü bu Kıbrıslıların fırsatı ve tarih yazmak Kıbrıslıların elinde. Ben ve ekibim yardımcı olmak için buradayız ve bundan büyük bir mutluluk duyuyoruz çünkü tüm bu gelişmelerin ortasında olmak çok değerli, enteresan ve büyüleyici bir tecrübe. Ama günün sonunda, bu, iki toplumun seçilmiş liderlerine ve iki taraftaki insanlara bağlı. Bu tarihi karar iki aşamada verilecek. Önce, umuyorum ki iki lider bir anlaşmaya varacaklar ve bu anlaşmayı duyurarak destek çağrısı yapacaklar. Daha sonra, tüm Kıbrıslılar bu anlaşmayı onaylayıp onaylamadıklarına dair oy verecekler. Ve ancak o zaman tarih yazıp yazmadığımızı göreceğiz.

Her zaman çok iyimser ve olumlu açıklamalar yapıyorsunuz. Halktaki beklentileri çok fazla yükseltmekten endişe duymuyor musunuz?
Eide: Sadece ben değil liderleriniz Sayın Anastasiades ve Sayın Akıncı da çok olumlu açıklamalar yapıyor. Sadece bununla da kalmıyorlar, daha önce hiç görülmemiş şeyler yapıyorlar. Ve onları izleyen çok az insan bu işin yapılabileceğinden şüphe duyuyor. Şu anda çok ciddi ve gerçek bir sürecin yaşanmakta olduğunu insanlara anlatmanın önemli olduğunu düşünüyorum. İyimserliğimin nedeni müzakerelerde şahit olduğum atmosfer ve ruh hali. Ama şunu da eklemek istiyorum, iş henüz bitmedi. Biteceğini de garanti edemem. Önümüzde uzun bir yol var ve yapılması gereken birçok zor iş var. Ama iki lider, aralarındaki kimya, pragmatik ve sorunları çözmeye yönelik yaklaşımları göz önünde bulundurulduğunda, bu, yıllardan beri ortaya çıkmış en iyi fırsat. Dolayısıyla, iyimserim, ancak aynı zamanda gerçekçiyim de. Şu anda bir fırsat penceresi var. Bildiğiniz gibi pencereler açık kalabilir veya kapanabilir. Dolayısıyla, pencere açıkken bu fırsatı değerlendirmek önemli. Ve bu tüm Kıbrıslıların sorumluluğu. Herşeyi liderlere bırakmayın. Evet liderlerin öncülük yapmasına ihtiyacınız var. Ancak insanların da sürece dahil olup gelecek ile ilgili düşünmeye başlamaları gerekiyor. Ve pencerenin açık kalması veya kapanması ille de iç dinamiklere bağlı olmayabilir. Dışarıdan gelebilecek şokları hiçbir zaman gözardı edemezsiniz. Özellikle kastettiğim bir şey yok, ancak her zaman böyle bir risk olduğuna dikkat çekmek istiyorum.

Bu olumlu atmosfer ve ruh hali nereden kaynaklanıyor? Liderlerle mi alakalı, uluslararası konjonktür veya zamanlama ile mi?
Eide: Bence birçok şeyle alakalı. Yıldızlar mükemmel şekilde sıralandı ve bu tamamıyla tesadüfi veya şans olabilir. Şu anda muazzam bir uluslararası destek var. Türkiye’de net bir şekilde bu problemi çözmek isteyen bir hükümet var ve bunu Erdoğan da dahil en üst düzeyde dile getiriyorlar...

Yaptığınız görüşmelerde Türkiye’nin bu sorunu çözmek istediğine ikna oldunuz mu?
Eide: Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümünde yapıcı bir rol oynamak istediğini çok güçlü bir şekilde hissedebiliyorum. Türkiye, Kıbrıs sorununun bitmesini istiyor. Yunanistan da, Birleşik Krallık da, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de. Geçtiğimiz hafta BM Güvenlik Konseyi ile biraraya geldim. Lisa Buttenheim ile kendilerine şu anda Kıbrıs’ta yaşanan gelişmeler ve yaptıklarımızla ilgili bilgi verdik. Ve 15 üyenin her biri tek tek söz alıp çözüm ile ilgili çok olumlu şeyler söylediler ve liderleri yüreklendirdiler. Farklı cümlelerle ama istisnasız hepsi, bu fırsatın değerlendirilmesi gerektiğini ve yardımcı olmaya hazır olduklarını ifade ettiler. Bildiğiniz gibi, Avrupa Birliği de sürece çok destek veriyor. Dolayısıyla uluslararası destek çok güçlü. Aynı zamanda sanıyorum bölgedeki şartlar, Orta Doğu’daki dramatik gelişmeler, Kıbrıslıların böyle bir ortamda çözümsüzlüğün çok da akılcı olmadığını düşünmeye başlamalarına neden oldu. Suriye paramparça olurken, Irak’ta bu kadar sorun yaşanırken, Türkiye de dahil birçok ülkede çok büyük değişimler yaşanırken bölünmüş kalmak mı daha iyi, yoksa zaman birleşme zamanı mı, insanlar bunu düşünmeye başladılar. Bu işin güvenlik tarafı. Bir de giderek daha çok netleşen ekonomik tarafı var. İki ayrı ekonomi yerine birleşmiş bir ülkede tek bir ekonomi çok daha avantajlıdır. Diğer taraftan hidrokarbon konusu var. Belki de hidrokarbonlar Kıbrıs’ın ekonomisinin çok büyük bir unsuru olacak ve bu konuyu jeopolitik bir sorunun gölgesinde değil, birarada, işbirliği içinde ileriye götürmek çok daha iyi. Şunu da eklemeliyim. Dünya Ekonomik Forumu’ndaki işim dolayısıyla birçok yatırımcının Kıbrıs’a ilgi duyduğuna tanık oluyorum. Çünkü burası Orta Doğu ve Avrupa ticari faaliyetleri için mükemmel bir konumda. Ancak sadece birleşmesi durumunda. Çünkü şu anda yatırımcılar Kıbrıs’taki siyasi sorun nedeniyle buraya gelmek istemiyorlar. Dolayısıyla, on yıllardır bu çözümsüzlüğü sürdürerek kendiniz için aslında bertaraf edebileceğiniz bir fırsat maliyeti yarattınız. Dediğim gibi, koşullar böyleyken bir de Mustafa Akıncı’nın seçimi gerçekleşti. Akıncı, sorunu çözmeye yönelik çok net bir yaklaşımla geldi. Akıncı ve Anastasiades – iki Limasollu – bu fırsatın değerlendirilmesi gerektiği konusunda hemfikir. Bu aynı şehirden gelen iki bey, geleceğe dair ortak bir vizyona sahip. Bu nedenle iyimser olmaya cesaret edebiliyorum. Bir şey daha var. Son birkaç aydır çok olumlu bir gelişmeye şeye şahit oluyoruz: Diğer tarafın acılarını samimi bir şekilde tanımak. Bu, Kıbrıs’ta en üst düzeyde eksik olan bir şeydi.  Kıbrıslı Türklerin seçilmiş lideri artık 1974’te Kıbrıslı Rumların daha çok acı çektiğini söyleyebiliyor. Diğer taraftan, Ioannis Kasulides aynı şeyi 1960lar için söyleyebiliyor. Bu bana göre tarihi acıları aşmak için zaruri. Evet acılarınız gerçek. Ama tek taraflı değil. Bu acılar ortak. Bunun idrak etmek inanın müzakerelerin spesifik detaylarından çok daha önemli. Ve çok olumlu bir atmosfer yaratıyor.


Mülkiyet konusunda medyada çok farklı haberler çıkıyor. Sadece orijinal mal sahiplerinin mülkiyet hakkının tanınacağı veya mülkiyet komisyonunun halihazırda var olduğu ve çalışmaya başladığı yönünde yorumlar var. Mülkiyet ile ilgili masadaki durum nedir?
Eide: Çıkan bu haberler tamamıyla, düpedüz yanlış. Bariz bir şekilde yanlış. Çok açık bir şekilde söyleyeceğim, şu anda ortada bir mülkiyet komisyonu yok. Çözüm olması durumunda bir mülkiyet komisyonu oluşturma fikri var. Liderlerin geçtiğimiz gün açıklamış olduğu mülkiyet komisyonu, çözüm halinde kurulması öngörülen bir komisyon. Yani bu haber tamamıyla yanlış. Yine liderlerin açıklamasında da ifade edildiği gibi, bireysel mülkiyet hakkı var ve bu hak tanınıyor. Bu mülkiyet hakkı hem mülkün şu anki kullanıcıları, hem de orijinal mülk sahipler için geçerli. Bireysel mülkiyet hakkına riayet edilecek ve bu hakkın teslimi için iade, tazminat veya takas yöntemleri kullanılacak. Mülkiyet hakkının aynı zamanda her iki tarafa da– yani hem şu anki kullanıcıya hem de orijinal mülk sahibine - ait olabileceğini anlamak çok önemli. Bireysel mülkiyet hakkı ille de tek bir tarafta olacak diye bir şey yok. Önemli olan, bireylerin mülkiyet hakkının tanınması – tüm bireylerin ve her iki taraftaki insanların. Herkesin bilmesi gereken şu: Herkesin mülkiyet hakkına saygı gösterilecek ve hak sahipleri için belli kriterlere bağlı olarak çareler üretilecek.

Buna öngörülen mülkiyet komisyonu mu karar verecek?
Eide: Her durum için net kriterler olacak ve bu kriterler ve prensipler anlaşma metninde yer alacak. Tabii ki bu kriterler taraflarca müzakere edilecek. Şu anda birisi çıkar da size ‘kriterler belli’ derse, buna inanmayın çünkü henüz daha kriterlerin müzakere edilmesi aşamasını tamamlamadık. Bu çok büyük bir iş. Ancak kişiler arasında çatışma yaratmadan mülkiyet hakkına riayet etmek mümkün ve biz de bunu başarmaya çalışıyoruz.

Son günlerde ortaya atılan bir diğer iddia, yerleşiklerin Türkiye’ye geri gönderileceği. Herkesi gemilere koyup geri göndermeye mi karar verdiniz?
Eide: Vatandaşlık konusu ve gelecekteki Kıbrıs’ın vatandaşlarının kimler olacağı hala masada olan çok boyutlu bir konudur. Bu konuda sadece şunu söylemek istiyorum: Bizler, 11 Şubat 2014 ortak açıklamasında da yer aldığı üzere, iki-bölgeli, iki-toplumlu ve Avrupa Birliği değerlerini ve prensiplerini temel alan bir federasyon yaratmaya çalışıyoruz. Ve bildiğiniz gibi, insan hakları, bu ilkeler ve değerlerin çok önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla varılacak herhangi bir çözüm, bireyler bağlamında, insan hakları ilkesi ile uyumlu olacak.

Önceki baş müzakereci Kudret Özersay AB’nin sürece daha etkin şekilde dahil olmasının, federasyonun iki-toplumlu ve iki-bölgeli karakterine zarar verebileceğini belirtti. Bu yöndeki endişeler ne kadar haklı?
Eide: Bunu sorduğunuz için teşekkür ederim. Kudret Özersay’ı tanıyorum. Kendisini bir dost olarak görüyorum ve tecrübeli ve bilgili bir kişi olduğunu düşünüyorum. Ancak bu noktada haksızdır. İki-bölgelilik ve iki-toplumluluk şu anki müzakerelerin temelini oluşturan kapsayıcı bir ilkedir. Bu 11 Şubat ortak açıklamasında da çok net şekilde belirtilmektedir, ve hem Kıbrıslı Türkler hem Kıbrıslı Rumlar, hem de BM tarafından çok iyi bilinmekte ve kabul edilmektedir. İki-bölgelilik ve iki-toplumluluk müzakere konusu değildir. Çözümün iki-bölgeli ve iki-toplumlu olacağı net ve kesindir. Dolayısıyla bu endişe yersiz. Çözüm aynı zamanda, yine 11 Şubat ortak açıklamasında belirtildiği gibi Avrupa değerleri ve ilkeleri ile de uyumlu olacak. Ya Avrupa değer ve ilkelerine uyumlu olursunuz ya da iki-toplumlu, iki-bölgeli bir federasyon olursunuz diye bir şey yok. Bu iki kavram birbiri ile uyumsuz, çatışan kavramlar değildir. Ya Avrupalı ya da iki-toplumlu, iki-bölgeli federasyon olmak arasında bir seçim yapılacağı varsayımı yanlıştır. Şu anda iki tarafın ve BM’nin yapmaya çalıştığı, iki-toplumluluk ve iki-bölgeliliğin, sadece çözüm günü değil uzun vadede de geçerli olacağı bir yapı kurmaktır.

Ve Avrupa Komisyonu bu konuda hemfikir mi?
Eide: Birinci nokta: Evet. İkinci nokta: Avrupa Komisyonu müzakere masasında değil.

Evet ama çözümü uyarlaması gerekiyor...
Eide: Kesinlikle. Ancak 11 Şubat açıklamasındaki tüm unsurları gözeten bir çözüm bulacak olanlar BM’nin yardımı ile iki taraftır. Yani İki-toplumluluk, iki-bölgelilik ve Avrupa değer ve ilkelerine uygunluk. Bunu yapmak için de Avrupa Komisyonu’nu bize yardımcı olması için davet ettik. Junker ve Mogherini ziyaretleri AB’nin bu desteği nasıl verebileceği ile ilgiliydi. Ancak müzakereler BM gözetiminde iki taraf arasında yapılmaktadır ve amacımız Avrupa ilkelerine bütünüyle riayet eden iki-bölgeli, iki-toplumlu bir çözüme ulaşmaktır. Altını çizmek istediğim nokta şu: Biz her ikisini de istiyoruz. İkisi arasında bir seçim yapmayacağız. İki toplumluluk ve iki bölgelilik, bir AB devleti olacak yeni federasyonun özellikleridir. Avrupa Komisyonu bize herhangi bir çözüm empoze etmeyecek. Çözümü, hem iki-toplumluluk ve iki-bölgeliliği, hem de Avrupa değerleri ve ilkeleri ile uyumu isteyen Kıbrıslı liderler bulacak. Kıbrıs Türk tarafında kimsenin iki-toplumluluk ve iki-bölgelilikten vazgeçtiği yoktur. Ancak eşit derecede önemli olan şu ki, Kıbrıs Rum tarafında bundan vazgeçilmesini talep eden de yoktur. AB değerleri ve ilkeleri insan hakları, eşit muamele, demokrasi gibi ilkeleri kapsamaktadır. Dolayısıyla, ben Avrupalı bir çözümden bahsettiğimde sadece AB üyesi olan bir devletten değil, gerçek anlamda modern, demokratik, insan haklarına saygılı ve vatandaşlarının diğer AB vatandaşları ile eşit ayrıcalıklara sahip olduğu bir ülkeden bahsediyorum.

Her üç garantör ülke ile temas halinde olduğunuzu biliyorum. Sizce garantiler konusunda, her iki tarafın da endişelerini giderecek ve tüm taraflarca kabul edilebilecek bir formül bulmak mümkün mü?
Eide: Evet ben öyle olduğunu düşünüyorum. Ancak söz veremem, çünkü henüz yolun başındayız. Evet tüm bu ülkelerle temas halindeyim ve bu ülkelerdeki kilit isimlerle görüşüyorum. Ancak anlamamız gerekiyor ki bu konu sürecin ancak son aşamalarında çözülebilir. Askeri varlık veya garanti sistemini değiştirebilmek için her iki toplumun da kendisini güvende hissettiği bir çözüme yakın olduğunu bilmesi gerekiyor. Çünkü bana göre çözümün özü şu olmalı: Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar çözümün sadece şu an için değil 50 yıl sonrası için de en iyi seçenek olduğundan kuşku duymamalı. Kıbrıslı Türkler hissetmeli ki 1960ların veya 15 Temmuz 1974’ün bir daha tekrarlanacağından korkmak için ortada hiçbir sebep yok. Ve Kıbrıslı Rumlar da hissetmeli ki 20 Temmuz 1974’ün bir daha tekrarlanacağından korkmak için hiçbir sebep yok. Ve bu hislerin temelinde askeri bir güvence değil, yeni federasyona duyulan güven ve inanç olmalı. Yeni devlet tüm insanlara bu güveni vermeli. Kıbrıslı Türkler, kimliklerinin hem federal devlet hem de kurucu devletler tarafından korunacağını ve diğer toplumun, bunları, kendilerini bazı haklardan yoksun bırakmak için kullanmayacağını hissetmeliler. Kıbrıslı Rumlar da kendilerini yabancı ordulara açık ve huzursuz hissetmemeliler. Eğer yeni devlet vatandaşlarına böylesi bir inanç ve güven verecek şekilde kurgulanırsa, ki bunun müzakerelerde yapılması gerekiyor, o zaman işin güvenlik boyutunu ele alabiliriz. İnsanlar bana güvenlikle ilgili bir soru sorduklarında askeri bir cevap bekliyorlar. Ama güvenlik hissi çözümün kendisinden kaynaklanmalı. İnsanlar, ordular var diye değil, çözümle yaratılacak yapı sayesinde kendilerini güvende hissetmeli. Ancak böyle bir güvenlik hissinin varlığı askeri konularda değişikliği getirebilir.

Böyle bir noktaya gelebileceğimiz konusunda iyimser olmak için nedenleriniz var mı?

Eide: Evet ben öyle hissediyorum.