Sunday, 11 March 2018

Adamlar bizi yarı yolda bırakmışlardır. Bırakın bundan sonrasını kadınlar üstlensin...


Esra Aygın

Fransa’nın Lefkoşa Büyükelçisi Sayın Rene Troccaz’ın himayesinde Kadınlar Günü dolayısıyla düzenlenen panelde yaptığım konuşma:

Konuşmama başlamadan önce, bana verilen bu fırsattan yararlanarak genç bir kadını, bir anneyi, bu adadaki utanç verici seks ticaretinin bir kurbanını anmak istiyorum… Volha Viarbouskaya 11 gün önce Kıbrıs’ın kuzeyine bir gece kulübünde şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. Sadece 26 yaşındaydı. Volha, hayatını kazanmak için bu ülkeye gelen ve insanlık-dışı seks endüstrisinin eline düşen yüzlerce kadından sadece biri. Bu Kadınlar Günü’nün bu ortak utancımızla ilgili çok ihtiyaç duyulan yüzleşme ve mücadele sürecine bir başlangıç teşkil etmesini dilerim.

***

Bir gazeteci olarak 18 yıldır Kıbrıs barış sürecini takip ediyorum. Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları arasındaki müzakereleri... Daha doğrusu, koyu renk takım elbiseli Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum adamlar arasındaki müzakereleri...

Annan Planı sürecini izledim. Burgenstock’taydım. Annan Planı referandumunu takip ettim. Talat ile Papadopulos, Talat ile Hristofyas, Eroğlu ile Hristofyas, Eroğlu ile Anastasiadis, ve Anastasiadis ile Akıncı benim ülkemde barışı müzakere ederken oradaydım. Koyu renk takım elbiseli Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum adamlar, koyu renk takım elbiseli adamlardan oluşan ekipleri ile, koyu renk takım elbiseli adamların ev sahipliğinde benim geleceğimi tekrar tekrar masaya yatırırken, tartışırken, müzakere ederken, pazarlık konusu yaparken, yıkarken ve mahvederken oradaydım…

Bugün bana, bu 18 yıl boyunca müzakerelerin en belirgin özelliği neydi diye sorsanız, sizle ‘takım elbiseli adamlardı’ diye cevap veririm. Ve bunun bir sonucu olarak da: bir sorunu çözmek yerine bir şeyleri ispatlamak, haklı çıkmak, üstünlük elde etmek için şiddetli bir dürtü...

Sadece bu son 18 yıl değil, 1968 yılından beri devam etmekte olan Kıbrıs müzakereleri hep erkeklerin tekelinde oldu. Kadınların barış süreçlerine katılımının, anlaşmaya varma, anlaşmayı uygulama ve sürdürme olasılığını artırdığı yönündeki güçlü kanıtlara rağmen, Kıbrıs barış süreci sistematik olarak kadınları dışladı. Toplumun %50’sinin varlığı, temsiliyeti ve katkısı olmaksızın yürütülen bir müzakere süreci… Toplumun %50’sinin endişelerini, korkularını, umutlarını, beklentilerini, ihtiyaçlarını ve önceliklerini dikkate almayan bir müzakere süreci... Kıbrıs’ın %50’sini dışlayan bir Kıbrıs barış süreci...

Bu akşam için araştırma yaparken çok ilginç bir bilgiye rastladım.

Yapılan çalışmalar, erkek ve kadınların ‘barış’ tanımlarının çok farklı olduğunu ortaya koyuyor. Erkekler negatif barışa önem veriyor. Erkekler için öncelik çatışmalı ve güvensiz bir ortamın olmaması ve resmi yapıların istikrarlı olması. Dolayısıyla, koyu renk takım elbiseli adamların yürüttüğü bir barış sürecinin asker sayısına, takvimlere, yönetimin yapısına ve polisin kaçta kaçının hangi etnik toplumdan geldiğine odaklanması doğal...

Kadınlar ise, pozitif barışa değer veriyor. Aile ve toplumsal ihtiyaçlar başta olmak üzere, yerel düzeyde barış ve huzur istiyorlar. Araştırmalar gösteriyor ki, barış süreçlerinin kadın katılımcıları, savaş avantalarını korumaktan çok, uzlaşmaya, ekonomik kalkınmaya, eğitime ve geçiş dönemi adaletine odaklanıyor. Ki bunların hepsi sürdürülebilir barış için kritik unsurlar...

Kadınların katılımı derken, müzakere ekiplerine göstermelik birkaç kadın atamaktan bahsetmiyorum. Yetkilendirilmiş, karar-verme ve müzakerelere gerçek bir etki yapma gücüne sahip kadınların katılımından bahsediyorum.

Tüm bunlara rağmen, kadınların neden sistematik olarak müzakere sürecinin dışında bırakıldığını sorguladığımda, kadınların “yeterince güçlü olmadıkları,” “yeterince dayanıklı olmadıkları,” “eleştiri veya baskı altında ezilebilecekleri,” kadınların “savaş ve çatışmadan anlamadıkları,” “diplomasiyi bilmedikleri” veya “Tanrı korusun çok fazla taviz verebilecekleri” cevabını alıyorum...

Size bir şey söyleyeyim:

Kadınlar güçlüdür. Nasıl bir geçmişten veya ortamdan geldikleri fark etmez; muhtemelen bugün bulundukları yere gelebilmek için hayatlarının her günü yüzlerce mücadele ile geçmiştir. Önünüzde oturan kadına bakın; yanınızda oturan, arkanızda oturan kadına... Sizinle aynı itibara sahip olup bu akşam burada bulunabilmek için sizin en az iki katınız çaba göstermesi gerekmiştir.
Kadınlar eleştiriden korkmaz. Hayatları boyunca başarılı oldukları, başarılı olmadıkları, güzel oldukları, pek güzel olmadıkları, hırslı oldukları, rahat oldukları, kariyer sahibi oldukları, kariyer sahibi olmadıkları, fazla çabaladıkları, yeterince çabalamadıkları için sürekli eleştirilmişlerdir...
Fiziksel bir kavga vermek genelde kendileri için bir seçenek olmadığından kadınlar, çok küçük bir yaştan itibaren diplomaside ustadırlar. Tavizin hayatın bir parçası olduğunu bilirler ve sürekli olarak eşleri ile, aileleri ile, çocukları ile, meslektaşları ile arkadaşları ile bir orta yol bulurlar.
Kadınlar mutlaka bir yolunu bulurlar – ayakta kalabilmek için hayatlarının büyük bölümünü bir yolunu bulmakla geçirirler.
Kadınlar şiddeti bilir – kadına karşı şiddetten hayatını kaybeden kadın sayısı, tüm savaşların toplamında hayatını kaybeden kadın sayısından fazladır.
Kadınlar savaşı bilirler – çocuklarla birlikte savaşın ana kurbanları kadınlardır. Ve buna rağmen, savaşlar sırasında günlük hayatın devamını sağlayan da kadınlardır. Hiç bir barışın, savaştan daha kötü olamayacağını bilirler...

Sözlerime son vermeden önce size, Kıbrıs barış sürecindeki son durum ile ilgili bilgi vermek istiyorum. Sayın Akıncı ve Sayın Anastasiadis arasında bir görüşme gerçekleştirilmesinin önündeki en büyük engelin, telefonu ilk kimin cevaplayacağı ile ilgili bir anlaşmazlık olduğunu duyuyorum.

Adamlar bizi yarı yolda bırakmışlardır. Bırakın bundan sonrasını kadınlar üstlensin...


1 comment: