Showing posts with label Yüksek Komiser. Show all posts
Showing posts with label Yüksek Komiser. Show all posts

Wednesday, 17 October 2018

Birleşik Krallık’ın Kıbrıs’taki Yüksek Komiseri Lillie: Masada çözümlenemez sorunlar görmüyorum

Birleşik Krallık’ın Kıbrıs’taki Yüksek Komiseri Stephen Lillie Esra Aygın’a konuştu...


ESRA AYGIN

Kıbrıs Rum tarafının, masada görüşüldüğü şekliyle iki-bölgeli, iki-toplumlu federasyondan vazgeçtiği ve gevşek federasyon, konfederasyon, iki-devletli çözüm gibi alternatiflerin konuşulduğu yönünde birçok haber var. Bu haberlerle ilgili düşünceniz nedir? 
Lillie: Çok haklısınız, şu anda alternatif modellerle ilgili birçok tartışma var. Ancak aslında kimin tam olarak neyi söylediği ile ilgili fazla bir netlik yok. Bildiğim kadarıyla, masada henüz iki-bölgeli, iki-toplumlu federasyon dışında bir şey yok. Sanırım şu anda, Kıbrıs çözüm sürecine karşı yeni bir ilgiye ve beklentilere şahit oluyoruz. Dolayısıyla, insanların yeniden bu konuya odaklanması ile, farklı olası modeller de konuşulmaya başladı. Ancak, Birleşik Krallık’ın pozisyonu şudur: İki-bölgeli, iki-toplumlu federasyon üzerinde çok zaman ve çaba harcadı, ve bu model bugüne kadarki BM müzakerelerini ve kararlarını yansıtıyor. Evet, belki basit değil, evet belki mükemmel değil...  Ama eğer birileri alternatif model önermek istiyorlarsa - ki bunu yapmaları gayet meşrudur - o zaman bu modellerin nasıl çalışacağını, neyi içerdiğini ve sözkonusu modeller ile ilgili spesifik engellerin nasıl aşılacağını da açıklamaları gerekir.

Herhangi biri alternatif bir model önerdi mi peki?
Lillie: Bize hiç kimse alternatif bir model önermedi. Güneydeki tartışmalardan anladığım şu: Her ne kadar bazı tartışmalar yaşanmış olsa da, Sayın Averof Neophytou iktidardaki partinin pozisyonunun hala iki-bölgeli iki-toplumlu bir federasyon çerçevesinde olduğunu net şekilde ortaya koydu.

Ki gevşek federasyon da bu modelin olası şekillerinden biri...
Lillie: Tabii, federasyon birden fazla şekilde olabilir. Almanya’daki gibi oldukça sıkı bir federasyon kurabilirsiniz, veya Belçika’daki gibi oldukça gevşek bir federasyon... Tabii bu – yani federal hükümetin kurucu devletlere göre ne kadar yetkisi olacağı - iki-bölgeli iki-toplumlu federasyon hakkında hala karar verilmesi gereken detaylardan biri.

Sizce taraflar ne istedikleri konusunda emin midirler?
Lillie: Taraflar ne istedikleri konusunda net. Problem , tarafların istekleri arasında fark var. Ve önümüzdeki zorluk bu farkı nasıl gidereceğimiz.

Garantörler New York’ta bir araya geldi. Görüşmenin ardından Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt, garantörler arasındaki tartışmaları ileri taşıyacak ortak bir zemin olduğundan bahsetti. Ama aynı zamanda Kıbrıs’ın çıkarları ile, ilgili bazı diğer ülkelerin ulusal çıkarları arasında denge kurmanın zorlu bir iş olduğunu söyledi. Bu açıklamadan ne anlamalıyız?
Lillie: Sanırım bu ifade siyasi gerçekleri yansıtan bir ifade. Kıbrıs sorununun çözülebilmesi için aşılması gereken bir dizi zor konu var. Bu konulardan bazıları sadece iki toplumu ilgilendiriyor... Ancak hepimizin de bildiği gibi, en zor konulardan biri adadaki Türk askeri varlığının geleceği. Ve tabii ki, bu konu, iki tarafı ilgilendirdiği kadar Türkiye’yi de ilgilendiriyor.

Hunt aynı zamanda yapılması gereken çok iş olduğunu söyledi. Birçok konuda önemli yakınlaşmalar elde edilmişken ve geçtiğimiz yıl çözüme bu kadar yaklaşmışken yapılması gereken ne kaldı? Güvenlik ve garantiler ile ilgili bir anlayış birliği sağlamak mı? Yoksa anlaşılmış konularda geri adımlar mı atılıyor?
Lillie: Sanırım çözümün parametreleri ve sonuçlandırılması gereken altı ana başlık ile ilgili hepimizin genel bir bilgisi var. Bu başlıklardan bazılarında tarafların pozisyonları birbirine çok yakın. Ama o başlıklarda bile hala çözümlenmesi gereken ufak detaylar var. Örneğin toprak. Toprak düzenlemelerinin nasıl olacağını kabaca biliyor olabiliriz, ama tam metrekare veya tam olarak hangi köylerin toprak düzenlemesine tabi olacağı hala üzerinde karar verilmesi gereken şeyler. Bunun yanında, tarafların pozisyonlarının birbirinden çok uzak olduğu bir başlık var, ki bu da güvenlik ve garantiler. Bir de, tarafların pozisyonlarının birbirine ne kadar yakın veya uzak olduğunun pek de net olmadığı başlıklar var, yönetim ve güç paylaşımı gibi. Birleşik Krallık hükümeti bunların zor ve karmaşık konular olduğunu ve çözümlenmeleri için büyük çaba ve bağlılık gerektiğini düşünüyor. Ancak, bağlılık ve kararlılıkla çözülebilecek konular olduklarına inancımız tam.

Gerçekten de bağlılık ve kararlılık var mı sizce?
Lillie: Her iki lider de Kıbrıs sorununun çözümüne bağlılıklarını açıkladılar ve Jane Holl Lute ile de dahil olmak üzere, sürecin nasıl ilerleyebileceği ile ilgili görüşlerini paylaştılar. Dolayısıyla, ben onların söyledikleri ve bağlılıkları ile ilgili olumsuz bir yargıya varmak istemiyorum.

Süreç Temmuz 2017’de çöktüğünden beri çözüme yönelik hiçbir ilerleme olmadı. Hiç bir güven yaratıcı önlem hayata geçirilmedi. Derinya ve Aplıç hala kapalı. Cep telefonları hala Kıbrıs’ın bütününde çalışmıyor. Yani söylemle eylem arasında çok fark var.
Lillie:  Jane Holl Lute’un raporunda ne yazacağına ve BM Genel Sekreteri’nin bu rapor sonrasında ne gibi sonuçlara varacağını bekleyelim. Eğer Genel Sekreter ileriye dönük bir fırsat olduğu sonucuna varırsa, Birleşik Krallık kesinlikle bunu destekleyecektir. Bu sorunu çözmek çok açık şekilde herkesin çıkarınadır, çünkü ben de dahil birçok kişinin söylediği gibi, mevcut statüko sonsuza kadar sürdürülebilir değil.

Neden olmasın? Statüko on yıllardır devam ediyor ve insanlarda da böyle devam edebileceği yönünde giderek artan bir inanç var...  
Lillie: Sürdürülebilir olmadığını söylememin nedeni yaşamakta olduğumuz gerçeklerdir. Yeşil hattın her iki tarafındaki ekonomik ve demografik değişimler yaşanıyor. Ama daha da önemlisi, Kıbrıs’ın kuzeyinin Türkiye’ye olan bağımlılığı artıyor. Nüfusu değişiyor, kültürü değişiyor. Kuzey daha az Kıbrıslı Türk oldukça adayı birleştirmek daha çok zorlaşacaktır.

Kuzeyde bir Türk devleti ve güneyde de Kıbrıs Cumhuriyeti olacak. Bu fikir artık çok fazla insanı rahatsız ediyormuş gibi görünmüyor…
Lillie: Bunun çok fazla insanı rahatsız etmediğini söylemek doğru olur mu, emin değilim. Kıbrıslıların ne düşündüğünü söylemek bana düşmez. Muhtemelen birçok insan statükonun statik olduğunu ve diğer tarafta hep tanınmamış bir yapı olacağını varsayıyordur. Ancak bunun değişme riski var.

Kuzeyin siyasi statüsü değişebilir mi diyorsunuz?
Lillie: Evet. Ve ben insanların bu riskin giderek daha fazla farkına vardığını düşünüyorum.

Kıbrıslı Rum Lider Nikos Anastasiadis ile Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu arasında New York’ta bir görüşme gerçekleştiği ortaya çıktı. Buna nasıl bir anlam yüklemeliyiz?
Lillie: Diplomasinin en temel ilkelerinden birisi, insanların birbiri ile konuşması gerekliliğidir. Bir bakıma, insanlar arasında ne kadar çok görüşme gerçekleşirse, o kadar iyi, çünkü böylece birbirlerini daha iyi anlarlar. Bazen Kıbrıs sorununda, başkalarının ne düşündüğünü, veya bir şeyi söylerken aslında ne demek istediğini tahmin etmeye çalışmakla çok vakit kaybediliyor. Dolayısıyla, taraflar arasında doğrudan görüşmelerin olması iyi bir şey.

Yakın bir gelecekte Exxon Kıbrıs açıklarında sondaj çalışmalarına başlayacak. Türkiye de Ekim sonunda Akdeniz’de sondaj yapmayı planladığını açıkladı. Doğu Akdeniz bölgesinde bu nedenle bir gerginlik bekliyor musunuz?
Lillie: Doğu Akdeniz’de gerginlik görmek istemiyoruz. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi’ni ve bu bölgedeki kaynaklardan faydalanma hakkını tanıyoruz. Tabii ki, bu doğal kaynaklardan tüm Kıbrıslıların yararlanabileceğini umuyoruz.

Bu sadece bir çözümle mi mümkün?
Lillie: Bunu çözmenin birden fazla yolu var. Eğer Kıbrıs sorunu iki-toplumlu, iki-bölgeli federasyon çerçevesinde bütünlüklü bir şekilde çözülürse, o zaman bu kaynaklar federal kaynak olacak ve gelirler paylaşılacak. Bunun yanında, Kıbrıs Cumhuriyeti birçok kez mali getirilerin, her iki topluma da fayda sağlayacak şekilde, ulusal bir fonda toplanacağını açıkladı. Dolayısıyla, bu da potansiyel bir çözüm.

Birleşik Krallık olası herhangi bir gerginliği önlemek için bir şey yapıyor mu?
Lillie: Bu sorunun Kıbrıs sorunu ile tamamıyla bağlantılı olduğunu göz önünde bulundurursak, bizim temel yaklaşımımız, Kıbrıs sorununun kapsamlı bir şekilde çözülmesini savunmak ve bunun için tüm taraflarla görüşmeye devam etmektir.

Çözüm sürecinin bir kez daha tıkanmasıyla BM Barış Gücü UNFICYP’in Kıbrıs’taki varlığı da tartışılmaya başladı. UNFICYP ile çözüm müzakereleri arasında bir bağlantı kurulması gerektiğini düşünüyor musunuz? Ocak 2019’da UNFICYP’in Kıbrıs’taki görev süresi ile ilgili tartışmalarda bu konuda nasıl bir tavır takınacaksınız?
Lillie: UNFICYP burada büyük bir siyasi pazarlığın bir parçası olarak değil, barışı koruma görevi ile bulunuyor. UNFICYP’in görev süresinin uzatılması lehindeki ve aleyhindeki veriler kendi içlerinde ve mevcut koşullarda değerlendirilmelidir. Biz her zaman UNFICYP’in barış ve istikrarı sağlamak, ve özelikle de istikrarsızlığa neden olabilecek olayları engellemek adına önemli bir rol oynadığı görüşünü savunmuşuzdur. Ocak ayında meydana gelecek tartışmaları şimdiden ele almak istemiyorum. Dediğim gibi, önce Jane Holl Lute sonra da Genel Sekreter bir değerlendirme yapacak, ve Kıbrıs müzakere süreci ile ilgili neler olduğunu veya olmadığını ayrıntılarıyla açıklayacak. UNFICYP ile ilgili ne yapılması gerektiğine karar vermeden önce süreçte ne olduğunu veya olmadığını bilmemiz gerekiyor.

Temmuz ayında UNFICYP’in görev süresinin uzatılması ile ilgili tartışmalarda, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları arasında doğrudan temas mekanizmalarının kurulması fikri de masaya geldi. İki tarafın askeri makamları arasında doğrudan temas, Genel Sekreter’in de raporunda ele aldığı bir konuydu. Bu öneriye bakışınız nedir?
Lillie: Dediğim gibi, eğer insanlar arasındaki bir anlaşmazlığı gidermeye çalışıyorsanız, insanların birbirleri ile konuşmaya başlaması lazım. Ve dünyadaki başka barış gücü misyonlarında, karşıt güçlerin birbiri ile doğrudan temas kurduğu örnekler var – belki BM’nin arabuluculuğu veya kolaylaştırıcılığı ile ama doğrudan. Dolayısıyla, eğer güveni artırmak ve gerginliği azaltmak istiyorsanız, böyle bir adım Kıbrıs bağlamında da mantıklı olacaktır.

Son olarak, Kıbrıs’ta çözüm sürecinin yeniden başlaması olasılığını yüksek görüyor musunuz?
Lillie: Ben şu anda masada olan sorunlara baktığımda, çözülemez sorunlar görmüyorum. Büyük bir bağlılık ve büyük siyasi irade ile bu sorunlar çözülebilir. Burada dikkat edilmesi gereken, yeniden uluslararası bir konferansa gidilmeden önce çok daha iyi bir hazırlığın yapılması. Yani tarafların ne olacağını, ne beklemeleri gerektiğini, ne yapacaklarını bilmeden çok-taraflı bir konferansa gitmesi bizi yeni bir başarısızlığa götürebilir, ki, bu Kıbrıs’taki durumu daha da kötüleştirir. Konferansa gitmeden önce her şey konuşulmuş ve hazırlanmış olmalı, ve konferans bir başlangıç değil, bir son nokta olmalı. Öyle sanıyorum ki, gelişmeler nedeniyle, dünyadaki, bölgedeki ve ülkedeki değişimler nedeniyle, Kıbrıs’ta çok sınırlı bir fırsat penceresi olduğuna dair giderek daha da büyük bir farkındalık oluşuyor. Bu pencerenin ne kadar açık kalacağını söylemeyeceğim, ama bunun ucu açık bir süreç olmadığı kesin.

http://www.yeniduzen.com/kuzeyde-daha-az-kibrisli-turk-oldukca-adayi-birlestirmek-daha-cok-zorlasacaktir-107694h.htm




Sunday, 1 February 2015

İngiliz Yüksek Komiseri Ric Todd ile Röportaj (30 Ocak 2015)



Britanya Yüksek Komiseri Ric Todd uyardı:

Kimse Statükonun Devam Edeceğini Varsayamaz


STATÜKO DEVAM ETMEZ: BRİTANYA YÜKSEK KOMİSERİ TODD DÜNYADA YAŞANAN GELİŞMELERE, KIBRIS’IN KONUMUNA, VE ÖZELLİKLE DE DOĞU’DAKİ KOMŞULARINA BAKILDIĞINDA, ARTIK HİÇ KİMSENİN STATÜKONUN DEVAM EDEBİLECEĞİ VARSAYIMINDA BULUNAMAYACAĞINI BELİRTTİ.

ÇÖZÜM RİSKİ Mİ ÇÖZÜMSÜZLÜK RİSKİ Mİ: TODD, KIBRISLILARIN CEVAPLAMASI GEREKEN SORUNUN ARTIK, ‘STATÜKONUN DEVAM ETMESİNİ Mİ, YOKSA ÇÖZÜM RİSKİNİ ALMAYI MI TERCİH EDİYORSUNUZ?’ DEĞİL, ‘ÇÖZÜM RİSKİNİ Mİ, YOKSA ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN RİSKİNİ Mİ ALMAYI TERCİH EDİYORSUNUZ?’ OLDUĞUNU SÖYLEDİ.

ANLAŞMAZLIKLARIN TEMELİNDE GÜVENSİZLİK VAR: BRİTANYA YÜKSEK KOMİSERİ, KIBRIS TÜRK VE KIBRIS RUM TARAFLARI ARASINDA GÜVENSİZLİK OLDUĞUNU, YAŞANAN ANLAŞMAZLIKLARIN TEMELİNDE DE BU GÜVENSİZLİĞİN YATTIĞINI VURGULADI.


Esra Aygın

Britanya Yüksek Komiseri Ric Todd, dünyada yaşanan gelişmelere, Kıbrıs’ın konumuna, ve özellikle de Doğu’daki komşularına bakıldığında, artık hiç kimsenin statükonun devam edebileceği varsayımında bulunamayacağını belirtti.

Todd, “Artık Kıbrıslıların cevaplaması gereken soru ‘statükonun devam etmesini mi, yoksa çözüm riskini almayı mı tercih ediyorsunuz?’ değil. Kıbrıslıların cevaplaması gereken soru, ‘çözüm riskini mi, yoksa çözümsüzlüğün riskini mi almayı tercih ediyorsunuz?’dur. Bu konuya bu açıdan bakmak çok önemli” dedi.

Britanya Yüksek Komiseri, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin müzakerelerin yeniden başlatılması çabalarını desteklediklerini belirterek, her iki tarafı da yapılandırılmış müzakerelere dönmeye teşvik ettiklerini vurguladı.

Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları arasında güvensizlik sorunu bulunduğunun altını çizen Todd, masadaki konular üzerinde yaşanan anlaşmazlıkların temelinde de bu güvensizliğin yattığını vurguladı.


Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları arasındaki müzakerelerin yeniden başlayabilmesi için yoğun bir çaba içerisinde. Siz de bu çabaları destekliyorsunuz. Tarafları müzakere masasına döndürmek için ne yapılıyor?
Todd: Yılbaşı döneminde Sayın Eide müzakerelerin olumlu bir ortamda yeniden başlamasına olanak sağlayacak bir gelişme için her iki tarafla da çok yoğun bir şekilde çalıştı. O da, biz de hep şunu söylüyoruz: Olay sadece müzakerelerin yeniden başlaması değil, olumlu bir ortamda yeniden başlamasıdır. Sayın Eide söz konusu çabalarının - bir başarıya çok yaklaşılmasına rağmen - sonuç vermediğini düşünüyor. Müzakerelerin başlayamamasında her iki tarafın da sorumluluğu olduğuna inanıyor ve tarafları masaya getirmek için çabalarına devam edecek. Tabii ki biz de bu amaçla çabalarımıza devam edeceğiz. Biz Sayın Eide’nin çok iyi bir iş çıkardığını düşünüyoruz ve BM Güvenlik Konseyi’nin tümü gibi biz de onun çabalarını destekliyoruz. Bu bağlamda, Kıbrıs sorununun çözümü için şu anda çok güçlü bir uluslararası destek var.

Bu çabaların ne olduğunu sorabilir miyim?
Todd: Çözüm müzakerelerinin dinamiği çok ilginçtir. Müzakereler tüm Kıbrıslılar için elbette çok önemlidir ve kapalı kapılar ardından ne konuşulduğunu insanlar bilmek isterler. Öte yandan, tecrübeli bir arabulucu olan Sayın Eide, taraflar arasında güvenin oluşması için gizliliğin temin edilmesi gerektiğini savunacaktır. Tabii ki bu gizlilik, şeffaflık ve dürüstlüğe halel getirmez. Geçmişte müzakere edilen konuların veya tartışmaların henüz olgunlaşmadan yanlışlıkla veya isteyerek basına sızmış olması pek de olumlu sonuçlar doğurmadı. Bu nedenle, Sayın Eide’nin her zaman ne yapmaya çalıştığını açıklayamayacağı gerçeğini anlamamız, buna anlayış göstermemiz gerekiyor.

Türk tarafı yeni bir NAVTEX yayınlanmasına rağmen, bir iyi niyet göstergesi olarak Barbaros’u Mağusa açıklarında tutuyor. Anastasiadis ise hidrokarbon konusunu müzakere masasında görüşmeyi kabul etti. Ancak uzlaşma yönünde atılan bu adımlara rağmen tıkanıklık aşılamadı. Müzakerelerin yeniden başlaması için ne yapılması gerekiyor?
Todd: Sayın Eide hem Rum tarafından hem de Türk tarafından bazı iyi niyetli adımların atıldığını kabul ediyor. Ancak bu adımlar müzakerelerin yeniden başlaması için yeterli olmadı. Dolayısıyla, Sayın Eide, müzakerelerin yeniden başlayabilmesi için daha nelerin yapılabileceği arayışını sürdürecek. Hem siyasette, hem diplomaside, hem gazetecilikte günlük sorunlarla karşılaştığınızda, asıl elde etmeye çalıştığınızın ne olduğunu hatırlamak çok önemlidir. Gözünüzü hedefte tutmalı ve raydan çıktığınızda, yola çıkarken varmayı amaçladığınız yerin neresi olduğunu hatırlamalısınız. Söz konusu sürecin ne olduğunu kendi kendimize sürekli olarak hatırlatmamız çok önemli. Bu süreç, Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesini amaçlayan bir süreçtir.

Sizce taraflar çözümsüzlüğün bizlere ne kaybettirdiğinin farkında mı?  Todd: Burada bulunduğum beş ay içerisinde gördüğüm şey şu: Her iki tarafta da bir çözüme varmak konusunda samimi bir istek var... Ve şunu da net şekilde görebiliyorum ki, geçmişte ‘eğer hiçbir şey olmazsa, statüko devam eder,’ varsayımı hakimdi. Yani, başka bir deyişle, insanlar statükoyu beğenmiyordu belki, ama buna alışmışlardı ve dayanılabilir olduğunu düşünüyorlardı. Ancak, şu anda dünyada yaşanan gelişmelere, Kıbrıs’ın konumuna, özellikle de Doğu’daki komşularına, Suriye’ye, Irak’a baktığımızda, artık hiç kimsenin statükonun devam edeceği varsayımında bulunabileceğini düşünmüyorum. Bu, insanların her zaman akıllarında tutmaları gereken bir gerçek. Yeniden birleşmenin her iki tarafa da sağlayacağı faydalar açık. Yani bir çözüme doğru ilerlemek için çok güçlü olumlu nedenlerin yanında, aynı zamanda olumsuzlukları engellemeye dair nedenler de var.


Kıbrıs’ın çözümsüzlük durumunda Doğu’daki komşuları gibi bir kaos ortamına sürüklenebileceğini mi söylüyorsunuz?
Todd: Şiddet tehdidinde bulunuyormuş gibi görünmek istemem... Ancak hiç de uzağınızda olmayan olayların Kıbrıs’a sıçramayacağından emin olamazsınız. Terörizm tüm Avrupa’yı tehdit ediyor ve hiçbir ülke bundan muaf değil.

Birleşmiş bir Kıbrıs terörizm tehdidine karşı daha güçlü bir pozisyonda mı olur?
Todd: Birleşmiş bir Kıbrıs, Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların karşılaşacağı her türlü zorluk ve tehdit için daha güçlü bir pozisyonda olur, evet.

Kıbrıs’ta bir çözüm bölgedeki sorunlar göz önünde bulundurulduğunda, şimdi daha büyük bir önem mi kazandı?
Todd: Bölgedeki sorunlar, dünyadaki gidişat, sadece şu anki tehditler değil ama 21. yüzyılın getirdiği ve getireceği tüm zorluklar, Kıbrıs’ta bir çözümü, eskiye göre çok daha önemli kılıyor. Artık Kıbrıslıların cevaplaması gereken soru ‘statükonun devam etmesini mi, yoksa çözüm riskini almayı mı tercih ediyorsunuz?’ değil. Kıbrıslıların cevaplaması gereken soru, ‘çözüm riskini mi yoksa çözümsüzlüğün riskini mi almayı tercih ediyorsunuz?’dur. Bu konuya bu açıdan bakmak çok önemli. Her iki tarafı da yapılandırılmış müzakerelere dönmeye teşvik ediyoruz çünkü bu herkesin faydasına olacaktır. Kıbrıslılar veya diğer ilgili taraflar beğensinler veya beğenmesinler, Britanya’nın Kıbrıs’ta bir ajandası var ve bu ajanda gizli değil. Tamamıyla açık. Biz Kıbrıs sorununun çözülmesini istiyoruz ve bunun için çaba sarf ediyoruz. Çözüm elbette uzlaşmayı ve bazı ödünleri gerektiriyor... Liderler üzerinde farklı baskıların olması da anlaşılabilirdir. Ancak burada önemli olan şu ki, uluslararası toplum burada bir çözümü destekliyor ve bunun için yapabileceği her şeyi yapmaya hazırdır. Ancak aynı zamanda Güvenlik Konseyi kararlarında belirtilen bir noktayı hatırlatmak istiyorum: “Bir çözüme varmak ilk önce ve en başta Kıbrıslılara düşmektedir.”

Gelişmeleri yakından takip eden biri olarak müzakerelerin yakında yeniden başlayabileceğine şans veriyor musunuz, yoksa işler Nisan sonrasına mı kalır?
Todd: Bu konuda alternatif senaryolar var. Bu senaryolardan biri de Nisan’a kadar hiçbir şeyin olmaması. Ancak ben seçimlerin müzakere sürecini engellemesini asla kabul etmem ve dürüst olmak gerekirse Sayın Eide’nin de bunu kabul ettiğini düşünmüyorum. Dolayısıyla, yakın gelecekte hiçbir şeyin yapılamayacağı düşüncesini kabul etmemeliyiz. Bir çözüme ulaşma ihtiyacı ortadadır.

Anladığım kadarıyla Eide, tarafları masaya getirme çabalarının yanı sıra, başladıktan sonra müzakerelerin daha etkin ve hızlı ilerlemesi için de çalışmalar yapıyor? Bu doğru mu?
Todd: Sayın Eide ve ekibi, bu görevi aldıkları andan itibaren çok yoğun bir şekilde masadaki konuların en iyi şekilde nasıl ele alınabileceği konusunda çalışıyorlar. Dolayısıyla BM, müzakereleri, taraflarla birlikte ileriye götürmeye hazırdır. Bu nedenle müzakerelerin yeniden başlaması çok önemli. Dediğim gibi, her iki tarafta da çözüm için güçlü bir istek olduğunu hissediyorum. Ortak açıklama yol göstericidir. Öyleyse iş, al-ver sürecine geçmeye kalmıştır. Her iki tarafın da çözüm için belli ödünler vermesi, uzlaşmaya varması gerekmektedir. Ancak bu ödünlerin dengeli olması gerekiyor. Ortaya çıkan sonuçla ilgili tarafların rahat olması gerekiyor. Dolayısıyla, müzakerelere yeniden başlayıp en zorlu konularda belli uzlaşmalar yakalarsanız, tüm diğer konular yerine oturacaktır.

Sizce taraflar samimi olarak çözüm istiyor mu?
Todd: Eğer liderliklerden ve müzakereleri yürütmekten sorumlu kişilerden bahsediyorsak – ki bu konuda dürüst olmamız gerekiyor – aralarında güvensizlik var. Güvensizlik duruma yardımcı olmuyor tabii ki. Ve ben çoğu zaman, masadaki konuların, yani güvenlik, mülkiyet, toprak, garantiler, hidrokarbonlar – ki bu konu masada olsun veya masanın oralarda bir yerlerde olsun, fark etmez – aslında temel sorun olan güvensizliğin yerine geçtiğini düşünüyorum.    

Bu güvensizlik sorununu nasıl aşabiliriz peki? Birbirine en basit konularda bile güvenemeyen taraflar, nasıl ortak bir şekilde bir federasyonu yönetecekler?
Todd: Çok haklısınız. İki liderin vardığı çözüm her iki tarafta referanduma sunulacak. Eğer referandumda iki taraftan da evet çıkarsa, bu Kıbrıs sorununun sonu olmayacak. Sadece o faslın sonu olacak. Ve bir sonraki fasıla geçilecek. Andreas Mavroyannis’in deyimiyle o noktadan sonra, Kıbrıslılar el-ele bir geleceğe yürüyecekler. İşte bu nedenle BM, sürekli olarak taraflara ve liderlere olumlu söylemler geliştirmeleri ve çözümün faydalarını halka anlatmaları çağrısında bulunuyor. BM liderlerin sorumluluğunun sadece bir çözüm için çalışmak değil, insanları hem referanduma hem de ortak bir geleceğe hazırlamak olduğunu söylüyor. Bu çok önemli... Kıbrıs’a uzun yıllar AB ile ilgili çalışmalar yaptıktan sonra geldim. AB’de temel anlayışlardan biri, ‘dayanışma’ kavramının alınan bir kavram olmadığıdır. Eğer dayanışma gösterirseniz, size dayanışma gösterilir. İnsanlar çok yanlış bir şekilde dayanışmanın alınan bir şey olduğunu düşünüyorlar. Hayır öyle değil. Dayanışma karşılıklıdır.






Sunday, 13 July 2014

İngiliz Yüksek Komiseri Matthew Kidd ile Röportaj (Havadis Gazetesi, 9 Temmuz 2014)



 Çözümsüzlüğün bedeli çok ağır

İngiliz Yüksek Komiseri Matthew Kidd, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak için yürütülmekte olan müzakerelerde in umulduğu kadar pürüzsüz ve hızlı ilerlememesinin doğal olduğunu, ve bir çıkmazdan bahsetmek için çok erken olduğunu belirtti. Çözüme ulaşmamanın bedelinin tüm taraflar için çok ağır olacağı uyarısında bulunan Kidd, müzakerelerin ne kadar süreceğinde amaçlanan sonucun önemli rol oynadığını söyledi. Kidd, son zamanlarda daha sık dile getirilmeye başlanan çerçeve anlaşma yönteminin birçok nedenden dolayı çekici bir yaklaşım olduğunu vurguladı.

Kıbrıs’taki görevini önümüzdeki aylarda Damian Roderic Todd’a bırakacak olan Yüksek Komiser, müzakerelerde her konunun masada olması gerektiğinin altını çizerek, geçmişte varılan yakınlaşmalara dokunmamanın müzakere sürecinin yapılandırılması açısından tarafları kısıtlayacağını söyledi. Anlaşmadan sonraki Kıbrıs’ın AB üyesi olacağı düşünüldüğünde, AB’nin müzakerelere daha aktif bir şekilde dahil olması gerektiğini vurgulayan Kidd, bu dahiliyetin, her iki tarafın da rahat olacağı bir şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtti.

11 Şubat ortak açıklamasının ardından yeni müzakere süreci büyük umutlarla, büyük uluslararası destekle ve her iki taraftan kararlı açıklamalarla başladı. Şimdi yine bir çıkmaza girilmiş gibi görünüyor. Taraflar birbirini suçluyor ve süreç umduğumuz kadar pürüzsüz bir şekilde ilerlemiyor. Siz bu süreci nasıl okuyorsunuz?
Kidd: Haklı olduğunuzu düşünüyorum. Süreç insanların umduğu kadar pürüzsüz bir şekilde ilerlemiyor. Ama bence bir çıkmazdan bahsetmek için de henüz çok erken. Müzakerecilerin ve liderlerin yapmaya çalıştığı şey zorlu, ve çok emek isteyen bir şey. Bilinen sorunları yeni bazı yöntemlerle ele almaya çalışıyorlar. Şubat ayında ortak açıklama üzerinde mutabakata varıldığı zaman, bir sonraki adımın oldukça zorlu ve potansiyel olarak moral bozucu olacağını biliyorduk. Evet zorlanıyorlar, evet umduğumuz kadar kolay ve hızlı ilerlemiyorlar. Ancak bundan çıkmaz olarak bahsetmek bana pek mantıklı gelmiyor.

Yeni yöntem derken, konuları sırasıyla değil de birbirine bağlı bir şekilde ele almalarından mı bahsediyorsunuz?
Kidd: Evet, yöntemdeki ana değişikliklerden biri bu. Tüm konuları masaya koyup, bunları birbirleri ile bağlantılı şekilde nasıl çözebileceklerine bakmaya karar verdiler. Bu kendi içerisinde zaten zor bir iş. Bir başka değişiklik ise, müzakereciler ve liderlerden oluşan iki seviyeli bir müzakere yönteminde mutabık kalmış olmaları. Bu, bana göre potansiyel olarak iyi ve verimli bir yöntem, ancak bunu tam olarak nasıl hayata geçirecekleri konusunda doğal olarak zorlanıyorlar. Tüm bunlara ek olarak, bir tarafta yeni bir ekip, diğer tarafta ise -yani Kıbrıs Türk tarafında- oturmuş, birbirleri ile uzun süredir çalışan, konuları bilen, müzakere tarihine hakim olan bir ekip var. Kıbrıslı Rum müzakere ekibi yeni ve yapı olarak daha karmaşık. Bunun oturması da doğal olarak zaman alıyor.

İki taraf arasındaki en büyük anlaşmazlıklardan biri, 2008-2012 yıllarında varılan yakınlaşmaların kabul edilip edilmeyeceği ile ilgili. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?
Kidd: Dürüst olmam gerekirse, aslında hiç de sorun olması gerekmeyen bir konuyu sorun haline getirme tehlikesi ile karşı karşıyayız. Herhangi bir müzakere sürecinde, masadaki her konuyu ele alma gereksinimi mutlaka ortaya çıkacaktır. Ve her müzakere sürecinde, üzerinde anlaşılmış veya anlaşılmaya yakın olan konular, başka konuları ele almak için temel olarak kabul edilecektir. Dolayısıyla ‘bu tamam, bunu masadan kaldıralım ve artık dokunmayalım,’ dediğiniz anda, bütünlüklü müzakere sürecinin yapılandırılması açısından kendi kendinize bir kısıtlama getirmiş olursunuz. Ortak anlaşmada da yer alan ‘Her konuda anlaşılana kadar hiçbir konuda anlaşılmış değildir’ ilkesinin altında yatan neden de budur bence.

İyi de, bu her şeye sıfırdan başlamak anlamına gelmiyor mu?
Kidd: Hayır, sıfırdan başlamak anlamına gelmiyor. Daha önce yapılan çalışmaları, iyi bilinen bazı sorunları aşmak için kullanmak anlamına geliyor. Daha önce yapılan çalışmaları ele almak, bugün hala uygulanabilir olduklarından emin olmak, iki tarafın yapılmış bu çalışmalarla ilgili bugün hala rahat olup olmadıklarını anlamak, ve diğer konuları ele almak için bunları bir nevi sıçrama tahtası olarak kullanmak anlamına geliyor. Eğer bu işe siyah veya beyaz olarak yaklaşırsanız, kendinizi çok fazla kısıtlarsanız. Bu, müzakere süreci açısından kendinizi olası fırsatlardan mahrum bırakmak anlamına gelir.

Peki AB’nin müzakerelerde daha aktif bir rol oynaması konusundaki düşünceniz nedir. İki taraf arasındaki bir başka anlaşmazlık noktası da bu.
Kidd: Anlaşmadan sonraki Kıbrıs’ın AB üyesi olacağı varsayımından yola çıkarsak, bu anlaşmanın belli unsurları kaçınılmaz olarak AB boyutuyla ele alınmalıdır. Ve çözümlenmesi gereken bazı konular, AB üyesi devletlerin sorumlulukları ile doğrudan bağlantılıdır. Dolayısıyla, bir şekilde, müzakere süreci de, bu sürecin sonucunda varılacak olan neticeler de AB ile uyumlu olacak şekilde tasarlanmalıdır. Bunu yapmanın elbette farklı yolları var. Ancak müzakere süreci ilerledikçe, bir şekilde bu bahsettiğim ‘AB testinin’ uygulanmasının bir yolunu bulmak gerekiyor. AB ile bağlantılı konuların tartışılmasına yardımcı olacak AB bilgisini temin etmek için her iki tarafın da rahat olacağı bir yöntem bulmaları yararlı olur diye düşünüyorum.

Bu, AB’nin müzakere masasında yer alması demek mi oluyor?
Kidd: Olası yöntemlerden biri de bu. Ancak kesinlikle tek yöntem değil. Ve eğer taraflardan biri bu yöntemden rahatsızsa, seçilecek yöntemin bu olmaması gerekir. Burada kilit konu, AB tecrübesinin bir şekilde müzakere sürecinde mevcut olmasıdır ki, varılacak sonuçlar yeni Kıbrıs için başka sorunlar doğurmasın.

Şu anda Birleşik Krallık çözüm sürecinde etkin bir rol oynuyor mu yoksa daha çok işin perde gerisinde misiniz?
Kidd: Perde gerisinde de etkin olabilirsiniz. Etkin bir rol oynuyoruz ve bunu çoğunlukla perde gerisinde yapıyoruz. Bizim gibi sürecin destekçilerinin oynayabileceği rollerden biri de şüpheleri giderme...

Müzakereciler nezdinde mi? Yoksa taraflar veya toplumlar nezdinde mi?
Kidd: Bunların herhangi birisi veya hepsi nezdinde. Müzakereciler nezdinde oynayabileceğimiz spesifik rolden bahsetmek gerekirse, her iki ekip de diğer ekiple konuştuğumuzu biliyor. Dolayısıyla, iki tarafın birbirini anlamasını kolaylaştırmak, aralarındaki güveni artırmak ve potansiyel yanlış anlamaları gidermek konusunda yardımcı bir rol oynayabiliriz. Bazen taraflardan biri diğer tarafın görüşü veya elde etmek istediği amaç ile ilgili yanlış bir fikre kapılabiliyor. Biz ise, bu gibi durumlarda şüphelerin veya endişelerin giderilmesi, ortamın sakinleştirilmesi, durumun açıklığa kavuşturulması ve engelin aşılması konusunda yardımcı olabiliriz. Yapabileceğimiz ve kalıcı olan bir başka şey ise, kamu oyu oluşturmaktır. İnsanların, müzakerelerle ilgili medyada çıkanları görüp düş kırıklığına uğramaları, aylar geçmesine rağmen hiçbir sonuca varılmadığını düşünmeleri ve bunun dişe dokunur bir süreç olduğuna dair inançlarını yitirmeleri kolaydır. Dolayısıyla, bizim gibi, olup biteni yakından takip eden tarafların, ‘Bir dakika, bir şeyler oluyor, ortada sarf edilmekte olan bir çaba var, sabırlı olmalıyız ve hayal kırıklığına uğramamalıyız,’ demek gibi bir rolü olabilir. Günlük hayatımda ‘neler oluyor, gerçekten bir şeyler oluyor mu?’ sorusuyla öyle sık karşılaşıyorum ki, bu beni şaşırtıyor. İnsanlar bizim, tarafların söylediklerinin altındaki yatan gerçeklerle ilgili mantıklı bir görüş ortaya koyabileceğine güveniyor.

Peki o zaman ben de size sorayım. Gerçekten bir şeyler oluyor mu?
Kidd: Evet bir şeyler oluyor. Can sıkıcı ve zor bir şeyler oluyor...

Şöyle sormalıydım o zaman: Olumlu bir şeyler oluyor mu?
Kidd: Sanırım buna şu şekilde cevap verebilirim: Taraflar birbirleri ile çalışmanın, sorunları çözmenin, bağlantıları görmenin, müzakereleri yürütmenin ve bir sonuca varmanın yollarını- bizim umduğumuz kadar kolay bir şekilde olmasa da – buluyorlar.

Peki taraflarda kararlılık görüyor musunuz?
Kidd: Evet görüyorum. Doğal olarak her bir taraf, müzakerelerde, kendisi açısından en önemli olan konularda bir sonuç almakla ilgileniyor. Dolayısıyla simetrik bir kararlılık yok belki, ama evet, taraflarda kararlılık görüyorum.

Bu sürecin bir anlaşma ile veya en azından bir referandum ile sonuçlanacağı konusunda umutlu musunuz?
Kidd: Evet ben her zaman umutluyum. Bu belki benim hala burada olduğum altı hafta içerisinde olmayacak ama evet, umutluyum.

Ne kadar süreceği ile ilgili bir tahmin yapmanızı istesem ne derdiniz?
Kidd: Ne kadar süreceğini hesaplamanın bir yolu yok. Ele almaları gereken konulardan bazıları teknik olarak oldukça karmaşık. Mülkiyet gibi mesela. Bunu nasıl çözecekleri konusundaki detaylarda anlaşmak için belli bir süreye ihtiyaçları olacağı açık. Bazı konularda oldukça iyi yol almış olmalarına rağmen birkaç konuda henüz daha hiç detaya girmediler. Müzakereler, varmak istediğiniz sonuca göre farklı hızlarda ilerler. Tüm detayları ile, eksiksiz bir anaysa ile bütünlüklü bir sonuca varmayı mı amaçlıyorsunuz, yoksa sorunu nasıl çözeceğiniz konusunda bir mutabakat içeren, başlıklardan oluşan ve örneğin anayasanın detaylarını sonraya bırakan bir belge mi istiyorsunuz? Bu tabii ki çok daha çabuk ulaşılabilecek bir amaç.

Evet şu sıralar bahsettiğiniz gibi bir çerçeve anlaşma konuşuluyor. Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyor musunuz?
Kidd: Evet bu konuşuluyor. Eğer 2004 örneğine bakarsak, böyle bir çerçeve anlaşmanın faydalı olabileceği sonucuna varabiliriz. Bir çerçeve anlaşma seçmenlerin ele alması, sonuçlarını anlaması, ana noktaları özümsemesi açısından geçen sefer boğuşmak zorunda kaldıkları bütünlüklü metne göre çok daha kolay olur. Bu, çerçeve anlaşmayı mantıklı kılan nedenlerden biri. Bir başka neden ise, zaman. Tabii ki, bu sürecin doğru sonuncunun ne olması gerektiğini söylemek bizlere düşmez. Ancak çerçeve anlaşmayı çekici bir yaklaşım kılan nesnel bazı nedenler olduğunu düşünüyorum. Umuyorum ki konuştukları şeylerden biri de, nasıl bir sonuca varmak istedikleridir. Ama bu konuda ne derece fikir alışverişinde bulundular bilmiyorum.

Eğer bu kez de bir çözüme varamazsak ne olur? Her zaman ‘bir başka fırsat’ var mıdır?
Kidd: Bu cevaplaması hiç de çekici olmayan kuramsal bir soru. Samimi olmam gerekirse, çözüme ulaşmamanın bedeli müdahil tüm taraflar için öyle ağır ki, ‘olmaza ne olur’un düşüncesi bile akılcı gelmiyor. Bu fırsatı değerlendirmemek, çok büyük bir kayıp, çok büyük bir başarısızlık olur.

Sizce taraflar çözüme ulaşmamanın bedelini doğru okuyabiliyor mu?
Kidd: Belki bazıları diğerlerinden daha fazla. Ancak eskiye nazaran farklı olan bir şey var; zaman geçtikçe çözümün daha da zorlaştığına dair farkındalık arttı. Zaman geçtikçe çözüm daha kolay olmayacak, daha iyi olmayacak, fırsatlar daha umutlandırıcı olmayacak. Bu algı – ki çok önemlidir – daha önceye nazaran yerleşmiş durumda.

Bir güven artırıcı önlem olarak Maraş hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kidd: Sürece paralel olarak güven artırıcı önlemlerin uygulanması önemli. Bu, hem sürecin başarılı olmasına, hem de her iki tarafta kamuoyunun sürecin olumlu bir sonuca varacağına olan inancının artmasına yardımcı olacaktır. Güven artırmanın birçok farklı yolu vardır. Kıbrıslı Rumlar açısından Maraş’ın geri verilmesinin, olabilecek en büyük güven artırıcı önlem olduğunu biliyoruz. Ve bu da şaşırtıcı değil. Ancak, onların da, bunun pratikte ancak adım adım olabileceğini anlaması akılcı olur. Yani 40 yıl sonra bir anda insanlara ‘tamam, artık geri gidebilirsiniz’ diyemezsiniz. Bu böyle olmaz. İşte bu nedenle de, bir çeşit araştırma ile, altyapı gereksinimlerine bakmak, planlama gereksinimlerine bakmak ve adım adım ilerlemek mantıklı bir yaklaşım. Dolayısıyla Maraş’ın güven artırıcı potansiyeline bakmak, ancak bunu güven artırabilecek tüm diğer adımlarla aynı bağlamda değerlendirmek akılcı olur.

Sizin, ABD’nin veya diğer uluslararası aktörlerin süreçte daha aktif, daha teşvik edici olması gerektiğini düşünmüyor musunuz? İş Kıbrıslılara bırakıldığında pek de yol alınmıyor gibi.
Kidd: Ben öyle düşünmüyorum. Ama 2004 yılına göre, uluslararası aktörlerin dahiliyeti konusunda insanların tutumunda bir değişiklik olduğu açık. 2004 yılında yaşanan tecrübe, dış etkenlerin dahiliyeti konusunda çok olumsuz bir tutuma neden olmuştu. Ancak son yıllarda bu tutumun, bizim gibilerin katkılarının yapıcı ve olumlu olabileceği konusunda daha rahat bir yaklaşıma dönüştüğünü görüyorum. Bunu Biden ziyaretine verilen tepkilerden de gördük. Yardımcı olmak amacıyla geldiği, empoze etmediği, destek olduğu algısı vardı. Bizler, yaptığımız katkının kabul edilmez bir şeyi kabul ettirmeye yönelik değil, olumlu ve yapıcı olarak algılanmasına önem veriyoruz. Çizgiyi aşıp da bu algının tekrardan değişmemesi konusunda dikkatli olmalıyız. Dahiliyetimiz konusundaki tepkilere hassasiyet göstermeli ve vermek istediğimiz desteğin ters tepmeyeceğinden emin olmalıyız.

Sizce Türkiye hükümeti şu anda yaşamakta olduğu tüm iç ve dış sorunlarla Kıbrıs’ta çözüm için ne kadar çaba sarf edebilir?
Kidd: Ben Türkiye konusunda uzman değilim. Ama bu soruyu sorduğum uzmanlardan aldığım intiba şu ki, Kıbrıs şu anda Türkiye hükümetinin birinci önceliği değil. Bu da şaşırtıcı değil çünkü dediğiniz gibi, şu anda birçok sorunla karşı karşıya. Ancak Türkiye, Kıbrıs’ta bir anlaşma istediğini net şekilde ortaya koydu ve burada bir anlaşmanın kendi faydasına olacağını düşünüyor. Kıbrıs’taki çözümsüzlük durumu Türkiye’nin siyasi ve ekonomik emellerine engel teşkil ediyor. Belki geçmişte buradaki çıkarları dolayısıyla Türkiye, bu bedeli ödemeye değer buluyordu. Ancak benim izlenimim şu ki, burada kendi çıkarları ile uyumlu bir anlaşmanın yaratacağı fırsatların artık çok daha fazla olduğunu ve bunun Avrupa’ya yakınlaşma, ekonomik büyüme, Orta Doğu’da bölgesel pozisyon gibi emellerinin önündeki engeli kaldıracağını görüyor. Şu andaki hesabı sanırım bu, ve eğer bu konuda yanılmıyorsam, karşı karşıya bulunduğu diğer sorunların buna engel olacağından endişe etmek yersiz. Her ne kadar şu anda Irak, Suriye, iç sorunlar vs. ile uğraşmak zorunda olsa da, Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki çizgisinin değişeceğini sanmıyorum. Ortaya koyduğu tutum bana bu izlenimi veriyor.

Bir süre önce Kıbrıs Üniversitesi’nden öğrencilerle bir araya geldiğiniz bir toplantıda Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’ndeki hidrokarbon rezervlerinin Türkiye ile bir savaşa neden olup olamayacağı sorusuna bunun mümkün olduğu karşılığını verdiniz. Bu bir uyarı mıydı?
Kidd: Bu, insanın düşünmek bile istemediği hipotezlerden biri. Akdeniz’de bulunan doğalgaz rezervlerinin herhangi birine bir gelir getirmeye başlamasına daha yıllar var. Bu rezervlerden faydalanabilmek için daha yapılması gereken çok şey var. Dolayısıyla, bu konudaki gelişmelere paralel olarak bir anlaşmaya varılması için de önümüzde süre var. Gelecek olan bu gazın anlaşmaya varmak yönünde olumlu bir teşvik olmasını umut ediyorum. Yani her iki konunun da paralel olarak ilerlemesi için yeterli zaman var. Bahsettiğiniz toplantıda anlatmaya çalıştığım şuydu: Rezervlerin bulunması ve geliştirilmesi için ve umarım aynı zamanda çözüm için çeşitli adımlar atılırken, temkinli ve serinkanlı olunması gerekiyor. Savaş ihtimalinden bahsetmeye başlamanın duruma hiçbir faydası olmadığı gibi zararı var. Bu zaten kendi başına tehlikeli bir söylem. Umuyorum ki tüm taraflar, ilgili tüm hükümetler, temkin ve serinkanlılığa olan ihtiyacın farkındadırlar, ki öyle olduklarını düşünüyorum. Herhangi bir şekilde olumsuz bir durumun patlak vermesini önlemek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Türkiye bölgeye savaş gemisi gönderiyor. Bu pek de serinkanlı bir davranış değil, öyle değil mi?
Kidd: Evet kesinlikle. Sanırım bu soruya verebileceğim cevap şu: Bu durumda her iki taraf da korumaları gereken güçlü ulusal çıkarlar olduğunu düşünüyor ve dolayısıyla, bu çıkarların hiçe sayılmaması için belli yöntemlerle bunları gündemde tutuyor. Ama umuyorum ki, aynı zamanda, perde gerisinde de anlaşmazlıklarını bölge refahı ve istikrarına faydalı olacak yapıcı bir şekilde gidermek için çalışıyorlar. Umuyorum ki, makul bir çözümü daha da zorlaştıracak bir adım atmadan, yapmaları gerekeni dikkatli ve sakin bir şekilde hesaplıyorlar, ve bizim de bu konuda onları teşvik etmemiz gerekiyor.

Eklemek istediğiniz herhangi bir şey var mı?
Kidd: Sabırlı olun. Amaçlanan şey zor. Ancak bu arada herkesin yapabileceği bazı şeyler var. Kıbrıslılar, çözümün sağlayacağı faydaları, çözüme ulaşmamanın bedellerini ve en önemlisi, birbirleri ile ilgili ne düşündüklerini gözden geçirmeli. İki nesildir birbiri ile çok az teması olmuş olan birçok insanın, yeniden birbirlerine güvenmeyi, birbirleri ile aynı ortamı paylaşmayı ve anlaşmazlıklarını gidermeyi öğrenmesi gerekecek. Bunun için devlet hoşgörüsü kadar bireysel hoşgörü de gereklidir. Ve sanırım şimdiden buna alışma sürecini başlatmak, bu fikre alışmaya başlamak çok önemli ki, günü geldiğinde çözümle birlikte gelecek bazı gerekliliklere hazırlıklı olsunlar.