Showing posts with label toprak. Show all posts
Showing posts with label toprak. Show all posts

Tuesday, 6 December 2016

TOPRAKTA BÜYÜK UZLAŞI

KİMSE YERİNDEN EDİLMEYECEK: Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları, toprak düzenlemelerine tabi olacak bölgelerle ilgili olarak, kimsenin isteği dışında yerinden edilmemesi konusunda ortak anlayışa sahip

ÖZEL DÜZENLEMELER: Özel birtakım düzenlemeler, Kıbrıs Rum kurucu devletine iade edilmesi muhtemel bir bölgede yaşayan Kıbrıslı Türklerin orada kalmasını mümkün kılarken 1974 öncesinde orada yaşayan Kıbrıslı Rumların bölgeye dönmesine izin verecek

ÖZEL HAKLAR: Kıbrıs Türk yönetimi altında yaşayacak Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıs Rum yönetimi altında yaşayacak Kıbrıslı Türklerin eğitim, kültür, din ve siyasi konularda özel hak ve ayrıcalıkları olacak

Esra Aygın

Kıbrıs sorununu çözmek için 19 aydır yürütülen müzakerelerde birçok başlığı geride bırakan ve toprak ile ilgili konuları görüşmeye başlayan Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları, toprak düzenlemelerine tabi olacak bölgelerde kimsenin isteği dışında yerinden edilmemesi konusunda ortak bir anlayışa sahip.

Müzakerelere yakın kaynaklardan edinilen bilgilere göre, şu anda herhangi bir yer adı telaffuz edilmeden fikir bazında tartışılan birtakım çözümler, toprak düzenlemelerine tabi olacak yerlerde kalmak isteyenlerin kalmasına imkan sağlarken, 1974’ten önce orada yaşayanların da, istemeleri halinde söz konusu yerlere dönmesine olanak veriyor.

Buna göre, Kıbrıs Rum kurucu devletine iade edilmesi muhtemel bir bölgede yaşayan Kıbrıslı Türklerin istemeleri halinde orada kalması, 1974 öncesinde orada yaşayan Kıbrıslı Rumların ise istemeleri halinde bölgeye dönmesine izin verecek özel düzenlemeler üzerinde duruluyor.

Konu ile ilgili bilgilerine başvurulan bir kaynak, “Kişilerin istedikleri yerde yaşama hakları gibi, yaşadıkları yerde kalma hakları da ellerinden alınamaz bir haktır. Bu zamanda toprak düzenlemesine tabi olacak bölgelerdeki insanların topluca yerlerinden edilmesi veya zorla başka yerlere yerleştirilmesi düşünülemez” dedi.

Aynı kaynaklara göre, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları, Kıbrıs Türk yönetimi altında yaşayacak Kıbrıslı Rumların, ve Kıbrıs Rum yönetimi altında yaşayacak Kıbrıslı Türklerin özel haklara ve ayrıcalıklara sahip olmasını sağlayacak ‘özel statülü bölgeler’ oluşturulması konusunda da fikir birliği içerisinde.

Özel statülü bölgelerin oluşturulması, pratikte, toprak düzenlemeleri sonucunda Kıbrıs Rum kurucu devletine iade edilecek yerlerde kalmayı tercih eden Kıbrıslı Türklere, veya Kıbrıs Türk kurucu devletinde olacak alanlara dönmeyi tercih eden Kıbrıslı Rumlara – yani bulunduğu kurucu devlette sayısal olarak azınlıkta olacak kişilere - eğitim, kültür, din ve siyasi konularda özel birtakım haklar ve ayrıcalıklar verilmesi anlamına geliyor.


Rum göçmenlerin beşte biri kuzeye dönmek istiyor

On sekiz yaş üzeri 1,605 Kıbrıslı Rum arasında 29 Şubat - 22 Mart tarihlerinde yapılan “Yerinden Edilmiş Kişilerin Geriye Dönüş ve Mallarını Geri Almak Konusundaki Görüşleri” isimli araştırmaya göre, Kıbrıslı Rum göçmenlerin veya göçmen çocuklarının sadece beşte biri Kıbrıs Türk kurucu devletinde kalacak mallarına dönmeye istekli. Mallarının Kıbrıs Rum kurucu devletine verilecek bölgelerde olması durumunda ise mallarına dönmek isteyenlerin oranı beşte üç.
Araştırma ile ilgili detaylı haber: http://esraaygin.blogspot.com.cy/2016/11/rum-gocmenlerin-beste-biri-kuzeye.html

Monday, 28 November 2016

Mont Pelerin’in ardından...


 Esra Aygın

Çöken Mont Pelerin zirvesinden sonra birçok şey yazıldı ve söylendi. Kim haklı kim haksız, kim suçlu, kim suçsuz tartışmasına, magazin tadında bol aksiyonlu, gözyaşlı perde gerisi hikayelere hiç girmeyeceğim. Çünkü her hikayenin en az iki tarafı olduğunu ve hiç bir zaman tek bir tarafın mutlak haklı ve iyi, veya mutlak haksız ve kötü olmadığını biliyorum. Bu nedenle sadece tarafların pozisyonunu ve bu pozisyonun arkasındaki mantığı aktarmaya çalışacağım.

Bildiğim bir şey daha var... O da, Mont Pelerin zirvesinin ardından yapılan resmi ve gayrı-resmi açıklamaların ve karşı tarafı suçlama oyununun, çözüm sürecine masadaki tıkanıklıktan daha büyük zarar vermiş olduğudur... Kuzeyde açıktan, güneyde daha çok el altından devam eden bu sorumluluk ve suç yükleme oyunu toplumların birbirine ve çözüme olan güvenini büyük oranda sarstı ve sarsmaya da devam ediyor.

Oysa çözüm sürecinin temeli toplumlardır ve toplumların desteği olmadan çözüm yapılamaz, yapılsa da yaşatılamaz. Maalesef, şu anda çözümün temeli büyük bir hızla çöküyor. Eğer hedef hala çözümse, liderlerin bir görevi de, müzakere masasında ne yaşanırsa yaşansın, halkı buna hazırlamaya devam etmektir.

Sorun Kıbrıs’ta başladı, İsviçre’ye taşındı, geri getirildi

Mont Pelerin’e gelince... Yaşanan sorunun temelinde, Toprak başlığının Garantiler başlığı ile bağlantılı mı yoksa ayrı mı ele alınacağı ile ilgili anlaşmazlık yatıyor. Bu anlaşmazlık 27 Ekim akşamı Lefkoşa’da liderler arasında beş saat süren gergin görüşmenin konusuydu ve orada aşılamayıp sadece ertelenmişti.

Kıbrıs Türk tarafı 11 Şubat ortak açıklamasında da belirtildiği gibi Toprak ve Garantiler başlığı da dahil, tüm konuların birbiri ile bağlantılı görüşülmesini talep ediyor, çünkü Rum tarafının Garantiler konusundaki pozisyonunu görmeden Toprak konusunda herhangi bir taahhüt altına girmek istemiyor.

Kıbrıs Rum tarafı ise Garantilerin sürecin en sonunda, tüm diğer konularda bir uzlaşmaya varıldıktan sonra ele alınması konusunda ısrarcı. Bu yaklaşımın arkasında çok büyük ihtimalle, Toprak ve Garanti konularını birbirinden tamamıyla ayrı tutarak Kıbrıs Türk tarafının her iki konuda da esnemesini sağlamak var. Çünkü Toprak ve Garantiler paralel şekilde ele alınırsa olası sonuç, bir konuda bir tarafın, diğer konuda da diğer tarafın esnemesi olacaktır.

Rum tarafı son günlerde yaptığı açıklamalarla da beşli konferansta sadece Garantiler konusunun ele alınmasını istediğini ortaya koydu. Çünkü güçlü bir Türkiye’ye karşı zayıf bir Yunanistan’ın olacağı beşli konferansta her konuda baskı altına alınabileceğinden endişe ediyor.

Sonuç olarak, İsviçre’de Garantiler konusu tatmin edici bir şekilde ele alınamadığı için Kıbrıs Türk tarafının da Toprak konusunu orada bitirmesi mümkün olmadı.

Yine de Kasım başındaki ilk Mont Pelerin zirvesinde Akıncı’nın liderlik göstererek yaptığı bazı açılımlar, tarafları toprak kriterlerinde anlaşmaya çok yakınlaştırmıştı. İki lider geçtiğimiz Pazar günü Mont Pelerin’de bir araya geldiklerinde toprak kriterlerinde anlaşmaya varacaklarına dair büyük bir beklenti ve umut vardı. Hatta zirve başlamadan görüştüğüm müzakerelere yakın diplomatik bir kaynak “Toprak kriterlerinde anlaşmaya varamamaları neredeyse ihtimal dışı. Bu anlaşma Akıncı’nın açılımları sayesinde geçtiğimiz Cuma da sağlanabilirdi” demişti.

Tarafların üzerinde anlaşması gereken Toprak kriterleri üç maddeden oluşuyor: Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum kurucu devletlerinin toplam alan içerisindeki yüzdelikleri, toprak düzenlemesine tabii olacak yerlere dönecek Kıbrıslı Rum göçmenlerin sayısı, ve sahil şeridinin toplam alanı.

Taraflar Akıncı’nın yaptığı açılım ile ilk kriter için %28,2-%29,2 aralığında anlaşırken, toprak düzenlemesine tabii olacak yerlere dönecek olan Kıbrıslı Rum göçmen sayısında tıkandılar. Kıbrıs Rum tarafı 78,000-92,000 aralığında ısrar ederken Kıbrıs Türk tarafı alt sınır için 55,000 ile başladı ve bu rakamı 65,000’e kadar çıkardı.

Rakamların özünde Omorfo var

Kıbrıs Rum kurucu devletine iade edilecek yerlere dönecek Kıbrıslı Rum göçmenlerin sayısı, aslında geri verilecek yerlerin kodu. Dönecek göçmen sayısı ne kadar yüksek olursa, o kadar çok yerleşim yerinin (ör. Omorfo) iade edilmesi söz konusu olur. Dolayısıyla, tarafların üzerinde anlaşamadığı bu rakam, temelde Omorfo’nun geri verilip verilmeyeceğinin göstergesi. Rakamın 70 binlerin üzerinde olması Omorfo’nun verilmesi ihtimalini çok yükseltiyor. Kıbrıs Türk tarafı, Rum tarafının Garantiler ile ilgili pozisyonunu görmeden – ki bu da beşli konferansa kalmış görünüyor – elindeki en büyük müzakere kartı olan Omorfo ile ilgili bir taahhüt altına girmek istemiyor. Bu, Akıncı’nın da dediği gibi Kıbrıs Türk tarafının beşli konferansa hiçbir müzakere gücü olmadan gitmesi anlamına geliyor.

Diğer taraftan, Kıbrıs Rum tarafı, bugüne kadar devam eden müzakerelerde ‘alan’ tarafın Kıbrıs Türk tarafı olduğunu, Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığı altında Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitlikleri adına birçok kazanım elde ettiğini, yönetimde eşit ortak olmalarının temin edildiğini ve tüm KKTC vatandaşlarının federal Kıbrıs vatandaşı olmalarının kabul edildiğini, buna karşın Kıbrıslı Rumların ‘alacağı’ başlıklar olan Mülkiyet ve Toprakta henüz ellerinde kamuoyuna sunacak somut bir şeyleri olmadığını söylüyor. Kıbrıslı Rum Lider Nikos Anastasiadis, elinde Omorfo gibi somut bir kazanım olmadan beşli konferansa gitmeyi, yani sürecin son aşamasına geçmeyi kamuoyuna meşru gösteremeyeceğini düşünüyor.

Bütünlüklü olarak bakıldığında, Kıbrıs müzakerelerinde 1975’ten beri formül, toprak karşılığında siyasi eşitlik ve güç paylaşımıdır. Yönetimdeki hakkımız, siyasi eşitliğimiz, uluslararası tanınmışlık ve uluslararası hukuka dahil olmak karşılığında Akıncı’nın da dediği gibi, verebileceğimiz tek şey topraktır. Dolayısıyla, bana göre sorun toprak iadesinde değil bunun zamanlamasındadır.

Mont Pelerin tıkanıklığının ardından her iki taraf da çözüm sürecini devam ettirme isteklerini ortaya koydular. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide sürecin nasıl devam edebileceğini araştırmak için dün akşam adaya geldi. Çok büyük ihtimalle yakın bir zamanda müzakere masasının yeniden kurulduğuna ve tarafların yeniden masaya oturduklarına şahit olacağız. Ve yine çok büyük ihtimalle sürecin en zor olacağı bilinen son aşamalarında müzakerelerde yine gergin anlar, hayal kırıklıkları hatta kırılmalar yaşanacak.

Önemli olan, federal Kıbrıs hedefine bu kadar yaklaşmış olan iki liderin büyük resme odaklanması, her esinti ile savrulmaması, toplumlarını çözüme, barışa ve karşılıklı diyaloğa teşvik etmeye devam etmesidir. Zira Kıbrıs için bundan başka alternatif yoktur. 



Kıbrıslı Rum göçmenlerin çözüm durumunda mallarına geri dönmek konusundaki niyetlerini belirlemek amacıyla yapılan araştırma ile ilgili haber: http://esraaygin.blogspot.com.cy/2016/11/rum-gocmenlerin-beste-biri-kuzeye.html



Sunday, 27 November 2016

Kriz ertelenmiş olabilir, ancak çözülmedi


Esra Aygın 
28 Ekim 2016

Kıbrıslı Türk Lider Mustafa Akıncı ve Kıbrıslı Rum Lider Nikos Anastasiadis Çarşamba akşamki beş saatlik görüşmede İsviçre toplantısını neredeyse riske atan anlaşmazlığı çözmek yerine sadece krizi ertelediler.

Kıbrıs Türk tarafı İsviçre’de Güvenlik ve Garantiler de dahil tüm konuların masada olmasını, ve artık tarafların tüm açıkta kalan konulardaki durumu görerek hangi noktalarda ne kadar esneyebileceklerine karar vermelerini istiyor. Bu çerçevede, Kıbrıs Türk tarafı Türkiye ve Yunanistan’dan da üst düzey temsilcilerin İsviçre’de olmasını ve geri planda gayrıresmi olarak Güvenlik ve Garantilerle ilgili pozisyonlarını biraz daha olgunlaştırmalarını talep etti.
Kıbrıslı Türk lider Mustafa Akıncı, Çarşamba günü Radyo Havadis’e yaptığı açıklamada bu yaklaşımın arkasındaki mantığı açıkça ortaya koydu. Akıncı 11 Şubat ortak anlaşmasında da belirtildiği gibi tüm konuların birbiri ile bağlantılı olduğunu, eğer 2016 hedefine ulaşılacaksa artık tüm konuların görüşülmesi gerektiğini söyledi. Akıncı, “Rum tarafı dönüşümlü başkanlığı kabul etmiyor. Ya kabul etmeyecek, ki bu çözüm olmayacak demektir, veya kabul etmek için başka şeyler görmeyi bekliyor. Bir tarafın bazı önemli konuları cebinde tutup başka konuları görmeyi beklediği gibi, Kıbrıs Türk tarafı da Toprak için Garantilerde veya Yönetimde ne olacağını görmek isteyebilir. Diğer konuları gözleyerek hareket edecek, bunu istemesi de normal,” dedi.

Kıbrıs Rum tarafı ise, Güvenlik ve Garantilerin sürecin en sonunda, tüm diğer konularda bir uzlaşmaya varıldıktan sonra ele alınması konusunda ısrarcı oldu.

Bu yaklaşımın arkasında çok büyük ihtimalle Toprak ve Garanti konularını birbirinden tamamıyla ayrı tutarak Kıbrıs Türk tarafını her iki konuda da esnemeye zorlamaplanı var. Çünkü Toprak ve Garantiler paralel şekilde ele alınırsa olası sonuç, bir konuda bir tarafın diğer konuda da diğer tarafın esnemesi olacaktır.

Müzakerelerin bundan sonraki aşamasının nasıl ele alınacağı ile ilgili bu fikir ayrılığı Çarşamba akşamı beş saat süren gergin görüşmede de aşılamamış olsa gerek ki, kriz, yapılan muğlak ve her yöne çekilebilecek bir açıklama ile ertelendi.

Birleşmiş Milletler sözcüsünün görüşme sonrası yaptığı açıklamada, “İsviçre’deki toplantı, toprak başlığı ve çözümlenmemiş diğer tüm konulara, birbiriyle bağlantılı şekilde odaklanacaktır” denildi.

Daha önce de yazmış olduğum gibi,mevcut müzakere yöntemi artık tüketilmiştir.
Geriye kalan ve henüz üzerinde uzlaşmaya varılmamış dönüşümlü başkanlık, duygusal bağ kapsamında kimlerin mülklerine geri dönebileceği, ve Toprak ve Güvenlik ve Garantiler gibi konular, tarafların son ‘al-ver’de bağlayacakları konulardır. Dolayısıyla, eğer taraflar çözüm konusunda samimi iseler, artık tüm bu konuları birlikte ele alıp sonuca yürümek zorundadırlar. Bu konulardan bir tanesini ayırıp al-ver’in dışında tutmak maalesef Kıbrıs Rum tarafının çözüm iradesini sorgulamama neden olan bir tutumdur.

Eğer Rum tarafı tutumunu değiştirip İsviçre’de Güvenlik ve Garantileri de çoklu konferansın altyapısını hazırlayacak şekilde ele almayı kabul etmezse Kıbrıs Türk tarafı Toprak konusunu sadece kriterler üzerinde bir tartışma ile sınırlı tutacak ve masaya harita, köy adı veya yüzdeliklerin gelmesine izin vermeyecek.


Bu da İsviçre toplantısını havanda su dövmekten öteye gitmeyen bir zaman kaybına dönüştürecek.

Sunday, 20 November 2016

Toprakta kritik zirve bugün başlıyor


 Hedef kriterlerde uzlaşma ve tarih... Aksi sürecin çökmesi anlamına gelebilir

İnsanların yerlerinden edilmesi söz konusu değil... Özel statülü bölgeler ve federal alanlar gündemde...  

Rum tarafı beşli konferansa çok fazla konu ile gitmek istemiyor, ancak sadece garantilerin görüşülmesi de söz konusu değil


ESRA AYGIN - Mont Pelerin 


Hedef kriterlerde uzlaşma ve tarih... Aksi sürecin çökmesi anlamına gelebilir

Bir haftalık bir aranın ardından, Kıbrıslı Türk lider Mustafa Akıncı ve Kıbrıslı Rum lider Nikos Anastasiadis bugün İsviçre’nin Mont Pelerin kasabasında toprak başlığını konuşmak için yeniden bir araya geliyor.

Yerel saatle sabah 9’da başlayacak olan görüşme, geçtiğimiz Cuma akşamı gerçekleştirilen ve Anastasiadis’in talebi üzerine bir hafta ara verilen toplantının devamı niteliğinde olacak. İki gün sürecek zirvede hedef, toprak kriterlerinde nihai bir anlaşmaya vararak bunları haritaya yansıtmak ve sürecin son aşaması olan çoklu konferans için tarih belirlemek.

Müzakerelere yakın diplomatik bir kaynak, Akıncı’nın geçtiğimiz hafta Mont Pelerin’de gerçekleştirilen görüşmenin son saatlerinde büyük bir açılım yaparak Annan Planı’ndaki toprak oranlarını görüşmeye hazır olduğunu belirtmesi ile tarafların toprak kriterlerinde uzlaşmaya çok yakınlaştığını belirtti.

Kaynak, “Kriterlerde anlaşmamak için hiçbir neden yok. Hatta bu anlaşma geçtiğimiz Cuma akşamı bile sağlanabilir ve çoklu konferans tarihi belirlenebilirdi. Kıbrıslı Türk lider çoklu konferansın tarihinin belirlenmesinin önünü açtı” diye konuştu.

Kaynağa göre, taraflar buna rağmen bu iki gün içerisinde toprak kriterleri ve çoklu konferans tarihi üzerinde uzlaşmaya varamazsa müzakere süreci çökme veya en iyi ihtimalle çok ağır yara alma riski ile karşı karşıya.


İnsanların yerlerinden edilmesi söz konusu değil

Kıbrıs müzakereleri tarihinde tarafların ilk kez haritalarla masaya geleceklerini, haritaların bugüne kadar hep başkaları tarafından sunulduğunu vurgulayan diplomatik kaynak, toprak düzenlemeleri ile ilgili kamuoyunda büyük bir kafa karışıklığının yaşandığını belirtti. 

Toprak düzenlemeleri sonucunda insanların kendi istekleri dışında yerlerinden edilmelerinin söz konusu olmayacağının, herkesin yaşadığı bölgede kalma hakkının elinden alınamaz bir hak olduğunun altını çizen kaynak şöyle konuştu:

“Toprak düzenlemeleri sonucunda Kıbrıs Rum tarafına iade edilecek bölgelerde yaşayan Kıbrıslı Türklerin yerlerinden edilmeleri söz konusu değildir. Bu zamanda, bu yüzyılda insanları topluca yerinden etme veya zorla başka yerlere yerleştirme gibi şeyler düşünülemez.”

Özel statülü bölge ve federal alanlar gündemde

Kaynak, bununla beraber, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarının, belli yerlerde özel statülü bölgelerin veya federal alanların oluşturulması konusunda da benzer anlayışlara sahip olduğunu belirtti.

Özel statülü bölgelerin oluşturulması, pratikte, toprak düzenlemeleri sonucunda Kıbrıs Rum kurucu devletine iade edilecek yerlerde kalmayı tercih eden Kıbrıslı Türklere veya Kıbrıs Türk kurucu devletinde olacak alanlara dönmeyi tercih eden Kıbrıslı Rumlara – yani bulunduğu kurucu devlette sayısal olarak azınlıkta olacak kişilere - eğitim, kültür, din ve siyasi konularda özel birtakım haklar ve ayrıcalıklar verilmesi anlamına geliyor.

Benzer şekilde, özel hakların ve farklı bir mülkiyet rejiminin geçerli olabileceği federal yasalarla düzenlenecek federal alanların oluşturulması fikri de masada.


Rum tarafı beşli konferansa çok fazla konu ile gitmek istemiyor, ancak sadece garantilerin görüşülmesi de söz konusu değil

Öte yandan, Rum müzakere heyetine yakın bir kaynak, masada açık kalmış birçok konu olduğunu, bunların çoklu konferansa gitmeden önce mutlaka kapatılması gerektiğini, çoklu konferansa dair dile getirilen çekincelerin bununla alakalı olduğunu vurguladı.

Geçtiğimiz günlerde Rum sözcü Nikos Hristodulidis tarafından yapılan ve Kıbrıs Türk müzakere heyetinde tedirginlik yaratan “Toprakta anlaşılsa bile beşli konferansa gideceğimiz kesin değildir” şeklindeki açıklamanın da bu anlamda yapıldığını belirten kaynak, “Çoklu konferansa toprak da dahil olmak üzere, üzerinde anlaşılmamış çok sayıda konu ile gidilmesi başarısızlığa davetiye çıkarır” diye konuştu.

Ancak kaynak, çoklu konferansa sadece güvenlik ve garantilerin götürülmesi  gibi bir talebin de söz konusu olmadığını söyledi.

Diplomatik kaynaklar ise, açık konuların birçoğunun, tarafların çoklu konferans tarihinde anlaşıp Kıbrıs’a döndükten sonra hızla kapatabilecekleri konular olduğunu belirtiyorlar ve çoklu konferansa güvenlik ve garantilerin yanı sıra, dönüşümlü başkanlık, mülkiyetin bazı unsurları ve toprağın nihai hali gibi büyük ve önemli konuların kalabileceğini söylüyorlar.

Kaynaklar, bugün başlayacak iki günlük kritik zirvede tarafların toprak kriterlerinde anlaşmaya varması ve çoklu konferans tarihini belirlemesi durumunda, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Alexis Tsipras arasında garantilerle ilgili bir diyalog sürecinin resmi olarak başlaması gerekeceğinin de altını çiziyorlar.






Sunday, 21 February 2016

Eide: UYGULAMA MASADA (12 Şubat 2016)

ÇÖZÜMÜN UYGULANMASI GÖRÜŞÜLÜYOR: Eide, hangi zaman diliminde hangi adımların atılacağı da dahil çözümün uygulanması konusunun görüşülmeye başlandığını söyledi. Müzakere sürecinin nihai aşamasına gelindiğinde ve gerçekten siyaseten zor konular aşıldığında, geriye kalan diğer herşey ile ilgili çerçevemizin hazır ve planlanmış olmasını sağlamak istiyoruz..”

GARANTİLERDE YOĞUN DİPLOMASİ: Güvenlik ve garantiler ile ilgili perde gerisinde yoğun bir diplomasi yaşanıyor. “Atina, Ankara, Londra’nın yanı sıra, Güvenlik Konseyi ve diğer ilgili taraflar, ve tabii iki taraf ile güvenlik ve garantiler ile ilgili devamlı temas halindeyiz ve nihai aşamanın hazırlıklarını yapmaya çalışıyoruz.”

IMF VE DÜNYA BANKASI BURADA: Eide, uzun vadede çözümün kendi kendisini finanse edeceğini, ancak ilk aşamada gereken finansman ile ilgili ise iki tür uluslararası devlet desteğinden ve uluslararası yatırımlardan kapsayan bir paket hazırlığı içerisinde olduklarını aktardı. “IMF, Dünya Bankası ve Komisyondan ayrı ayrı heyetler neredeyse her hafta Kıbrıs’ta çalışma yapıyor.”

Esra AYGIN

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide,
Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak için yürütülmekte olan müzakerelerde, tarafların, hangi zaman diliminde hangi adımların atılacağı da dahil çözümün uygulanması ve birleşik Kıbrıs’ın anayasası için hazırlıkları görüştüğünü söyledi.

Havadis gazetesine özel bir röportaj veren Eide, “Müzakere sürecinin nihai aşamasına gelindiğinde ve gerçekten siyaseten zor konular aşıldığında geriye kalan diğer her şey ile ilgili çerçevemiz hazır ve planlanmış olsun istiyoruz,” dedi.

Güvenlik ve garantiler ile ilgili perde gerisinde yoğun bir diplomasi yaşandığını ve Atina, Ankara ve Londra’nın yanı sıra Güvenlik Konseyi gibi diğer ilgili taraflarla da konunun istişare edildiğini belirten Eide, hem sürecin olumlu seyri, hem taraflar arasındaki güven, hem de garantörlerin olumlu tavrı nedeniyle garantilerin aşılması çok zor bir konu olmasını beklemediğini söyledi.

Özel Danışman Eide, uzun vadede çözümün kendi kendisini finanse edeceğini, ancak, ilk aşamada gereken finansman ile ilgili iki tür uluslararası devlet desteğini ve uluslararası yatırımları kapsayan bir paket hazırlığı içerisinde olduklarını aktardı. Uluslararası Para Fonu IMF, Dünya Bankası ve AB Komisyonu’ndan ayrı ayrı heyetlerin neredeyse her hafta Kıbrıs’ta bulunduğunu ve kuzeyin Euro’ya geçişi, bankacılık sektörü, sürdürülebilirlik, borçlar, emeklilik sistemi gibi tüm ekonomik boyutlarda çalışmalar yaptıklarını da aktardı.

Güneyde seçim sürecinin başlaması bugüne kadar devam eden olumlu havayı etkiler mi? Karşılıklı suçlamaların başlayabileceği konusunda endişeli misiniz? Bunun sinyallerini halihazırda aldık.
Eide: Çok fazla endişe duymuyorum. Evet, son günlerde yapılan açıklamalar daha farklı olabilirdi, ama her iki tarafta da buna dair bir farkındalık olduğunu düşünüyorum. Dahası şu anda, çok önemli, ama siyasi olarak iki taraf arasında büyük görüş ayrılıklarına neden olmayacak konuları ele aldığımız teknik bir aşamadayız; finansman, Euro’ya geçiş, AB müktesebatına uyum, anayasa çalışmalarına hazırlık, çözümün uygulanması ile ilgili çalışmalar gibi. Bu nedenle de seçim sürecinin çalışmalarımızı çok fazla etkileyeceğini düşünmüyorum.

Müzakere sürecinde geriye kalan işlerin çoğunlukla siyasi farklılıkların aşılmasından çok teknik çalışmalar olduğunu söyleyebilir miyiz?
Eide: Şöyle söyleyebiliriz: Şu anda yaptığımız çalışmalarla, müzakere sürecinin nihai aşamasına gelindiğinde ve gerçekten siyaseten zor konular aşıldığında, geriye kalan diğer her şey ile ilgili çerçevemizin hazır ve planlanmış olmasını sağlamak istiyoruz. Örneğin çözümün uygulanması ile ilgili adımların ve takvimin hazır olmasını istiyoruz.

Yani çözümün uygulanması konusu görüşülmeye başlandı mı?
Eide: Evet bunun görüşülmeye başlandığını söyleyebilirim.

Şu anda ne noktadayız. Bizi nasıl bir süreç bekliyor?
Eide: Yönetim ve güç paylaşımı, AB, ekonomi, ve mülkiyet konularının büyük oranda tamamlandığını söyleyebilirim. Tabii, henüz üzerinde anlaşılmamış bazı önemli noktalar var. Toprak düzenlemeleri ve güvenlik ve garantilerin sürecin sonunda görüşüleceğinde de mutabıkız. Bu tabii ki, bu konulara hiç değinilmediği anlamına gelmiyor. Ama harita ve rakamlar en son aşamada görüşülecek. Güvenlik ve garantiler konusunun da nihai noktaları son aşamada görüşülecek. Ancak Atina, Ankara, Londra’nın yanı sıra, Güvenlik Konseyi ve diğer ilgili taraflar, ve tabii iki taraf ile güvenlik ve garantiler ile ilgili devamlı temas halindeyiz ve nihai aşamanın hazırlıklarını yapmaya çalışıyoruz. Bu temasların olumlu seyrettiğini düşünüyorum. Bu işe ilk başladığımda güvenlik ve garantilerin hem en önemli hem de en zor konu olacağını düşünüyordum. Şimdi hala önemli olduğunu, ancak ille de aşılması zor bir konu olmayacağını düşünüyorum.

Yakın geçmişte verdiğiniz bir röportajda Kıbrıs’taki güvenlik sisteminde önemli değişiklikler yapılması gerektiğini söylediniz. Ne demek istediniz?
Eide: Her iki lider de, her iki toplumun güvende olması gerektiğini biliyor. Kıbrıs’ta geleneksel olarak, bir toplumun güvenlik arayışı diğer toplumun aleyhine işledi. Kıbrıslı Türkler Türkiye’nin ordusu ve garantisi ile kendilerini güvende hissettiler. Aynı Türk ordusu ve garantisi Kıbrıslı Rumların güvensizlik hislerinin kaynağı oldu. Aynı şekilde, darbe ve ENOSİS geçmişi Kıbrıslı Türklerin güvensiz hissetmelerinin kaynağıydı ve bu nedenle güvenlik arayışına girdiler. Kıbrıs’ta sadece can güvenliği değil, toplumların varlıklarını sürdürebilecekleri konusunda da kendilerini güvende hissetmelerini sağlayacak bir güvenlik sistemi gerekiyor. Yani benim güvende olduğum, sizin güvende olduğunuz, ama siz güvende olduğunuz için benim kendimi tehdit altında hissetmeyeceğim, bir arada güvende olacağımız yeni bir güvenlik modeli bulmamız gerekiyor. Bu konuda iki taraf da mutabık. Bu ortak bir hedef. Bunu elde etmek için ne yapmalıyız sorusunun üzerinde çalışıyoruz. Ama hem müzakerelerdeki ilerleme ve giderek artmakta olan güven, ve hem de garantörler de dahil ilgili uluslararası aktörlerin yapıcı tavrı nedeniyle bu konunun en zor konu olmayacağını düşünüyorum.

“Birleşme durumunda adayı çok daha ciddi bir büyüme ve refah bekliyor”

Geçtiğimiz gün yaptığınız açıklamada çözüm maliyetinin “maliyet olarak değil, ileride daha çok kazanmak için şimdi konacak bir para” olarak görülmesi gerektiğini söylediniz. Çözümün kendi kendisini finanse edeceği yönündeki açıklamalar soyut. Bu nasıl olacak?
Eide: Çözümün kendi kendisini finanse edeceği argümanı benim uydurduğum bir argüman değil, bu konuda yapılmış olan tüm araştırmaların doğruladığı bir argüman. Kıbrıs’ın birleşmesi durumunda, adayı çok daha ciddi bir büyüme ve refah bekliyor. Bu soyut bir vizyon değil, çok somut bir şey aslında. Bunun da en az dört nedeni var: 1. Herkes tüm komşularıyla ticaret yapabilecek. Örneğin, Kıbrıslı Türkler AB’nin bir parçası haline gelecekler ve tüm AB pazarı ile ticaret yapabilecekler. Halihazırda AB ile ticaret yapabilen Kıbrıslı Rumlar artık Türkiye ile de ticaret yapabilecekler. Sadece bu bile, hellimden hizmetlere tüm sektörlerin ve dolayısıyla adanın ekonomik koşullarını önemli oranda iyileştirecek. 2. Gemicilik/taşımacılık endüstrisinin Türk limanlarına erişim problemi çözülecek. Bu sadece Türkiye’ye erişim demek değil, bölgedeki yoğun gemicilik/taşımacılık faaliyetlerinde Kıbrıs limanlarının doğal bir geçiş noktası olması demek. 3. Jeopolitik risklerin ortadan kalktığı bir ortamda hidrokarbon ekonomisini geliştirmek çok daha kolay olacak, çünkü bu sektördeki şirketler uzun vadeli yatırımlarını ne olacağı endişesi taşımadıkları istikrarlı siyasi ortamlara yönlendirmeyi tercih ederler. 4. Ve birleşik Kıbrıs’ın yabancı yatırımları çekeceğinden eminim çünkü prensipte çok stratejik ve cazip bir yerde ama bölünmüşlük ve jeopolitik riskler nedeniyle bu potansiyelini kullanamıyor.
Dolayısıyla, birleşik Kıbrıs’ın büyüme eğrisinin iki bölünmüş ekonomiye kıyasla çok daha yüksek olacağını hesaplamak zor değil. Bu da demek oluyor ki, 15-20 yıllık bir süreç içinde çözümün getirdiği ek gelir bugün çözüme harcanacak miktardan çok daha fazla olacak.

Ama çözüm için hemen belli bir miktar paraya ihtiyaç var...
Eide: Evet ama tek ihtiyacınız olan bu. Yani sürekli olarak uluslararası sübvansiyonlar gibi katkılara ihtiyacınız yok. Sadece bir başlangıç yapabilmek için belli bir paraya ihtiyacınız var.

Önemli bir miktardan bahsediyoruz …
Eide: Muhtemelen ama ne kadar olduğunu bilmiyoruz. Dillendirilen bazı rakamların aşırı yüksek olduğunu düşünüyorum...

20 milyar Euro gibi mi?
Eide: Evet. Bu bana fazla yüksek geliyor.

Size gerçekçi gelen miktar nedir?
Eide: Herhangi bir rakam dile getirmeyeceğim çünkü bunu yapmak için elimizde henüz yeterli veri yok. Mülkiyetle ilgili anlaşmanın nihai detayları ve toprak düzenlemeleri ile ilgili bilgi sahibi olmamız gerekiyor.

Çözümün ilk aşaması için finansman bulma konusunda somut bir stratejiniz var mı?
Eide: İki tür uluslararası devlet desteğini ve uluslararası yatırımları kapsayan bir paket çözümden bahsediyoruz. İki tür devlet desteği, hibe/bağışlar ve uluslararası özel yatırımların buraya gelmesine yardımcı olacak teminatlardır.
Bugün dünya, özel sektörün elinde ve gidecek yeri olmayan sermaye ile dolu. Büyük ekonomilerin geleceği ile ilgili belirsizlikten dolayı yatırılamayan büyük miktarda özel sermaye. İstikrarlı birleşik bir Kıbrıs çok cazip bir destinasyon olur ve bu sermayenin bir kısmı buraya kanalize edilebilir. Bu sermayeyi buraya çekmenin en kolay yolu, hükümetlerin riski teminat altına alması. İngiltere Dışişleri Bakanı buraya geldiğinde Avrupa’nın finans merkezi olan City of London’da bazı görüşmeler yapmam için beni Londra’ya davet etti. Orada yaptığım görüşmelerde bu yöntemin işe yarayacağını teyit ettik. Ancak tabii ki, bir çözüme ulaşacağımızı ve bu çözümün güvenilir ve yaşayabilir olacağını, dolayısıyla insanların buranın yatırım yapılabilecek bir yer olduğunu düşüneceklerini varsayıyoruz. Bu, eski bilindik ‘bize para verir misiniz lütfen’ çağrısından çok farklı, yeni bir yaklaşım. Ve çok önemli çünkü Kıbrıs’ı desteklemek isteyen çok sayıda taraf olmasına rağmen, burası Suriyeli mülteciler, Yemen, Irak ve Sudan gibi dünyadaki diğer krizler ile rekabet ediyor olacak... yani donörlerin sadece Kıbrıs’ı bekleyen çok paraları var diye bir varsayımda bulunmamalıyız.

Aynen. Her gün insanlar ölüyor. Bu krizlerle kıyaslandığında neden Kıbrıs’a bağış yapsınlar. Burada kimse ölmüyor.
Eide: Kesinlikle. Ama belli donörlerden bir miktar bağış olacağını biliyorum.

İlk aşamada çözüm için gerekli olan parayı bulabileceğimiz konusunda ikna olmuş gibi görünüyorsunuz...
Eide: Geleneksel yardım muhtemelen Kıbrıs’taki mülkiyet sorunun çözümü yerine Suriyeli mültecilere gidecektir. Ama, hiçbir yatırımcı Suriye’ye yatırım yapmayacaktır. Burada ise, istikrarlı, demokratik, modern kurumlara sahip, organize, yatırımcılar için çok cazip federal bir devlet olacak. Dolayısıyla, devletlerden yardım almak konusunda şansınız daha düşük olsa da, özel sektörden para almak konusunda şansınız çok daha yüksek. Ve teminat vermeye istekli hükümetlerin desteği hayata geçerse, özel yatırımlar daha da güçlü bir olasılık haline gelir. Ama tüm bunlar devletlerden hiç para almayacağınız anlamına gelmiyor. Burada AB’nin büyük bir sorumluluğu var. Burası bölünmüş bir AB ülkesi. Ve buna neden olan çok özel bir geçmiş var. Dolayısıyla, AB Komisyonu en üst düzeyde buraya destek olacağını taahhüt etmiş durumda. Amerika destek olmak istediğini söyledi. Borçları affetmek isteyecek ülkeler olabilir. Yani yeterli katkıyı alabilmeniz için birçok yol var. IMF, Dünya Bankası ve AB Komisyonu artık sürekli olarak burada. Kıbrıs’ta artık neredeyse her hafta ekonominin farklı boyutlarını ele alan büyük bir heyet var. Bu pek fazla bilinmiyor ama sır da değil. Bu ekipler burada ve kuzeyin Euro’ya geçişi, bankacılık sektörü, sürdürülebilirlik, borçlar, emeklilik sistemi gibi ekonominin tüm boyutlarında çalışma yapıyorlar.

“Elinizde bir veya iki yıl daha olduğunu varsayamazsınız. Dünya bu kadar güzel bir yer değil”

Sürece baktığınızda en büyük endişeniz nedir?
Eide: En büyük endişem Kıbrıs’ın kendi içinden kaynaklanmıyor. Kıbrıs dışındaki bir gelişmenin süreci raydan çıkarmasından endişe ediyorum. Kastettiğim spesifik bir şey yok. Sadece uluslararası olarak çözümü çok zorlaştıracak bir gelişmeden bahsediyorum. Neredeyse dokuz aydır aralıksız müzakereler yürütülüyor. Gerçek bir kriz olmaksızın geçen dokuz ay... Aslında bu çok uzun bir süre. Elinizde bir veya iki yıl daha olduğunu varsayamazsınız. Dünya bu kadar güzel bir yer değil. Evet, ciddiyetle çalışalım, acele etmeyelim, ama aynı zamanda şu anda elimize geçmiş olan fırsatı da değerlendirelim. Tabii ki aceleye getirilmiş, eksik, zayıf bir çözüm istemiyoruz. Diğer taraftan, ihtiyacımız olandan daha fazla zaman harcayamayız. Önümüzdeki aylar çok iyi yapılandırılmış olmalı ki, gerçekleşebilecek olumsuz bir gelişme süreci raydan çıkarmasın. Burada Kıbrıs sorununa o kadar çok odaklanıyoruz ki bazen bunun dünyada iyi giden çok az şeyden biri olduğunu unutabiliyoruz. Dünyada neredeyse her şey paramparça oluyor. Suriye, Yemen, Irak, Libya... Stratejik açıdan bakarsak dünyanın büyük güçleri birbirinden giderek uzaklaşıyor. Ve bu güzel küçük ada birleşme lüksüne sahip. Tüm detaylara saygı duyuyorum ama bazen ortada büyük bir resmin de olduğunu ve bu tablonun sonsuza kadar sürmeyeceğini hatırlamak önemli.