Showing posts with label AB. Show all posts
Showing posts with label AB. Show all posts

Sunday, 21 February 2016

Müzakerelerde son düzlük (25 Ocak 2016)

Esra AYGIN

Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak amacıyla, Kıbrıslı Türk Lider Mustafa Akıncı ve Kıbrıslı Rum Lider Nikos Anastasiadis ile ekiplerinin geçtiğimiz Mayıs ayından beridir yürüttükleri müzakerelerde son dönemece girildi.

Yönetim ve güç paylaşımı, ekonomi ve Avrupa Birliği başlıklarını bitirme noktasına getiren taraflar, geçtiğimiz Ekim ayından beridir en zor ve karmaşık konulardan biri olan mülkiyet başlığında yoğun bir çalışma yürüttüler. Gelinen noktada, mülkiyet başlığında çok büyük bir ilerleme sağlandığı ve en çok bir ay içerisinde bu başlığın da tamamlanma noktasına geleceği görülüyor.

İadede “yuva” kriteri
Mülkiyet başlığındaki müzakerelere birbirinden çok farklı pozisyonlarla başlayan taraflar, şu anda mülkiyet sorununun nasıl çözülmesi gerektiği ile ilgili bir anlayış birliği içerisinde. Yapılan görüşmelerde, iade kapsamına girecek mülklerde mülkün boş olması, üzerinde herhangi bir geliştirme yapılmamış olması gibi kriterlerin yanı sıra, iade talep eden kişinin iadesini istediği mülke duygusal bir bağının olması, yani bir dönem o mülkü ‘yuva’ bilmiş olması kriteri de getirildi. Uzmanlar, duygusal bağ kapsamında kuzeydeki malına geri dönüş hakkı kazanabilecek Kıbrıslı Rumların sayısının birkaç bini geçmediği konusunda hemfikir.

İki bölgelilik korunuyor
Çözümle birlikte kurulacak olan Mülkiyet Komisyonu, tüm mülkiyet başvurularını şu anda taraflarca oluşturulan kriterler temelinde çözümlediği gün, Kıbrıs Türk kurucu devletinde nüfus çoğunluğunun Kıbrıslı Türklerde olacağı anlaşma şartları ile kesinlik kazanmış durumda. Kıbrıs Türk kurucu devletinde mülkiyet çoğunluğunun Kıbrıslı Türklerde olması ise, mülk edinme kurallarını düzenleme yetkisini kurucu devletlere bırakarak garanti altına alınıyor. Mülk edinmeden ada içerisinde herhangi bir yerde yaşama hakkında ise bir sınırlama olmayacak.

Türkiye’ye AB üye devleti muamelesi
Bu arada, çözüm olması durumunda Türkiye’nin federal Kıbrıs nezdinde AB üye devleti muamelesi göreceği, ancak vatandaşlık verilmesi durumunda adanın şu anda 4’e 1 olan Yunan-Türk dengesinin korunacağı belirtiliyor.

Finansman kritik
İki tarafın oluşturduğu kriterler çerçevesinde mülkiyet sorununun çoğunlukla tazminatlar yoluyla çözüleceğinin kesinleşmesiyle çözümün finansmanı konusu daha da büyük bir önem kazanmış durumda. Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası uzmanları şu anda mülkiyet sorununun çözümü de dahil, çözümün toplam maliyetinin ne olacağı konusunda detaylı bir inceleme yapıyorlar. Bu incelemenin sonucunda ortaya çıkacak olan rakamın, bağışlar ve uzun vadeli düşük faizli kredilerle karşılanması gerekecek. Bu aşamada artık taraflar açısından en büyük endişe kaynağı, siyasi farklılıklar değil, çözüm için finansman bulunması. Zira yeterli finansmanın bulunamaması durumunda çözüm şartlarının yerine getirilmesi imkansız olacak.

Sırada toprak ve garantiler
Mülkiyet başlığının kapanma noktasına gelmesi için en fazla bir aylık bir süreye ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor. Kıbrıs Türk tarafı, mülkiyet başlığının büyük ölçüde tamamlanmasıyla toprak ve garantiler başlıklarının tercihen yurtdışında birbirleri ile bağlantılı şekilde ele alınmasını istiyor. Ancak Kıbrıs Rum tarafının bu konudaki yaklaşımı farklı. Toprak konusunda belli bir anlayışa varılmadan ve garantiler konusunda Türkiye’den olumlu bir mesaj almadan önce kendisini yurt dışında bir müzakere sürecine angaje etmek istemiyor.

Sürecin bundan sonra nasıl ilerleyeceği, Rum tarafının garantiler konusunda Türkiye’den alacağı sinyal ile çok yakından bağlantılı. Kıbrıslı Rum Lider Anastasiadis’in geçtiğimiz hafta Davos’ta Türkiye’nin garantilerle ilgili nasıl bir tutum içerisinde olduğu ile ilgili doğrudan veya dolaylı bir gösterge almaya çalıştığı, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden vasıtasıyla Ankara’ya yine garantilerle ilgili bazı mesajlar ilettiği ve AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu’nun da İstanbul temaslarının da ana gündem maddesinin garantiler olduğu biliniyor. Kıbrıs Rum tarafının bu kanallar vasıtasıyla Türkiye’den garantilerle ilgili olumlu bir gösterge alması durumunda, toprak başlığında daha rahat ve esnek davranabileceği belirtiliyor.

Aslında, ne Kıbrıs Türk tarafı ne de Kıbrıs Rum tarafı garantiler konusunun müzakereleri tehlikeye sokmasını veya sekteye uğratmasını beklemiyor. Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğinin garanti altına alınmış olduğu ve 1960’a kıyasla yeni federal Kıbrıs’ta çok daha güçlü, eşit ve AB üyesi bir federasyonun iki kurucu devletinden birine sahip bir Kıbrıs Türk varlığının söz konusu olduğu göz önünde bulundurulduğunda, 1960’taki garanti yapısının değişmeden devam etmesi gerçekçi değil. Ancak Kıbrıslı Türk tarafının Türkiye’nin garantörlüğünden tamamıyla vazgeçmesi de beklenmiyor. Bulunabilecek formüller arasında askeri olmayan ve yaptırım ve ambargoları içeren, tek taraflı veya geçici garanti yapıları gibi seçenekler yer alıyor.

Hedef mayısta müzakereleri tamamlamak
Taraflar resmi olarak herhangi bir takvim öngörmeseler de, Mayıs ayına kadar müzakereleri tamamlamayı, yaz aylarını anlaşmanın halka anlatılması, federal yasaların yazılması ve diğer teknik çalışmaların tamamlanmasına ayırmayı ve sonbaharda da referanduma gitmeyi öngörüyor.

AB’ye hazırlık ve sürdürülebilir ekonomi
Diğer taraftan adanın kuzeyinde, Kıbrıs Türk tarafının mevzuat ve kurumlarının AB’ye uyumlaştırılması konusundaki çalışmalar artan bir yoğunlukla devam ediyor. Özellikle Euro’ya geçiş, gümrük kuralları, gıda güvenliği ve hayvan sağlığı konularında çok yoğun bir çalışma yürütülüyor. Aynı zamanda, adada bulunan Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası uzmanları federal Kıbrıs’ın sürdürülebilir bir kamu maliyesi, para politikası ve ekonomiye sahip olması için alınması gereken tedbirler ve atılması gereken adımlar konusunda detaylı bir çalışma yapıyor.


Tuesday, 6 January 2015

Eide: BM'nin varlığı sorgulanıyor (Havadis Gazetesi, 29 Kasım 2014)

BM’nin varlığı sorgulanıyor

Esra Aygın

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide, BM’nin adadaki varlığının çözüme mi yoksa çözümsüzlüğe mi hizmet ettiğinin bazı ülkelerce sorgulanmaya başlandığını söyledi.

Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü PRIO’nun Lefkoşa’da Ara Bölge’de organize ettiği “Avrupa’da Çatışma – Çatışan Avrupa: Avrupa’da ve Çevresinde Çatışmanın Değişen Doğası” temalı konferansa katılan Eide, konuşmasının ardından Havadis gazetesinin sorularını yanıtladı.

Eide, BM Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs ile ilgili tutumunun açık olduğunu, ancak 50 yılın ardından BM’nin Kıbrıs’taki varlığının bazı ülkelerce sorgulanmaya başlandığını söyledi.

Eide sözlerine şöyle devam etti:  “Benim özel danışman olarak görevim taraflara Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesi konusunda yardımcı olmak. Eğer bu değişecekse, bunun kararını BM Güvenlik Konseyi verecektir. Şu anda BM Güvenlik Konseyi’nin tüm Daimi Üyeleri Kıbrıs’ın birleştirilmesi ve BM’nin de buna yardımcı olması konusunda hemfikirdir. Ancak hissiyatım o yöndedir ki, bazı ülkeler, BM’nin Kıbrıs’taki varlığını sorgulamaya başlamıştır. Evet BM Barış Gücü Kıbrıs’ta barışa katkı sağlıyor. Ama kimi çevrelerde ‘acaba BM’nin Kıbrıs’taki varlığı bir taraftan da çözümsüzlüğe hizmet ediyor mu?’ sorusu sorulmaya başlanmıştır. Bu çevreler, BM’nin Kıbrıs’taki varlığının çözümden çok çözümsüzlüğe mi hizmet ettiğinin yeniden gözden geçirilmesini istemektedirler,” dedi.

Karar anı

Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların ne yapmak istediklerine artık karar vermeleri gereken bir noktada olduklarını vurgulayan Eide, birleşme dışındaki alternatiflerin ne olduğu yönündeki soruya, “Bence sadece bir tane iyi alternatif var – o da birleşmek. Bunun dışındaki alternatiflerin ne olduğunu düşünmek size kalıyor” diye karşılık verdi.


Çözümsüzlük siyasi kültür haline geldi

Konferans sırasındaki konuşmasında, bölgede büyük bir kargaşanın yaşandığı bu dönemde Kıbrıs’ta kalıcı bir anlaşmaya varmanın önemine vurgu yapan Eide, “Şu anda Avrupa’ya ve dünyaya hakim olan siyasi koşullar, güvenlik açısından, soğuk savaştan beridir, hatta soğuk savaş da dahil olmak üzere, tarihteki en kötü koşullardır,” dedi.

Eide konuşmasına şöyle devam etti: “İçinden geçtiğimiz günler, Kıbrıs’ta çözümsüzlüğü sürdürmek için özellikle kötü günlerdir. Hemen yanı başınız, Orta Doğu, alevler içerisinde. Yüzbinlerce insan hayatını kaybediyor. Ülkeler yıkılıyor, devletlerin yerini aşiretler alıyor. Kıbrıs’taki ortamın hep böyle çatışmasız ve güvenli kalacağı varsayımında bulunmanız hata olur. Şu anki güvenlik ortamının hep böyle devam edeceğini düşünmeniz hata olur. Olumsuz dinamikler çok hızlı yayılıyor.”

Kıbrıs’ta irade olduğu sürece çözülemeyecek bir sorun olmadığını tekrarlayan Eide, “Buradaki sorun ne kadar toprağın geri verileceği, veya mülkiyetin nasıl düzenleneceği, veya yönetim ve güç-paylaşımının detayları değil. Buradaki sorun, tüm bunları çözecek iradenin olup olmadığıdır” dedi. Kıbrıs’ta siyasi olarak yeterli irade görmediğini söyleyen Eide, Kıbrıs sorununun çözümünün kişisel sancıdan çok toplumsal fayda getireceğinin altını çizerek, tüm Kıbrıslılara çözümle elde edecekleri fırsatları iyi değerlendirmeleri çağrısında bulundu.

Kıbrıs’ta ‘sorunu çözmeme’ olgusunun siyasi kültürün bir parçası haline geldiğini vurgulayan Özel Danışman Eide, “Kıbrıs’taki güvenlik koşullarının hep böyle kalacağını varsayamazsınız. Uluslararası toplumun Kıbrıs ile ilgili bugün olduğu gibi fikir birliği içinde olacağını da varsayamazsınız. Büyük ülkelerin, Kıbrıs sorununu çözmek için bu kadar zaman harcamaya devam edeceğini de varsayamazsınız. Size söylemeye çalıştığım şu: Ne yapmak istediğinize karar verin... Şimdi karar anı. Kıbrıslılar gerçekten bir arada yaşamak istiyorlar mı, yoksa bu işten vazgeçip başka bir yola mı girmek istiyorlar?” dedi.


AB büyük derogasyonları hazmedemez

Derogasyonlar konusuna da değinen Özel Danışman Eide, şu anda AB’nin kendi içerisinde yaşadığı sorunlardan dolayı, artık ciddi derogasyonları hazmetmeye eskiden olduğu kadar hazır olmadığı yönündeki gözlemini paylaştı.

Eide “Kıbrıs’taki bir çözüm durumunda hiç derogasyon olmayacak demiyorum. Bu derogasyonların büyüklüğüne ve kalıcı mı geçici mi olduklarına da bağlı. Ama gözlemlerime göre, AB kendi içerisindeki sorunlardan dolayı derogasyonlar konusunda eskisinden çok daha isteksiz. Şu çok açık ki, kişilerin başka bir yere taşınmasına veya başka bir yerde mülk edinmesine engel olacak derogasyonlar içeren bir çözüm kesinlikle mümkün değil. Bu AB’ye temel oluşturan ilkelere aykırı” dedi.





Saturday, 1 November 2014

Almanya Devlet Bakanı Michael Roth ile Röportaj (Havadis Gazetesi, 15 Eylül 2014)


Roth: Çözümün Tam Zamanı

Almanya ’nın Avrupa Birliği’nden sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth, 17-19 Eylül tarihlerinde Kıbrıs’a gerçekleştireceği ziyaret öncesinde Kıbrıs yazılı basınından sadece Havadis’ten Esra Aygın’ın sorularını yanıtladı.

Kıbrıs’ta siyasi eşitliğe dayalı, iki-bölgeli, iki-toplumlu federal bir çözüme ulaşmanın önemine vurgu yapan Bakan Roth, hem Kıbrıs Türk tarafına, hem de Kıbrıs Rum tarafına müzakerelerin başarı ile sonuçlanması için çok çalışmaya devam etmeleri çağrısında bulundu.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin adada yapmış olduğu ilk temasların çözüm umutlarını yeniden yeşerttiğini belirten Roth, “Şu an çözümün tam zamanıdır, dedi. Alman Bakan, ayrıca, Doğu Akdeniz’deki doğal gaz potansiyelinin hem Kıbrıs, hem de bölgenin tamamı için büyük siyasi ve ekonomik fırsatlar yaratabileceğine dikkat çekti.

Türkiye-AB ilişkileri ile ilgili bir soruyu da cevaplayan Roth, Birliğin, Türkiye ile ilişkilerini daha da yoğunlaştırması gerektiğine vurgu yaparak, “Türkiye’de son zamanlarda yaşanan endişe verici gelişmeler gözönünde bulundurulduğunda, demokrasi, hukukun üstünlüğü, dini özgürlükler, düşünce özgürlüğü ve basın özgürlüğü gibi konular Türkiye ile üyelik müzakerelerinin ana odağı haline getirilmelidir” dedi.

İşte Almanya ’nın Avrupa Birliği’nden sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth’un Havadis’in sorularına verdiği yanıtlar:

Kıbrıs’taki bölünme AB için sürekli bir baş ağrısı. Kıbrıs sorununa iki-bölgeli, iki- toplumlu federal bir çözüm bulmanın mümkün olduğunu düşünüyor musunuz? Müzakerelerin bir çözümle sonuçlanacağı konusunda umutlu musunuz?
Bakan Roth: Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmayı amaçlayan müzakerelerin yeniden başlamış olması çok olumlu. Her iki tarafa da, bu müzakerelerin başarılı bir sonuca ulaşabilmesi için çok çalışmaya devam etmeleri çağrısında bulunuyoruz. Ortak Açıklama “siyasi eşitliğe dayalı, iki-toplumlu, iki-bölgeli bir federasyon”a atıf yapmaktadır. Karşılıklı olarak kabul edilebilir bir anlaşmanın modeli budur. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin burada yaptığı ilk temaslar, bu sorunun çözülebileceği konusunda bizi yeniden umutlandırmıştır. Şu an çözümün tam zamanıdır!

Rusya ile Ukrayna konusunda yaşanan son kriz, bir kez daha Avrupa’nın alternatif enerji kaynaklarına olan ihtiyacını gözler önüne serdi. Kıbrıs’ın Avrupa için alternatif bir doğalgaz kaynağı veya güzergahı olarak rol oynayabileceğini düşünüyor musunuz?
Bakan Roth: En ucuz enerji, tüketmediğimiz enerjidir. Temiz, güvenli ve ekonomik olarak makul enerji temini için enerji verimliliğinin yanı sıra, mümkün olan en geniş tedarik yelpazesi, tedarik güzergahı ve enerji kaynağı çeşitliliği hayati önem taşımaktadır. Dolayısıyla, alternatif gaz kaynakları bulmak, enerji kaynağımızın kesintiye uğraması tehlikesine karşı bizi dayanıklı kılar. Doğu Akdeniz’deki doğal gaz potansiyeli, hayata geçirilmesi durumunda, hem Kıbrıs hem de bölgenin tamamı için büyük siyasi ve ekonomik fırsatlar yaratabilir. Ancak, Kıbrıs için, rüzgar ve güneş enerjisinin de çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Euro Bölgesi’nde yaşanan son ekonomik krizin ele alınış şekli, Kıbrıs’ta büyük bir AB ve özellikle de Almanya karşıtlığına neden oldu. Almanya-Kıbrıs ilişkileri şu anda ne durumda?
Bakan Roth: Yaptığım birçok görüşmede edindiğim izlenim, Almanya-Kıbrıs ilişkilerinin mükemmel olduğu yönündedir. Bu ilişkileri küçümsememeliyiz. Örneğin, Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis’in Mayıs ayında Berlin ve Hamburg’a yaptığı ziyaretler çok önemliydi. Ben, Kıbrıs ziyaretim sırasında, resmi görüşmelerimin yanı sıra, Kıbrıs’taki gençlerle görüşmeyi çok istiyorum. Onlardan, insanların günlük hayatlarını etkileyen sorun ve konuları öğrenmek istiyorum. Tabii, buna gençler arasındaki işsizlik ve göç de dahil. Bu ziyaretin ötesinde de, Kıbrıs ve Almanya arasındaki işbirliğini geliştirmek için çalışmaya devam etmeye niyetliyim.

Siz Türkiye’de son zamanlarda yaşanan olumsuz gelişmelere rağmen, Türkiye’nin AB üyeliğini güçlü şekilde desteklemeye devam ediyorsunuz. Özgürlükler, hukukun üstünlüğü ve demokrasi alanında yapılması gereken bu kadar çok şey varken Türkiye’nin hala AB içerisinde bir geleceği olduğunu düşünüyor musunuz? Türkiye’nin giderek AB’den uzaklaştığı gerçeğini gözönünde bulundurarak, AB’nin de Türkiye’ye yaklaşımında hatalar yaptığı görüşüne katılıyor mısınız?
Bakan Roth: Katılım süreci çerçevesinde AB ile Türkiye arasındaki ilişkileri daha da yoğunlaştırmamız gerektiğini düşünüyorum. Her iki tarafın da bundan fayda sağlayacağına eminim. Demokrasi, hukukun üstünlüğü, dini özgürlükler, düşünce özgürlüğü ve basın özgürlüğü gibi ortak Avrupa değerlerinin teminat altına alınması AB’ye katılım için hayati önkoşullardır. Türkiye’de son zamanlarda yaşanan endişe verici gelişmeler gözönünde bulundurulduğunda, bu konular müzakerelerin ana odağı haline getirilmelidir. Seçimlerin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ve daha sonra da Başbakan Davutoğlu’nun söyledikleri, Türkiye’nin AB ile ciddi bir müzakere sürecine girme isteğinin altını çizmiştir.

Bazı gözlemciler, yaşanmakta olan ve Avrupa Birliği içerisindeki dayanışma ruhu ve güveni de derinden sarsan son ekonomik krizin Birliğin sonunu getireceği yorumunu yapmaktadırlar. Sizce AB bu krizi altatıp hem mali hem de sosyal olarak yeniden güçlü bir yapıya kavuşabilecek mi?
Bakan Roth: Krizin başladığı günden bu yana, Avrupa’da ekonomik açıdan kayda değer bazı ilerlemeler sağladık. Euro Bölgesi’ndeki borç düzeyi yarıya düştü. Kendi başına bu krizi atlatamayan devletlerle dayanışma içerisinde olduk. Bu ülkeler, genelde vatandaşları için çok sancılı süreçlere yol açan çok büyük reformlara gittiler. Tüm bunların olumlu sonuçlarını görmeye başlayacağız. Ancak reformların etkisini gösterebilmesi için belli bir zamana ihtiyaç vardır. Kaydedilen tüm ilerlemeye rağmen, Avrupa’daki endişe verici ve bir türlü düşmeyen işsizlik oranlarının da gösterdiği gibi, elde ettiğimiz iyileşme kesinlikle yeterli değildir. Bu nedenle, büyüme, istihdam ve herşeyin ötesinde Avrupa içerisinde sosyal bütünlük ve dayanışma için çok daha fazla çaba sarfetmemiz gerekmektedir. Diğer AB üye devletleri ile ve yeni Avrupa Komisyonu ile birlikte bunu başarmak için çalışıyoruz.