Showing posts with label Yunanistan. Show all posts
Showing posts with label Yunanistan. Show all posts

Sunday, 13 October 2019

Garantilerin bireysel veya toplumsal güvenlikle hiç bir ilgisi yoktur


 Esra Aygın 


Kıbrıs müzakerelerinde tarafların pazarlık paylarını yükseltmek, gözdağı vermek, yüksek perdeden konuşmak istediklerinde başvurabilecekleri en kolay konudur güvenlik ve garantiler. Savaş yaşamış, kayıplar vermiş, yerlerinden edilmiş, acıları yıllarca sömürülmüş iki toplumun da en hassas noktasıdır çünkü bu konu. Geçmişle hiç yüzleşmeden sadece kendi mağduriyetlerini tekrar tekrar yeniden üreten toplumların, yaşanmış ve bilinçaltında devam eden korkularına hitap ettiği için de çok kolay kullanılabilir, manipüle edilebilir, ve çarpıtılabilir. 

Çoğunlukla salt “garantiler kalksın” ile “garantiler devam etsin” pozisyonlarına indirgenerek kutuplaşma ve çekişmeye alet edilen güvenlik ve garantiler konusunda sağlıklı bir tartışma yapabilmek için önce mevcut Garanti Antlaşmasının neyi içerdiğini bilmek gerekiyor. Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık’ın imzasını taşıyan ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin doğmasına neden olan iki uluslararası metinden biri olan Garanti Antlaşması’nın, genel algının aksine, Kıbrıslı Türklerin toplumsal veya bireysel olarak korunması ile hiç bir alakası yoktur. 

Garanti Antlaşması’nın ilgili maddeleri şu şekildedir: 

Kıbrıs Cumhuriyeti, kendi bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini devam ettirmeyi ve anayasaya saygıyı güven altına almayı taahhüt eder. Kıbrıs Cumhuriyeti, ayrıca tümüyle veya bir bölümüyle herhangi bir devlet ile hiçbir şekilde siyasi veya ekonomik bütünleşmeye girmeyeceği sorumluluğunu yüklenir. Kıbrıs Cumhuriyeti, bu maksatla adanın gerek birleşmesini, gerekse taksimini doğuracak doğrudan veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardımcı ve teşvik edici tüm hareketleri yasaklar. 

Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1’nci maddede belirtilen taahhütlerini kaydederek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasanın temel maddeleri ile oluşan durumu (state of affairs) tanırlar ve garanti ederler. Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diğer herhangi bir devlet ile gerek birleşmesini gerekse Ada’nın taksimini doğrudan doğruya, veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardım ve teşvik edici bir amacı olan tüm hareketleri kendi yetki ve ilgileri oranında önlemeyi üstlenirler.  

Bu Antlaşma hükümlerinin herhangi birinin ihlali halinde Yunanistan, Türkiye ve İngiltere bu hükümlere saygıyı sağlamak için gerekli girişimlerin yapılması ve önlemlerin alınması maksadıyla aralarında danışmalarda bulunmayı üstlenirler. Üç garantör devletten biri, birlikte veya birbirlerine danışarak hareket etmek olanağı bulunmadığı taktirde, bu antlaşmanın oluşturduğu durumu (state of affairs) münhasıran yeniden oluşturmak gayesi ile hareket etmek hakkını korumaktadırlar.

Bu maddelerde de görülebileceği gibi, Türkiye Yunanistan ve İngiltere, Garanti Antlaşması ile Kıbrıslı Türkleri değil, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve anayasal düzenini korumayı taahhüt etmişlerdir. Dolayısıyla, ‘garantiler devam etsin’ veya ‘garantiler kalksın’ üzerinden devam eden tartışmanın gerçekte Kıbrıslı Türklerin çözüm durumunda ihtiyaç duyacakları bireysel ve toplumsal güvenlikle hiçbir ilgisi yoktur. Dahası, Garanti Antlaşması’nın Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzenini ve toprak bütünlüğünü korumayı, ve bölünmeyi - yani iki ayrı devleti yasaklamayı amaçladığı bilinçli bir şekilde gözlerden uzak tutulmaktadır. Güvenlik ihtiyacını askeri müdahaleye indirgeyen bu dar algı ve tartışma, Kıbrıslı Türklerin güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaya değil, büyük güçlerin bölgesel çıkarlarını gözetmeye ve daha büyük pazarlıklar için avantaj elde etmelerine hizmet etmektedir. 

Güvenlik başlığı altında sağlıklı ve gerçekten toplumu gözeten müzakereler yürütebilmek için öncelikle Kıbrıs’ta yaşayan insanların korkularının ve endişelerinin ne olduğunu, çözüm durumunda ortaya çıkacak bireysel ve toplumsal güvenlik ihtiyaçlarını, ve bu ihtiyaçların en iyi hangi mekanizmalarla giderilebileceğinin tartışılması gerekmektedir. 

İki yıl önce Prof. Dr. Ahmet Sözen ve Dr. Alexandros Lordos direktörlüğünde yürütülen Güvenlik Diyaloğu Projesi çerçevesinde gerçekleştirilen geniş kapsamlı araştırma, Kıbrıs’taki toplumların korkuları, endişeleri ve çözüm durumunda ortaya çıkacak güvenlik ihtiyaçları ile ilgili önemli veriler ortaya çıkarmıştır. 

Bu araştırmaya göre, Kıbrıslı Türklerin çözüm durumunda en yaygın endişesi, adalet – diğer bir deyişle, federal devlet dairelerinden polise ve yargıya, tüm kurumların, tüm bireylere etnisitelerinden, dinlerinden, dillerinden bağımsız olarak adil davranması. Kıbrıslı Türkler arasında yaygın olan diğer korkular ise, aşırı sağcı ve fanatik unsurların saldırıları, ve federal devlette temsiliyet ile güç paylaşımında çıkması muhtemel sorunlar. 

Kıbrıslı Türklerin dile getirdiği bu endişelerin büyük çoğunluğunu askeri müdahale gibi sert ve tepkisel güvenlik yöntemleriyle ele almak mümkün değildir. Bu endişeleri gidermek için, bütünlüklü, etkin ve önleyici güvenlik politikalarına ihtiyaç vardır. Etnisite, din veya dile dayalı ayırımcılığın ciddi federal suçlar haline getirilmesi, nefret suçlarına sıfır tolerans, federal düzeyde insan hakları ve eşitliği gözetecek kurumlar gibi… Güvenlik Diyaloğu Projesi çerçevesinde, federal Kıbrıs’ta toplumların ihtiyaç duyacağı güvenlik yapılarına dair de birçok yaratıcı öneri geliştirilmiştir. Bunlar arasında, etnisite, dil, ve dinden bağımsız hareket edecek idari ve yasal kurumların nasıl oluşturulabileceği, gerginliklere etkin şekilde müdahale edecek güvenilir ve adil mekanizmaların nasıl kurulabileceği, hem federal hem de kurucu devlet seviyesinde toplumun endişelerine cevap verebilecek güvenlik politikaları ve kurumsal düzenlemelerin neler olabileceği vardır. 

Dolayısıyla, yapılması gereken, sığ ve Kıbrıslılara hizmet etmeyen bir “Garanti Antlaşması kalksın/devam etsin” tartışması değil, ne tür bütünlüklü güvenlik mekanizmaları ile toplumun endişelerinin karşılanabileceğidir. Adil, etkin, önleyici ve toplumların endişelerini dikkate alarak oluşturulan güvenlik yapıları, askeri güvenlik çözümlerine duyulacak ihtiyacı da büyük ölçüde azaltacaktır.


Güvenlik Diyaloğu Projesi çerçevesinde yapılan araştırma ve öneriler için: https://www.interpeace.org/2017/06/innovative-security-approach/





Sunday, 15 January 2017

TSİPRAS DEVREDE

BM’YE BİLDİRDİ: Yunan Başbakanı Alexis Tsipras, güvenlik ve garantiler ile ilgili önümüzdeki hafta yürütülecek teknik çalışmanın ardından Cenevre’de devam etmesi planlanan Kıbrıs konferansına katılmaya hazır olduğunu BM’ye bildirdi.

DÖRT FORMÜL: 18 Ocak’ta Mont Pelerin’de bir araya gelecek teknokrat ekip, BM'nin, tarafların pozisyon ve görüşleri ile harmanlandığı dört alternatif güvenlik formülünü ele alacak. 

EN AZ İKİ CENEVRE: Başbakan Tsipras’ın, Dışişleri Bakanı Kotzias’ı ne derece devre dışı bırakabileceğini ve Kıbrıs konusunda ne kadar güçlü bir irade gösterebileceğini zaman gösterecek. Ancak konuya yakın kaynaklar, her halükarda, teknik çalışmaların ardından üst-düzeyde en az iki Cenevre toplantısının daha gerçekleştirilmesini bekliyorlar.


ESRA AYGIN

Yunan Başbakanı Alexis Tsipras, güvenlik ve garantiler ile ilgili önümüzdeki hafta yürütülecek teknik çalışmanın ardından Cenevre’de devam etmesi planlanan Kıbrıs konferansına katılmaya hazır olduğunu Birleşmiş Milletler’e bildirdi.

Güvenilir Yunan kaynaklarından elde edilen bilgiye göre BM Genel Sekreteri Antonio Guiterrez ile telefonda görüşen Tsipras, söz konusu toplantıya Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım ile birlikte katılabileceğine dair güvence verdi.

18 Ocak’ta Kıbrıs Türk tarafı, Kıbrıs Rum tarafı, Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık’tan gelen teknokratlardan oluşacak bir ekip, Kıbrıs Konferansı çerçevesinde Mont Pelerin’de bir araya gelerek federal Kıbrıs için olası güvenlik formüllerini değerlendirecek.

Müzakerelere yakın kaynaklardan alınan bilgiye göre, teknik ekip, BM'nin tarafların pozisyon ve görüşleri ile harmanlandığı dört alternatif güvenlik formülü üzerinde duracak. Teknik uzman grubun çalışmasının olumlu geçmesi durumunda, sonuçlar Cenevre’de yapılacak siyasi düzeydeki toplantıda değerlendirilecek.

Uluslararası toplum, siyasi düzeyde gerçekleştirilecek söz konusu toplantıyı başbakanlar seviyesine yükseltmek için iki gündür yoğun bir çaba sarf ediyordu. Bu çabanın, 12 Ocak Perşembe günü Cenevre’de başlayan Kıbrıs Konferansı’nda olumsuz tutumu nedeniyle tepki çeken Yunan Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias’ı devre dışı bırakmaya yönelik olduğu anlaşılıyor.

Güvenilir bir kaynağın verdiği bilgiye göre, toplantının başbakanlar düzeyinde olmasına Türkiye de sıcak bakıyor.

12 Ocak’ta BM Genel Sekreterinin gözetiminde Cenevre’de başlayan ve Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum liderlerin yanı sıra garantör devletler Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık’ın Dışişleri Bakanlarını federal Kıbrıs’ın olası güvenlik formüllerini tartışmak için bir araya getiren Kıbrıs Konferansı’na
Yunanistan Dışişleri Bakanı Kotzias’ın talebi ile ara verilmişti.


En az iki Cenevre daha

Yunanistan’ın içinde bulunduğu ekonomik durum ve kemer sıkma politikaları nedeniyle büyük bir baskı altında olan, hatta birçok siyasi analiste göre erken seçim tehdidi ile karşı karşıya olan Başbakan Tsipras’ın Dışişleri Bakanı Kotzias’ı ne derece devre dışı bırakabileceği ve Kıbrıs konusunda ne kadar güçlü bir irade ortaya koyabileceğini zaman gösterecek.

Ancak konuya yakın kaynaklar, her halükarda, teknik çalışmaların ardından üst-düzeyde en az iki Cenevre toplantısının daha gerçekleştirilmesini bekliyorlar.


12 Ocak’ta ne olmuştu?

BM Genel Sekreteri Guiterrez’in başkanlığındaki ilk oturumda, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye açılış pozisyonu olarak geleneksel “Türkiye’nin garantisinin devam etmesi” talebini ortaya koyarken, Kıbrıs Rum tarafı ve Yunanistan  “garantilerin tamamıyla kaldırılması” gerektiğini savunmuşlardı. Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Boris Johnson ise Kıbrıs’ta bir çözüm bulunması ihtiyacına odaklanmıştı.

Olumlu ve yapıcı bir havada  geçen resepsiyon ve öğle yemeğinin ardından başlayan ikinci oturumda, Genel Sekreter Guiterres, tüm tarafların pozisyonlarını içeren dört alternatif güvenlik formülü üzerinde somut bir çalışmaya geçilmesini önermişti.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Kotzias, tüm taraflar desteğini alan bu öneriye hazırlıklı olmadığını söyleyerek itiraz etmişti. Bunun üzerine Genel Sekreter, bu hazırlığın yapılabilmesi için tüm taraflardan teknik kişilerin hemen bir araya gelerek çalışmasını önermişti. Kotzias teknik ekibinin de hazır olmadığını, Yunanistan’a dönerek hazırlık yapabilmek için toplantının yeniden bir araya gelmek üzere dağılmasını talep ettiklerini söylemişti. 

Kıbrıs Rum tarafı da dahil olmak üzere tüm tarafların tepkisini çeken bu talebe, İngiltere Dışişleri Bakanı Johnson “Hazırlık toplantısının hazırlığı için hazırlanmak istediğinizi mi söylüyorsunuz?” diyerek esprili bir şekilde karşılık vermişti.


Tuesday, 10 January 2017

TIKANIKLIĞI EŞ-ZAMANLI ADIMLAR AŞABİLİR

HENÜZ İLERLEME YOK: Kıbrıs Türk tarafı, Kıbrıs Rum tarafından dönüşümlü başkanlık ve kararlara etkin katılım konusunda adım beklerken, Kıbrıs Rum tarafı da toprak ve güvenlik başlıklarında açılım beklentisi içinde.

EŞ ZAMANLI ADIM GEREKİYOR: İlk günkü tıkanıklığın aşılması için, Kıbrıslı Türk lider Mustafa Akıcı ve Kıbrıslı Rum lider Nikos Anastasiadis’in sorumluluk alarak eş-zamanlı adımlarla birbirlerine uzlaşmaya varmak konusunda yardım etmesi gerekiyor.

GARANTİLERDE DİYALOG: Akşam saatlerinde gerçekleştirilen güvenlik ve garantiler görüşmesinde, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarının oldukça yapıcı bir diyalog içine girdiği öğrenildi.

TÜRKİYE-YUNANİSTAN OLUMSUZ: Güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, güvenlik ve garantiler konusunda Türkiye ve Yunanistan arasında son günlerde artmış olan diyalog olumlu seyretmiyor.

ESRA AYGIN

Kıbrıs müzakerelerinde son dönemeç olarak görülen Cenevre zirvesinin ilk gününde yaşananlar, Kıbrıslı Türk lider Mustafa Akıcı ve Kıbrıslı Rum lider Nikos Anastasiadis’in, bu aşamada sorumluluk alarak eş-zamanlı adımlarla birbirlerine uzlaşmaya varmak konusunda yardım etmeleri gerekliliğini ortaya koydu.

12 Ocak’ta garantör devletlerin katılımı ile uluslararası bir konferansa dönüşecek olan zirve, dün, taraflar arasında zorlu bazı görüşmelere sahne oldu. Gelinen aşamada siyasi eşitlik konusunda artık önünü net şekilde görebilmek isteyen Kıbrıs Türk tarafı, Kıbrıs Rum tarafından dönüşümlü başkanlık ve kararlara etkin katılım konusunda adım beklerken, Kıbrıs Rum tarafı da toprak ve güvenlik ve garantiler başlıklarında açılım beklentisi ile masaya oturdu.

Müzakereye başlayabilmek için ilk adımı birbirlerinden bekleyen taraflar zirvenin ilk gününde somut bir ilerleme kaydedemediler. Ancak müzakerelere yakın kaynaklar, tarafların önünde uluslararası konferans öncesinde daha iki tam gün olduğunu, ve bu tarz zirvelerde hemen ilk gün açılım beklenmesinin gerçekçi olmadığını vurguladı.

Tıkanıklık, tarafların eş zamanlı adım atması veya konuları daha sonra kesinleştirilebilecek şekilde ‘ad referendum’ ele alması ile aşılabilir. Kaynaklara göre, iki liderin Cenevre’de ciddi bir ilerleme kaydetmesi zor, ama mümkün.

Dün öğle saatlerinde bir basın toplantısı düzenleyen BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide de, taraflara artık hassas konularda karar zamanının geldiği mesajını vermiş, ve “Bu tarz görüşmelerde taraflar belli konuları en son ana kadar elinde tutmak ister. Şimdi son andayız. Şimdi gerçekten karar anındayız” demişti.

Taraflar, dün mülkiyet başlığı altında duygusal bağ, esaslı inkişaf ve ‘mevcut kullanıcı’ ifadesinin tanımı konularını, yönetim ve güç paylaşımı başlığı altında ise dönüşümlü başkanlık, federal yetkiler, ve kararlara etkin katılım konularını ele aldı.

Akşam saatlerinde gerçekleştirilen güvenlik ve garantiler görüşmesinde ise Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarının oldukça yapıcı bir diyalog içine girdiği öğrenildi.

Ancak, Türkiye ve Yunanistan güvenlik ve garantiler konusunda dün medya üzerinden verdikleri mesajlarda katı bir tutum sergilediler.

TC Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, katıldığı bir konferansta, dünyanın birçok yerinde kan dökülmeye devam ederken Kıbrıs’ta huzurun hakim olmasının nedeninin Türkiye’nin sağladığı etkin garanti olduğunu ve bu garantiden vazgeçilemeyeceğini açıkladı.

Yunanistan Başbakanı Alexis Tsipras ise, Atina’da yaptığı açıklamada, müzakerelerin çözümle sonuçlanabilmesi için öncelikle Türk askerinin tamamıyla adadan çıkması ve garantilerin lağvedilmesi gerektiğini söyledi.

Güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, Türkiye ve Yunanistan arasında güvenlik ve garantiler konusundaki diyalog son günlerde artmış olsa da, pek olumlu seyretmiyor.

Özel Danışman Eide’nin basın toplantısında da vurgulamış olduğu gibi, Kıbrıs sorununda çözüm dinamiğinin oluşması iki faktöre bağlı: Kıbrıslı liderlerin ilk beş başlıkta üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi ve garantör devletlerin nihai bir anlaşmaya varmak üzere müzakere etmeye hazır olması... Bu faktörlerin bu hafta Cenevre’de çözüm dinamiğini oluşturacak şekilde bir araya gelip gelmeyeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz...


Monday, 21 November 2016

Masa kurtarılacak... Çoklu konferans tarihi bugün

Esra Aygın – Mont Pelerin

Kıbrıslı Türk lider Mustafa Akıncı ve Kıbrıslı Rum lider Nikos Anastasiadis arasında İsviçre’nin Mont Pelerin kasabasında devam eden müzakerelerde sürecin bir sonraki aşaması olan çoklu konferans tarihinin bugün belirlenmesi bekleniyor.

Dün iki taraf, gündemlerinde olan toprak kriterleri yerine, sürecin nasıl devam edeceğini ve çoklu konferansın hangi şartlarda yapılabileceğini tartışmışlardı. Gecenin geç saatlerine kadar süren tartışmaya, Yunanistan’ın çoklu konferansa sadece garanti sisteminin kaldırılması ve Türk askerinin adadan tamamen çıkması için katılacağı yönündeki pozisyonu neden olmuştu.

Kıbrıs Türk tarafı, 26 Ekim’de varılan mutabakat doğrultusunda, burada toprak kriterlerinde uzlaşma sağlanmasıyla, başka hiç bir ön şart olmaksızın beşli konferans tarihinin belirlenmesini istiyor.

Yunan kaynaklar ise, tarafların garantilerle ilgili pozisyonlarındaki derin uçurumun çoklu konferansın başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olabileceğini, bu nedenle çoklu konferans tarihinin, ancak taraflar arasında güvenlik ve garantiler konusunda belli bir görüş birliğine varılması şartı ile belirlenmesi gerektiğini belirtiyor. Son günlerde Yunan Başbakanı Alexis Tsipras ile telefonda görüşen Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ise, beşli konferansta görüşülecek güvenlik ve garantiler konusunda beşli konferans öncesinde bir taahhüt altına girilmesine sıcak bakmadığı öğrenildi.

Tüm bunlara rağmen, güvenilir kaynaklar, dün başlayan ve bugün de sürecek olan Türkiye ile Yunanistan arasındaki istişareler ve Birleşmiş Milletler’in yoğun mekik diplomasisi sayesinde bir orta yol bulunmasını ve bugün içerisinde beşli konferans için bir tarih belirlenmesini bekliyor. Bugün buradan bir tarih çıkmamasının sürecin dağılması anlamına geleceğini belirten kaynaklar, hiç bir tarafın bunu göze alabileceğini düşünmüyor.

Konferansın çok büyük ihtimalle Aralık ayında gerçekleştirileceği belirtiliyor.

Ancak kaynaklar, tarih belirlendikten sonra, çoklu konferansın başarı ile sonuçlanabilmesi için Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Tsipras arasında konferans tarihine kadar güvenlik ve garantiler konusunda özlü bir iletişimin gerçekleştirilmesi gerektiğinin ısrarla altını çiziyor.


Sunday, 21 February 2016

Kıbrıs-Yunanistan-İsrail zirvesi (11 Şubat 2016)

Esra Aygın 

Kıbrıs, Yunanistan ve İsrail arasında geçtiğimiz günlerde Lefkoşa’da gerçekleştirilen üçlü zirvede ekonomi, turizm, terörle mücadele ve göç konularında işbirliğinin yanı sıra, İsrail ve Kıbrıs doğalgazının Yunanistan üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması projesi de ele alındı.

Denizin altından geçecek boru hatları ile İsrail’in Leviathan ve Kıbrıs’ın Afrodit rezervuarlarından çıkarılacak doğalgazın Girit üzerinden Yunanistan ve Avrupa’ya ulaştırılmasını amaçlayan ve EastMed Pipeline adı verilen proje, ortaya atıldığı ilk günden beridir sektör uzmanları tarafından gerçekçi bulunmayarak eleştiriliyor.

Hem İsrail-Yunanistan arasındaki mesafe hem de Akdeniz ve Ege denizlerinin derinliği ve deniz tabanının karmaşık ve çok zor jeolojik yapısı projeyi şu anki teknolojiyle mühendislik açısından neredeyse imkansız hale getiriyor. EastMed boru hattı, teknik zorlukların üstesinden gelinerek inşa edilse bile maliyetinin 20 milyar doların üzerinde olacağı hesaplanıyor ki, bu da, bu yolla taşınacak gazın Avrupa’da alıcı bulamayacağı anlamına geliyor.

Şu anda Rus doğalgazının Avrupa’daki satış fiyatı $5MMBtu (milyon İngiliz termal ünite). Bu rakamın öngörülebilir bir gelecekte $6 MMBtu’yu aşmayacağı tahmin ediliyor. 20 milyar dolarlık bir yatırımla Yunanistan-Kıbrıs-İsrail boru hattı üzerinden Avrupa’ya gönderilecek doğalgazın Avrupa’daki minimum satış fiyatı ise $10 MMBtu’dan az olamaz ki, bu da, projenin ticari/ekonomik olarak ne kadar anlamsız olduğunu ortaya koyuyor.

Buna rağmen, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Yunan Başbakanı Alexis Tsipras ve Kıbrıslı Rum lider Nikos Anastasiades, imzaladıkları ortak bildiride söz konusu projeyi ele alarak incelemeye hazır olduklarını belirttiler. Ülkeler arasında imzalanan bu tarz bildiri, anlaşma ve memorandumlar somut projeler oluşturmaktan çok siyasi bazı mesajlar vermeye yöneliktir ve hiçbir yasal bağlayıcılığı yoktur.

Enerji sektörde bağlayıcı olan tek şey, uzun vadeli satış anlaşmalarıdır. Sonuç olarak Doğu Akdeniz doğalgazının nasıl ticarileştirileceği, hangi ülkeye nasıl satılacağı tamamıyla bu bölgede faaliyet gösteren şirketlerin, kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda verecekleri kararlara bağlıdır. Şu anda boru hatlarıyla Avrupa’ya taşınması bir tarafa, Leviathan ve Afrodit’te bulunduğu tahmin edilen kaynakların çıkarılıp çıkarılamayacağı, ne zaman ve hangi miktarlarda çıkarılabileceği bile bilinmiyor. 

http://www.havadiskibris.com/Yazarlar/esra-aygin/kibris-yunanistan-israil-zirvesi/9651